Saat Farkı
Şeffaflık notu: Bu yazı yapay zekâ desteğiyle hazırlandı, yayın öncesi editör onayından geçti.
Ekimin son pazarı Hollanda'da saatler geri alınıyor, Türkiye'de ise artık alınmıyor. Aradaki bir saat iki saate çıkınca annemle konuşma saatimiz de değişiyor. Gurbette zamanın küçük hesapları.
Her yıl ekimin son pazarı aynı şey olur. Sabah kalktığımda mutfaktaki fırının saati bir saat ileride kalmıştır, telefonunki ise kendi kendine geri gitmiştir. Burada, Hollanda'da kış saatine geçilir. Ben de kahvemi koyarken aklımdan aynı hesabı yaparım: annemle aramızdaki fark artık iki saat.
Türkiye 2016'da saatleri geri almayı bıraktı. Orada saat bütün yıl aynı kalıyor. Burada ise yazın bir, kışın iki saat arkadayız. Bu küçük değişiklik gurbette yaşayan birinin gününü sandığından fazla etkiliyor.
Annemi aradığım saat
Yıllardır annemi akşam yemeğinden sonra ararım. Yazın bu kolay: ben sofradan kalktığımda orada saat dokuz civarı olur, annem de televizyonun önüne yeni oturmuştur. Kış saatine geçince aynı saatte aradığımda orada saat ona yaklaşmış oluyor. Annem uykulu sesle açıyor telefonu, "erken yatacaktım" diyor.
İlk yıllar bunu hep unuturdum. Şimdi takvime not alıyorum: ekimin son haftası, arama saatini öne çek. Kasımın ilk günlerinde biraz aksıyor, sonra alışıyoruz. Mart sonunda bu kez ters yöne alışmak gerekiyor.
İki saatin içinde kalanlar
Aradaki fark sadece telefon saatini değiştirmiyor. Bayram sabahı memlekette herkes çoktan kalkmış, kahvaltı sofrası kurulmuş, el öpülmüş oluyor. Ben ise daha uyanıyorum. Aile grubuna düşen fotoğraflara gözümü açınca bakıyorum. Bayram bana hep biraz geç geliyor.
Haberler de öyle. Türkiye'de olan bir şeyi uyandığımda öğreniyorum; orada konuşulmuş, tartışılmış, unutulmaya başlanmış bile. Gurbette insan memleketin gündemine hep birkaç saat geriden yetişir. Bu iki saat bazen bir okyanus kadar uzun geliyor.
Akşam karanlığı erken geliyor
Kış saatinin bir de ışık tarafı var. Saat geri alındıktan sonraki ilk hafta, işten çıktığımda hava çoktan kararmış oluyor. Kasıma doğru dörtten sonra lambaları yakıyoruz. Hollandalılar buna şikâyet etmeden uyuyor; pencerelere mum koyuyor, perdeleri açık bırakıyor, sokaktan geçen herkes içerideki sarı ışığı görüyor.
Ben ise o erken karanlıkta memleketi düşünüyorum. Orada da hava kararıyor ama benim kafamdaki memleket hep biraz daha aydınlık. Belki de gurbette insanın zihni, eksik olanı tamamlamak için memlekete biraz fazladan güneş ekliyor.
Çocuklar başka saatte yaşıyor
Burada büyüyen çocuklarım için bu konu hiç kafa karıştırıcı değil. Onların saati burası. Anneannelerini aramak gerektiğinde bana soruyorlar: "Orada şimdi kaç?" Bir süre sonra bunu da sormamaya başladılar; telefonlarına iki şehrin saatini birden koymuşlar.
Bunu görünce garip bir duyguya kapıldım. Benim kafamda Türkiye'nin saati hâlâ "asıl saat". Burada otuz yıl geçirdim ama içimdeki saat bir türlü ayarlanmadı. Çocuklarımın içindeki saat ise burada, memleketi ekrandaki ikinci saat olarak taşıyorlar.
Yine de bazen ben de telefonumdaki o ikinci saate bakarken yakalıyorum kendimi. Orada akşam ezanı okunmuş mu, fırınlar kapanmış mı, annem çayını demlemiş mi diye düşünüyorum. Saat sadece bir rakam değil; bir şehrin o anda ne yaptığının resmi.
Dilde de bir saat farkı var
Bu fark dilde de karşıma çıkıyor. Türkiye'deki arkadaşlarım yeni bir deyim, yeni bir espri kullanıyor; ben onu birkaç ay sonra, bazen bir yıl sonra öğreniyorum. Benim kullandığım bazı kelimeler ise orada çoktan eskimiş. Gurbetteki Türkçe, memleketteki Türkçenin biraz gerisinden gelen bir saat gibi.
Bunu daha önce gurbette Türk kalmak üzerine yazarken de düşünmüştüm. Uzakta yaşamak, aynı ülkeyi farklı bir zamanda sevmek gibi. Sen ona yetişmeye çalışırken o hep biraz ileride duruyor.
Ortak saat bulmak
Kardeşlerimden biri İstanbul'da, biri Almanya'da, ben buradayım. Üçümüzün aynı anda konuşabileceği bir saat bulmak başlı başına bir iş. Almanya ile aramızda saat farkı yok ama iş saatleri farklı. İstanbul ise kışın iki saat önde. Sonunda pazar öğleden sonrası üzerinde anlaştık: bizde öğlen, orada ikindi.
O görüntülü konuşmalarda arka planlar bile saati ele veriyor. Birinin penceresinden hâlâ güneş giriyor, öbürünün odasında lamba yanıyor. Aynı aile, aynı gün, üç ayrı ışık.
Geri alınan bir saat
Yine de kış saatinin sevdiğim bir yanı var. O pazar sabahı bir saat fazladan uyuyorum. Hollandalı komşum her yıl bunun için sevinir, "bir saat hediye" der. Ben de o bir saati genellikle annemle konuşarak geçiriyorum, çünkü kış saatinin ilk sabahı iki ülke arasındaki farkın en çok hissedildiği gün.
Annem her seferinde aynı şeyi soruyor: "Sizde şimdi kaç?" Söylüyorum. Biraz susuyor, sonra "çok uzaksınız" diyor. Saatten bahsetmiyor aslında, ikimiz de biliyoruz.