Ölüme yakın deneyimi sözle değil çizimle anlattılar: tüneller renksiz, kemerler renkli
Ölüme yakın deneyim yaşamış 50 kişi, yaşadıkları mekânı geometrik şekillerle çizdi. Tünel biçimli alanlar çoğunlukla siyah-gri, geniş kemerler ise renkli çıktı. Bulgu ne söylüyor, ne söylemiyor?

"Bir tünelin içinden geçtim, ilerledikçe aydınlandı. Gece gibi kara başladı, şafak öncesinin grisiyle bitti." Bu cümle, ölüme yakın deneyim yaşamış bir kişinin bir araştırma formuna yazdıklarından. Aynı kişi o tüneli kâğıda da çizdi: daralan bir koni, içinde kendi konumunu gösteren bir çarpı işareti, hareket yönünü gösteren bir ok.
Ölüme yakın deneyimler (İngilizce kısaltmasıyla NDE) üzerine yapılan araştırmaların büyük kısmı insanların anlattıklarına dayanır. Oysa bu deneyimi yaşayanların sık dile getirdiği bir şikâyet vardır: yaşadıkları şey kelimelere sığmaz. Ekim 2026'da Frontiers in Psychology dergisinde yayımlanan bir çalışma bu yüzden farklı bir yol denedi ve 50 kişiden deneyimlerini çizerek yeniden kurmalarını istedi.
Sonuçta ilginç bir örüntü belirdi: kişilerin kendilerini içinde bulduğu mekânın biçimi ile o mekânın rengi birbirine bağlı görünüyordu. Tünel ya da koni biçimli alanlar büyük çoğunlukla siyah, beyaz ve gri tonlarında hatırlanırken geniş, kavisli kemer biçimli alanlar renkliydi.
Araştırmayı kim, nasıl yaptı?
Çalışmanın ilk yazarı, İsrail'deki Hayfa Üniversitesi'nin Eğitim Bölümü'ne bağlı Tefekkür Sinirbilimi ve Nörofenomenoloji Laboratuvarı'ndan France Lerner. Ekipte Brezilya'nın Rio de Janeiro kentindeki IDOR araştırma enstitüsünden Paulo Cezar Rocha dos Santos ile Çin'in Shantou kentindeki Guangdong Technion - İsrail Teknoloji Enstitüsü'nden Guillaume Tahar da yer alıyor. Nörofenomenoloji, kişinin kendi yaşantısını ayrıntılı biçimde betimlemesini beyin ve algı bilgisiyle bir araya getirmeye çalışan bir yaklaşım.
Katılımcılar, ölüme yakın deneyim yaşayanları bir araya getiren kâr amacı gütmeyen Uluslararası Ölüme Yakın Deneyim Araştırmaları Derneği (IANDS) aracılığıyla bulundu. 50 kişinin 35'i kadın, 15'i erkekti; yaş ortalaması 52,3'tü. Deneyimin üzerinden geçen süre birkaç haftadan 79 yıla kadar uzanıyordu, ortanca değer 15,1 yıldı. Katılımcıların 42'si yaşadıkları durumu hayatlarını tehdit eden bir olay olarak tanımladı. Makalede sayılan nedenler arasında kalp durması, solunum yetmezliği, koma, bayılma ve ağır duygusal şok var. Bu bilgilerin tamamı katılımcıların kendi beyanına dayanıyor; tıbbi kayıtlarla doğrulanmadı.
Her katılımcı, araştırmacılarla Google Meet üzerinden bir buçuk ile üç saat arasında süren bir oturum yaptı. Önce deneyimini zaman sırasına göre parçalara böldü. Ardından her parça için, önceden hazırlanmış bir geometrik şekil kataloğundan o anki görme alanının sınırlarına en çok benzeyen şekli seçti; isterse şekli elle değiştirdi ya da tamamen serbest çizdi. Çizimlerde mavi tükenmez kalem kullanıldı ve ortak bir işaret dili vardı: çarpı işareti kişinin kendini nerede hissettiğini, ok hareket yönünü, küçük kareler de gözünün önünde beliren görüntülerin konumunu gösteriyordu. Sayfanın altı zemini, üstü göğü temsil ediyordu.
Dört tür mekân
50 kişi toplam 112 deneyim parçası çizdi. Katılımcıların 21'i deneyimini tek bir parça olarak anlatırken bazıları sekiz parçaya kadar ayırdı. Parçaların 108'i katalogdaki dört ana gruptan birine yerleşti. Araştırmacıların makalesindeki sayılar şöyle:
| Mekân biçimi | Parça sayısı |
|---|---|
| Koni ya da tünel biçimli alan (A tipi) | 28 |
| Çemberin ya da elipsin bir bölümü, geniş kemer (B tipi) | 31 |
| Neredeyse düz, hafif kavisli yay (C1-C4 tipi) | 20 |
| Kişiyi her yandan saran tam çember ya da elips (C5 tipi) | 29 |
| Katalog dışı serbest çizim | 3 |
| Mekân yok | 1 |
Biçim ile renk arasındaki bağ
Katılımcılara her mekân için renkli mi, yoksa yalnız siyah, gri ve beyazdan mı oluştuğu da soruldu. Ortaya çıkan dağılım, çalışmanın en dikkat çeken bulgusu oldu:
| Mekân biçimi | Renksiz (siyah, gri, beyaz) | Renkli |
|---|---|---|
| Koni ya da tünel (A) | 22 (yüzde 78,6) | 6 |
| Geniş kemer (B) | 4 | 27 (yüzde 87,1) |
| Hafif kavisli yay (C1-C4) | 7 | 13 (yüzde 65) |
| Kuşatan çember ya da elips (C5) | 12 | 17 (yüzde 58,6) |
Tünel biçimli alanları anlatanların sözleri de tabloyu doğruluyor. Bir katılımcı "çevremdeki bütün renkler oldukça koyuydu; gri, farklı tonlarda siyah" diye yazmış. Bir başkası "zifiri karanlıkta yukarı doğru süzülüyordum", bir diğeri "yıldız alanlarının içinden geçiyormuşum gibi hissettim; siyah" demiş. Kemer biçimli alanlarda ise anlatım değişiyor: katılımcılardan biri "prizma gibi, bütün renklerin camsı bir tayfı" diye yazarken bir başkası "Pek çok renk vardı, özellikle yeşiller ve mor canlıydı. Lavanta, pembe, macenta" ifadesini kullanmış.
İstatistik testlerde tünel biçimli alanlar diğer üç grubun her birinden anlamlı biçimde ayrıştı. Aynı kişinin birden fazla çizimini hesaba katan modelde, kemer biçimli bir alanın renkli olma olasılığı tünel biçimli bir alana göre yaklaşık 18 kat yüksek bulundu. Öte yandan kemer, düz yay ve kuşatan mekân grupları kendi aralarında istatistiksel olarak ayrışmadı. Yani asıl ayrım "tünel ve geri kalanlar" arasında.
Göz ve beyinle olası bir akrabalık
Araştırmacılar bu örüntüyü sıradan görme deneyimiyle karşılaştırıyor. Makaleye göre tünel biçimli alanların renksizliği, çevresel görmenin kaybolduğu durumlarda bildirilen daralmış görme alanlarıyla benzerlik taşıyor; bu durumlar arasında tansiyon düşmesine bağlı bayılma, bazı göz hastalıkları ve nörolojik bozukluklar sayılıyor. Yazarlar benzer görme alanı daralmasının retinaya giden kanın azalması, oksijen yetersizliği ve beyin kabuğunun oksijensiz kalması gibi durumlarda da kaydedildiğini hatırlatıyor.

Renk tarafı için de gündelik bir benzetme var. Gözümüzün ağ tabakasında iki tür ışık algılayıcı hücre bulunur: renkleri ayırt eden koni hücreleri ve loş ışıkta devreye giren çubuk hücreler. Makalede belirtildiği gibi ışık azaldığında görme konilerden çubuklara geçer ve renk algısı zayıflar. Akşam karanlığında bahçedeki çiçeklerin renklerini yitirip griye dönmesi bundandır.
Burada dikkatli olmak gerekiyor: araştırmacılar bir benzerlik gösteriyor, bir mekanizma kanıtlamıyor. Katılımcıların deneyim sırasında gözünün ya da beyninin ne durumda olduğu ölçülmedi; elde olan, yıllar sonra kâğıda dökülmüş anılar. Ayrıca katılımcıların bir kısmı hiçbir fiziksel tehlike yaşamadığını bildirdi; bu da her vakayı oksijen yetersizliğiyle açıklamayı zorlaştırıyor.
Bulgunun sınırları
Hem makalenin kendisi hem de çalışmayı aktaran ScienceAlert yazısı sınırlılıkları açıkça sıralıyor:
- Küçük ve gönüllü bir örneklem: 50 kişi, kendisi başvurmuş ve ölüme yakın deneyimlerle ilgili bir derneğe ulaşmış kişiler. Yazarlar bu kişilerin bilinen ölüme yakın deneyim anlatılarına ve terimlerine aşina olabileceğini, bunun da anlatımı etkileyebileceğini kabul ediyor.
- Eski anılar: Ortanca olarak deneyimin üzerinden 15 yıl geçmişti. İnsan belleği zamanla yeniden kurulur; çizilen şey yaşananın kendisi değil, bugünkü hatırlanışı.
- Hazır şekillerin yönlendirmesi: Şekil kataloğu daha önceki serbest çizimlerden türetilmiş olsa da yazarların ifadesiyle hazır bir şekil setinin sunulması, katılımcıların çizimlerini etkilemiş olabilir.
- Araştırmacı etkisi: Oturumları araştırmacılar yönlendirdi ve görüşmeler kayda alınmadı; bu da fark edilmeyen yönlendirmelere kapı aralayabilir.
- Karşılaştırma grubu yok: Başka türden olağandışı deneyimler yaşamış kişilerin benzer çizimleri olmadan, bu geometrik örüntülerin ölüme yakın deneyimlere özgü olup olmadığı bilinemiyor.
- Yoğunlukla bağ zayıf: Tünel biçimli alan çizenlerin, psikiyatr Bruce Greyson'ın adını taşıyan ölçekte deneyimlerini biraz daha yoğun puanladığı görüldü; ancak çoklu karşılaştırma düzeltmesinden sonra bu farkların hiçbiri anlamlı kalmadı.
Bu çalışma ne söylemiyor?
Çalışma ölümden sonra ne olduğuna dair bir şey iddia etmiyor; ne öte dünyanın varlığını ne de yokluğunu gösteriyor. Ölçtüğü şey deneyimin kendisi değil, deneyimin hatırlanan yapısı: insanlar kendilerini hangi biçimde bir alanın içinde hissetmiş, nereye doğru hareket etmiş, o alanı hangi renklerle anımsıyor. Yazarların vardığı sonuç da bu çerçevede kalıyor: grafik yeniden kurulumun, sözle aktarılması zor iç deneyimleri dışa vurmayı ve düzenlemeyi kolaylaştırabileceği.
Bu yöntemin değeri, karşılaştırmayı mümkün kılmasında yatıyor. "Bir tünelden geçtim" cümlesi herkeste başka bir resim uyandırır; açısı, yönü ve rengi işaretlenmiş bir çizim ise başka bir kişinin çizimiyle yan yana konabilir.
Tünel imgesi yeni değil
Ölümün eşiğinde bir tünel ve sonunda bir ışık fikri yüzyıllardır sanatta da karşımıza çıkıyor. Hieronymus Bosch'un 1500'lerin başına tarihlenen "Kutsanmışların Yükselişi" adlı tablosunda melekler, ruhları daralan bir tünelin sonundaki ışığa doğru taşır. Bu, bir yandan deneyimin ne kadar eski ve tanıdık bir biçim aldığını gösteriyor, öte yandan araştırmacıların kendi sorusunu da büyütüyor: insanlar tüneli yaşadıkları için mi çiziyor, yoksa tüneli bildikleri için mi?
Bu soruyu yanıtlamanın yolu, yazarların da işaret ettiği gibi, bağımsız sınıflandırma ve karşılaştırma gruplarıyla yapılacak daha büyük çalışmalardan geçiyor. Ölüme yakın deneyim yaşamamış ama başka türden olağandışı deneyimler anlatan kişiler de aynı şekil kataloğuyla aynı renk örüntüsünü çizerse, tünelin grisi ölümün eşiğine değil insan görmesinin ve belleğinin genel bir özelliğine işaret edecek.
Fotoğraf: Hieronymus Bosch, Public domain, Wikimedia Commons
Kaynak: Yudum — https://www.yudum.net/haber/olume-yakin-deneyim-cizim-tunel-renksiz-kemer-renkli.html — Yazdırma tarihi:















