📻 Radyo & Sohbet birlikte aktif
🔍

Türkiye'deki azınlıklar

Türkiye'deki azınlıklara genel bakış

Türkiye'deki azınlıklar, etnik ve dinî azınlıklar olarak ikiye ayrılmaktadır. Türkiye birçok etnik grubu barındıran bir ülkedir. Nüfus sayımlarında 1965'ten bu yana etnik köken sorulmadığı için bir etnik kümenin nüfusunun ne kadar olduğunun tam olarak tespiti yapılamamaktadır. Bazı kişi ve gruplar tahminler yapsalar da genelde objektif kalmayı başaramamaktadırlar. Osmanlı İmparatorluğu gibi geniş topraklara yayılan ve yüzlerce yıl hüküm süren bir imparatorluğun 20. yüzyıl başında çöküşü sonrasında, imparatorluğun çeşitlilik gösteren demografik mirası içinden bazı etnik gruplar Türkiye'de yaşamaya devam etmişlerdir.

Türkiye’de azınlıklar iki temel gruba ayrılır: etnik ve dinî azınlıklar. Ülke, tarih boyunca pek çok etnik topluluğu barındırmış olsa da, 1965’ten beri yapılan nüfus sayımlarında etnik köken sorulmadığı için bu grupların tam sayısı belirlenemiyor. Çeşitli tahminler ortaya atılsa da, objektif bir rakam elde etmek hâlâ zor. Osmanlı İmparatorluğu’nun yüzyıllar süren geniş coğrafyasının çöküşünün ardından, o dönemdeki demografik çeşitliliğin bir kısmı bugün de Türkiye sınırları içinde yaşamını sürdürüyor.

Resmi olarak, Lozan Barış Antlaşması ve Türkiye‑Bulgaristan Dostluk Antlaşması çerçevesinde azınlık olarak tanınan gruplar sadece Rumlar, Ermeniler, Museviler ve Bulgarlar. Ancak 13. İdare Mahkemesi’nin 18 Haziran 2013 tarihli kararında, Süryanilerin de Lozan’ın 40 ve 41. maddelerinde tanımlanan haklardan yararlanabileceği kabul edildi. Mahkeme, anayasa ile uluslararası antlaşmaların çeliştiği durumlarda antlaşma hükümlerinin öncelikli olduğunu vurgulayarak, Süryanilerin gayrimüslim Türk vatandaşları arasında yer aldığını ve bu hakları kullanabileceklerini belirtti.

Osmanlı döneminde toplum, büyük ölçüde Müslümanlar ve gayrimüslimler olarak ikiye ayrılırdı. Farklı dini topluluklar kendi kurumları –tekeler, kiliseler, sinagoglar– aracılığıyla bir özerklik kazanmıştı. İstanbul’un fethinden sonra, Rum Ortodoks Patrikhanesi devlet tarafından tanındı, Ermeni patrikliği ise aynı ayrıcalıklarla İstanbul’a taşındı; bu durum, Osmanlı’nın azınlıkların dini işlerine karışmadığını gösteriyordu. Gayrimüslimler eğitim ve yargı alanında da kendi okullarını ve mahkemelerini kurma hakkına sahipti.

Bu hoşgörülü yaklaşımın yanında, gayrimüslimler için ayrı kurallar da bulunuyordu. Örneğin, askerlikten muaf tutulan gayrimüslimlerin ödemek zorunda olduğu cizye vergisi bu ayrımcılığa işaret eder. Ayrıca, devşirme sistemiyle Hristiyan çocukların ailelerinden koparılarak Müslümanlaştırılması ve yeniçeri ya da Enderun okullarına gönderilmesi gibi asimile edici uygulamalar da mevcuttu. Bu karmaşık yapı, Osmanlı’nın uzun vadeli hoşgörüsüyle birleşerek, imparatorluğun çöküş sürecinde de belirleyici bir rol oynamıştır.

43 goruntulenme