Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1961)
Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasası (1961–1982)
1961 tarihli anayasa, 9 Temmuz 1961’de yapılan referandumla kabul edilerek 12 Eylül 1980 darbesine kadar yürürlükte kalmıştır. Bu belge, 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında ortaya çıkan çok partili siyasi ortamın ve değişen politik gereksinimlerin bir yanıtı olarak hazırlanmıştır. Soğuk Savaş döneminin genel eğilimlerine ters düşen bir yaklaşımla bazı özgürlükleri genişletmeyi hedeflediği söylenirken, bazı hukukçular ise bu hakların kullanılmasını sağlayacak mekanizmaların yetersiz olduğunu savunmuşlardır.
27 Mayıs 1960’ta, Demokrat Parti’nin baskıcı politikalarına karşı bir grup subay, 38 kişi sayısında TSK mensubu olarak iktidarı devirmiş ve 1924 Anayasası ile TBMM’yi feshetmiş, birçok üst düzey yöneticiyi tutuklamıştır. Ardından Millî Birlik Komitesi oluşturulmuş ve bu yapı, hem yasama hem de yürütme yetkilerini elinde toplayarak geçici yasalar çıkarmaya başlamıştır.
Komite, yeni bir anayasa hazırlama sürecine hızla girişmiş; İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Sıddık Sami Onar’ın başkanlığında bir komisyon kurulmuş, ancak ilk tasarı geniş tepkiler almıştır. Bu nedenle daha temsili bir yapı oluşturmak amacıyla 6 Ocak 1961’de iki kısımdan oluşan Kurucu Meclis kurulmuştur. Bir kısmı Millî Birlik Komitesi, diğer kısmı ise TBMM yetkilerine sahip Temsilciler Meclisi olarak işlev görmüş; üyeler çift dereceli seçim, parti temsilcileri ve çeşitli sivil kuruluşların temsilcileri arasından seçilmiştir.
Kurucu Meclis içinde, Enver Ziya Karal ve Turhan Feyzioğlu başkanlığında 20 kişilik bir anayasa komitesi toplanmış ve bu grup, Emin Paksüt, Muammer Aksoy, Turan Güneş gibi isimlerden oluşan bir kadroyla yeni anayasanın taslağını hazırlamıştır.
Referandumda oy verenlerin %60,4’ü anayasanın kabulüne yönelmiş, böylece Türkiye tarihindeki ilk referandumla kabul edilen anayasa ortaya çıkmıştır. Ancak %39’luk ret oranı, toplumun önemli bir kesiminin bu metni tam anlamıyla benimsemediğini göstermiş; özellikle Demokrat Parti’nin yeni düzeni haksız bir darbe sonucu ortaya çıkan bir ürün olarak görmesi ve parti dışlaması bu retin temel nedenleri arasında yer almıştır.