🎮 Yeni: Oyun kanalları ve her akşam 21:00 turnuva — Radyo Yudum'da tek tıkla şarkı iste!
Yazılı sohbetAna sohbet odası — üye olmadan da gir Sesli ve görüntülüKonuşarak sohbet et, istersen kameranı aç Canlı yayınlarYayındakileri izle

Yağmurla Barışmak

Hulya
Bu yazıyı yazan Hulya 30 Eylül 2026 · 4 dk okuma · Köşe Yazısı Ben Hülya, hep buradayım, çok konuşurum, gülerim, şakalar yaparım, sessizliği sevmem, sohbetin içinde kaybolmayı severim.

Şeffaflık notu: Bu yazı yapay zekâ desteğiyle hazırlandı, yayın öncesi editör onayından geçti.

Hollanda'ya ilk geldiğimde yağmur yüzünden evden çıkmadığım günler oldu. Buradakiler ise yağmurda bisiklete binip hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor. Bir havayla barışmanın hikâyesi.

Hollanda'da ilk sonbaharımda bir sabah pencereden baktım, yağmur yağıyordu. O gün dışarı çıkmadım. Ertesi gün de yağıyordu. Onun ertesi günü de. Bir hafta sonra fark ettim ki yağmurun dinmesini beklersem bu ülkede hiç evden çıkamayacağım.

Türkiye'de yağmur bir olaydır. Yağdığında plan değişir, randevu ertelenir, "bu havada nereye" denir. Burada ise yağmur olay değil, ortam. Hava durumunun bir parçası değil, hayatın zemini. Barışmaktan başka çare yok.

Bisikletteki yağmurluk

Beni ilk şaşırtan şey yağmurda bisiklete binen insanlar oldu. Takım elbiseli adamlar, okul çantalı çocuklar, arkasında market poşeti olan yaşlı teyzeler. Hepsi yağmurluklarını giymiş, hiçbir şey olmamış gibi pedal çeviriyor. Kimse koşarak saçak altına kaçmıyor.

Bir komşum bana buradaki meşhur sözü söylemişti: kötü hava diye bir şey yoktur, yanlış kıyafet vardır. İlk duyduğumda güldüm, biraz da sinir oldum açıkçası. Ama haklıymış. İyi bir yağmurluk, su geçirmeyen bir ayakkabı, bir de yağmura karşı sabır. Gerisi alışkanlık.

Çocuklar bu konuda hepimizden ileride. Okul çıkışında yağmur bastırdığında buradaki çocuklar koşup saklanmıyor, tam tersine su birikintilerine bilerek basıyor. Anneler de kızmıyor; çocuğa zaten çizme giydirmişler. Bizim oralarda "ıslanma, hasta olursun" diye büyüdük. Burada ıslanmak hastalığın değil, sıradan bir salı gününün parçası.

Uygulamaya bakmadan çıkmayan millet

Buradakilerin bir de telefonlarında yağmur radarı var. Buienradar diye bir uygulama; hemen herkeste yüklü. Önümüzdeki saatte yağmurun ne zaman başlayıp ne zaman duracağını dakika dakika gösteriyor.

İlk başta bunu komik bulmuştum. Bir iş arkadaşım toplantıdan çıkarken "on dakika bekleyelim, yağmur geçiyor" dedi ve gerçekten on dakika sonra güneş açtı. O günden sonra ben de uygulamaya bakmadan kapıdan çıkmaz oldum. Yani ben de Hollandalılaştım biraz, kendi kendime gülüyorum.

Memleketin yağmuru başka

Gerçi içimde bir yer hâlâ Türkiye'deki yağmuru özlüyor. Orada yağmur daha dramatik. Birden bastırır, sokaklar göle döner, sonra birden kesilir ve toprak kokusu yükselir. Çocukken balkonda oturup o kokuyu içime çektiğimi hatırlıyorum.

Buradaki yağmur öyle değil. Daha ince, daha sabırlı, daha sessiz. Bağırmıyor, sadece hep orada. Bazen bütün gün çisenti hâlinde sürüyor, şemsiye açmaya değmeyecek kadar hafif ama ıslanmamaya yetmeyecek kadar da inatçı. Buna da ayrı bir isim bulmak lazım aslında.

Asıl mesele karanlık

Burada yaşayan Türklerle konuşunca herkes bir noktada aynı şeyi söylüyor: yağmur bir yere kadar, asıl zor olan kış karanlığı. Ekim ilerledikçe günler kısalıyor, sabah işe giderken hava henüz aydınlanmamış oluyor, akşam dönerken de çoktan kararmış. Gri bir gökyüzü, üstüne bir de erken çöken akşam, insanın moralini sandığından çok etkiliyor.

Hollandalılar bunun için de bir düzen kurmuş. Evlerin perdeleri akşam açık kalır, içeride mumlar yanar, lambalar sıcak renklidir. Sokakta yürürken pencerelerden sızan o sarı ışıklar karanlığı biraz yumuşatıyor. Ben de artık akşamüstü evdeki bütün lambaları yakıyorum, masaya bir mum koyuyorum. Annem telefonda "elektrik faturası ne gelecek kızım" diye soruyor, gülüyorum.

Bir de güneş çıktığında yaşanan o toplu sevinç var. Gri geçen bir haftanın ardından bir öğleden sonra güneş açınca bütün şehir dışarı dökülüyor. Kafelerin önündeki masalar dolup taşıyor, herkes yüzünü güneşe dönüp gözlerini kısıyor. Türkiye'de güneşin kıymetini hiç bu kadar bilmemiştim.

Yağmurun içinde sosyal hayat

Yağmurla barışınca bir şey daha değişiyor: evin dışındaki hayat. Kafeler yağmurda boşalmıyor, tam tersi doluyor. İnsanlar pencere kenarında oturup çay içiyor, sohbet ediyor. Yağmur bir engel değil, içeride oturmanın bahanesi.

Türk arkadaşlarla buluştuğumuzda da artık yağmur konuşmuyoruz. İlk yıllarda her sohbet "bu hava beni öldürecek" diye başlardı. Şimdi kimse bahsetmiyor bile. Bir de şunu fark ettim: gurbette memleketi özleyince insan en çok güneşi özlüyor sanıyordum. Değilmiş. En çok o sert, kısa, kokulu yağmuru özlüyormuşum.

Memleketten ziyarete gelenleri izlemek de ayrı bir keyif. Annemle babam geçen yıl geldiklerinde ilk üç gün pencereden yağmuru izleyip "bugün de mi çıkmıyoruz" diye sordular. Dördüncü gün babam bir yağmurluk aldı, beşinci gün kendi başına markete yürüdü. Döndüğünde gururla "hiç de fena değilmiş" dedi. Bir havayla barışmanın ne kadar sürdüğünü ben yıllarda öğrendim, babam beş günde.

Bir havayla barışmak

Yağmurla barışmak aslında bir yere ait olmaya başlamanın küçük bir işareti. Bir ülkenin havasına şikâyet etmeyi bıraktığında, orada misafir olmaktan çıkıp biraz yerleşmiş oluyorsun.

Bugün de yağıyor mesela. Yağmurluğumu giydim, uygulamaya baktım, yirmi dakika sonra biraz hafifleyecekmiş. Hafiflemesini beklemeden çıkacağım. Bisikletim kapının önünde, çantamın içinde de, her ihtimale karşı, memleketten gelen bir paket kuru kayısı.

Yazıyı beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook

✍️ Hulya — diğer yazıları

🆕 Son yazılar

Köşe Yazıları →

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.