Kültür

Papunya'nın boyayan adamları: Aborjin nokta resmi ve bir öğretmenin efsanesi

1971'de Avustralya çölündeki Papunya'da doğan nokta resmi akımı uzun süre öğretmen Geoffrey Bardon'un eseri sayıldı. Yeni bir biyografi bu efsaneyi ve ressamların kendi payını yeniden tartışıyor.

1 Kasım 20269 dk okuma
Papunya'nın boyayan adamları: Aborjin nokta resmi ve bir öğretmenin efsanesi

Fotoğrafta iri yapılı bir beyaz adam kızıl toprağın üzerine oturmuş; kucağında açık bir defter var. Çevresindeki birkaç Aborjin erkek ve bir çocuk o deftere bakıyor. 1970'lerde bir dergide yayımlanan bu kare, İngiltere doğumlu yazar Kitty Hauser'ın 2003'te Avustralya'ya yerleştikten kısa süre sonra gözüne takıldı. Adam, Avustralya sanat tarihinin en çok anlatılan başlangıç hikâyesinin kahramanı Geoffrey Bardon'du. Hauser'ı asıl düşündüren ise yazıdaki beklenmedik bir ayrıntıydı: Bardon'un adının Sidney'deki Chelmsford psikiyatri hastanesiyle birlikte anılması.

O merak 18 yıl sonra kitaba dönüştü. Giramondo yayınevinden çıkan Art Mania: Geoffrey Bardon and the Painting Men of Papunya (Sanat Manisi: Geoffrey Bardon ve Papunya'nın Boyayan Adamları), Bardon'un dul eşi Dorn'un evinde kutular içinde duran kişisel arşive dayanıyor. The Guardian'dan Paul Daley'nin 1 Kasım 2026'da yayımlanan uzun incelemesine göre kitap, dünyanın "Batı Çölü nokta resmi" diye tanıdığı akımın doğuş efsanesini yeniden tartışmaya açıyor.

Mesele yalnızca bir adamın hayatı değil. Bugün müzelerde, açık artırmalarda ve hediyelik eşya dükkânlarında Avustralya'nın simgesi gibi duran noktalı resimlerin kime ait bir buluş olduğu sorusu, yerli halkların tarihini kimin anlattığı sorusuyla iç içe. Yerleşik anlatı bir öğretmeni merkeze koyuyor; son yıllardaki araştırmalar ve sergiler ise sahneyi resmi yapanlara geri veriyor.

Çölün ortasında kurulan bir yerleşim

Papunya, Avustralya'nın Kuzey Bölgesi'nde, Alice Springs'in yaklaşık 240 kilometre kuzeybatısında küçük bir topluluk. Virginia Üniversitesi'ne bağlı Kluge-Ruhe Aborjin Sanatı Koleksiyonu'nun Papunya Tula sergisi için hazırladığı bilgilere göre burası 1959'da, kuraklık, çevresel değişimler ve sığırcılık yüzünden topraklarından kopan Aborjinleri "yeniden yerleştirmek" amacıyla, yaklaşık 400 kişilik bir yerleşim olarak kuruldu. 1971'e gelindiğinde kalabalık koşullarda binden fazla insan yaşıyordu.

Buradakiler tek bir halk değildi. Guardian'ın saydığı gibi Warlpiri, Pintupi, Luritja, Anmatyerr, Arrernte ve Pitjantjatjara gibi farklı çöl topluluklarından insanlar aynı yerde toplanmıştı. Hauser'ın ifadesiyle yerleşimin amacı, onları "Avrupa tarzı çalışma ve ödül biçimlerine" alıştırmaktı. O yılların resmî adı asimilasyondu: yerli halkların dilini, törenini ve toprakla bağını geride bırakıp beyaz toplumun içinde erimesi beklentisi.

Papunya yolundan görünen Haasts Bluff kayalığı, Kuzey Bölgesi
Papunya yolundan görünen Haasts Bluff kayalığı, Kuzey Bölgesi — Ellen Rae, CC BY-SA 3.0 (Wikimedia Commons)

Okul duvarındaki bal karıncaları

Yıllarca anlatılan hikâye şöyle: 1971'de Sidney'den gelen sanat öğretmeni Geoffrey Bardon, Papunya'da bir grup erkeği o güne dek parmakla kuma çizdikleri ya da törenlerde birbirlerinin bedenine işledikleri anlatıları sert yüzeylere aktarmaya ikna eder. İlk iş, okulun dış duvarına yapılan büyük bir bal karıncası resmidir; Kluge-Ruhe bu duvar resminin tarihini Temmuz 1971 olarak veriyor. Bal karıncası, karnında tatlı bir sıvı biriktiren bir çöl karıncası; Papunya çevresindeki halklar için aynı zamanda İngilizcede "Dreaming" diye çevrilen Tjukurrpa'nın, yani atalardan kalan yaratılış anlatılarının bir parçası.

Sonrası hızlı gelişti. Victoria Ulusal Galerisi'nin (NGV) koruma birimine göre ressamlar ellerine geçen her malzemeye, sunta levhalara, hatta yer karolarına resim yapmaya başladı. Guardian'a göre Bardon kendi parasıyla akrilik boya ve levha getirdi, hafta sonları resimleri minibüsüne yükleyip Alice Springs'te sattı ve parayı ressamlara götürdü. 1972'de ressamlar kendi şirketlerini kurdu: Papunya Tula Artists. Kluge-Ruhe bunu "Avustralya'daki ilk Aborjin mülkiyetindeki sanat girişimi" diye tanımlıyor. NGV'ye göre ad, Papunya'ya yakın iki küçük tepeden geliyor, "bütün kardeşlerin ve kuzenlerin buluşma yeri" anlamını taşıyor ve burası Batı Çölü'ndeki pek çok topluluğun ortak bal karıncası mekânı.

Guardian, Bardon'un Papunya'da tanıştığı ilk grupta Clifford Possum, Charlie Tarawa, Mick Namarari Tjapaltjarri, Tim Leura Tjapaltjarri, Kaapa Tjampitjinpa ve Maxie Tjampitjinpa'yı sayıyor. Bu adlar zamanla dünyaya yayıldı: Kluge-Ruhe'ye göre Clifford Possum Tjapaltjarri ile Tim Leura Tjapaltjarri 1981'de Sidney'de bir bienalde, 1982'de ise birkaç Papunya ressamı São Paulo Bienali'nde yer aldı. Sanat eleştirmeni Robert Hughes ise akımı "20. yüzyılın son büyük sanat akımı" diye anmıştı.

Kahraman ve kurban anlatısı

Yerleşik hikâyenin ikinci yarısı dramatiktir. Guardian'ın özetlediği haliyle Bardon, beyaz yöneticilerin aşılmaz direnciyle karşılaşır, bedeni ve ruh sağlığı çökmüş halde Papunya'dan ayrılmak zorunda kalır ve bir daha çalışamaz. 2003'te 62 yaşında ölen Bardon, Daley'nin deyişiyle popüler bilinçte ve internette akımın doğuş hikâyesinin "kahramanı ve şehidi" olarak kaldı.

Bu anlatıyı büyük ölçüde Bardon'un kendisi kurdu. 1979'da yayımlanan Aboriginal Art of the Western Desert (Batı Çölü'nün Aborjin Sanatı) kitabı, akımın nasıl doğduğuna dair uzun süre kabul gören versiyonu belirledi. Hauser'ın arşivde bulduğu belgelerden biri de bu kurguyla ilgili: Bardon, Papunya deneyimini Amerikalı yazar Joseph Campbell'ın "kahramanın yolculuğu" kalıbına, yani her şeye rağmen topluluğuna bir ödülle dönen arayıcı kahraman şemasına oturtan bir diyagram çizmişti. Hauser şöyle yazıyor: "Geoff'un kâğıtlarının bazı yerlerinde, neredeyse en başından itibaren Papunya'daki deneyimlerini başka bir biçime, bir romana, bir film senaryosuna, bir tür bilimkurguya dökmeye çalıştığı açıktı."

Resim zaten yapılıyordu

Son yıllarda araştırmacılar bu tabloyu adım adım düzeltti. Guardian'a göre Hauser da Luke Scholes, John Keane ve Vivien Johnson'ın çalışmalarına dayanıyor. Bu araştırmalar, Bardon geldiğinde Papunya'da resmin zaten yapılmakta olduğunu ve eserleri yerleşimden dışarı ilk çıkaranın o olmadığını gösterdi. Yuendumu gibi başka Batı Çölü topluluklarında da o yıllarda resim yapıldığı ileri sürülüyor.

Bu düzeltmenin en görünür adımı, Kuzey Bölgesi Müzesi ve Sanat Galerisi'nin (MAGNT) 2017'de açtığı Tjungunutja: from having come together sergisiydi. Müzenin kendi tanıtım metnine göre 1971'de Papunya'da bir grup Aborjin erkek, törensel yaşamlarını atılmış inşaat malzemesi parçalarına resmetmeye başladı; müze ertesi yıl en önemli erken örneklerden 100'den fazlasını satın aldı ve bu koleksiyon bugün erken dönem Papunya resimlerinin dünyadaki en büyük topluluğu. Serginin küratör listesinde müzenin Aborjin sanatı küratörü Luke Scholes'un yanında beş Aborjin adı vardı: Long Jack Philipus Tjakamarra, Michael Nelson Tjakamarra, Sid Anderson, Bobby West Tjupurrula ve Joseph Jurrah Tjapaltjarri. Aşağıdaki kısa tanıtım filmi MAGNT'ın Vimeo kanalında yayımlandı.

Yerli küratör ve yazar Margo Ngawa Neale, Guardian'a konuşurken dengeyi şöyle kuruyor: Bardon'un "zamanında gelen ve etkili olan müdahalesinden bir şey eksiltmek istemem", ama "tarih, Bardon gibi beyaz adamların etkisini, failliğin, sesin ve emeğin kolayca gölgede kaldığı Siyah topluluklardaki mevcut resim pratikleri üzerinde abartma eğilimindedir". Gumbaynggirr ve Wiradjuri kökenli Neale'e göre Bardon'un Papunya serüveni "uzun sonlu kısa bir hikâye": "Yaralı ama yetenekli bir adamdı ve kendisinin en iyisini Papunya'nın boyayan adamlarına verdi. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru adamdı."

Kutsal olan ve göze açılmayan

Papunya resminin ilk yıllarındaki en hassas konu, bazı imgelerin kime gösterilebileceğiydi. Batı Çölü törenlerine ait bazı bilgi ve tasarımlar yalnız erginlenmiş kişilere açıktır. Guardian'a göre Papunya'da bir arada yaşayan farklı halklar arasında, bazı erkeklerin dışarıdakilerin görmemesi gereken anlatıları paylaşması yüzünden ciddi gerginlikler çıktı; Bardon da zaman zaman farkında olmadan gizli ve kutsal anlatılarla karşılaştı. Avustralasya Müze Direktörleri Konseyi'nin (CAMD) Tjungunutja değerlendirmesi de tartışmaların, bazı yaşlı töre bilgelerinin sanat yoluyla sırları açığa vurarak Aborjin toplumunda kabul edilebilirliğin sınırlarını zorladığını ortaya koyduğunu ve bu resimlerin sergilenmesinin kadınlara ve çocuklara zarar verebileceği kaygısını aktarıyor.

Ressamların bu soruna yanıtı, bugün "nokta resmi" denince akla gelen görünümü de biçimlendirmiş olabilir. Kluge-Ruhe'nin "Walkatjurninpa | Noktalar" bölümüne göre ilk sunta resimlerde nokta azdı; 1972'den sonra noktalama giderek yaygınlaştı. Bazı araştırmacılar, ressamların kutsal öğelerin üzerine bir nokta katmanı çekerek bunları Aborjin olmayanlardan ve erginlenmemiş izleyiciden gizlediğini düşünüyor. Antropolog Fred Myers ise asıl nedenin ressamların resimleri "parlatma" isteği olduğunu, titreşen görsel etkinin Tjukurrpa'nın gücünü gösterdiğini öne sürüyor. İki açıklama birbirini dışlamıyor; ama ikisi de noktaların bir süs değil, bilinçli bir tercih olduğunu anlatıyor. Bu yüzden erken dönem Papunya resimlerinin bir bölümü bugün de kamuya gösterilmiyor ya da görüntüleri paylaşılmıyor; bu yazıda da eser görüntüsüne yer vermedik.

Chelmsford ve "zihinlerin badanalanması"

Hauser'ın kitabını sıradan bir sanat tarihi düzeltmesinden ayıran, başlığındaki "mani" sözcüğü. Guardian'a göre Bardon 1972'de Papunya'dan bedenen ve ruhen tükenmiş halde ayrıldı. Ağabeyinin anlatımına göre bir cuma Alice Springs'e gidip bir pubda kalmış, karşısına çıkan herkese hakaret etmişti. Onu seven ama ona bağımlı da olan ressamlar, satılmak üzere getirdikleri resimleri "yaralı hayvanlar gibi sarıp sarmalayarak" peşinden kasabaya geldi. Pazar günü Bardon hastaneye kaldırıldı. Sidney'deki aile evine dönünce aile doktoruna "Aborjinlerle yeni bir sanat biçimi geliştirme mücadelemde depresyona girdim" dedi ve Ağustos 1972'de psikiyatr Harry Bailey'nin hastası olarak Chelmsford'a yatırıldı.

Chelmsford'da uygulanan "derin uyku tedavisi", hastaları günler, hatta haftalar boyunca ağır ilaçlarla bilinçsiz tutup elektroşokla birleştiren bir yöntemdi. Guardian'ın aktardığına göre yöntem, 1990'da bir kraliyet soruşturma komisyonunda 24 ölümün sorumlusu olarak ortaya kondu. Bardon bu tedaviden sağ çıktı; ama yaşamının son yılında çekilen Mr Patterns belgeselinde şöyle diyordu: "İyileştim ama düzgün bir işte çalışamadım ve o zamandan beri malulüm."

Hauser'ın kayınvalidesi Noeleen de 1970'lerde aynı hastanede Bailey'nin hastasıydı. Yazar, asimilasyon yerleşimiyle psikiyatri hastanesini yan yana koyarak şu soruyu soruyor: "İki kurum da (kusurlu biçimde de olsa) bilinçli bir unutkanlık başlatmaya, birinde zihinleri, ötekinde koca kültürleri badanalamaya çalışmadı mı?" İngilizcedeki "whitewashing" sözcüğü hem badana hem örtbas anlamına geliyor; içinde "beyaz" da geçiyor.

Kim kimin hikâyesini anlatır?

Kitabın bir kolu da Bardon'un ağabeyi, avukat James "Jim" Bardon'a ayrılmış. Guardian'a göre Jim, kardeşinin Papunya'daki yaklaşık bir yılını iki romanına (bunlardan 1991 tarihli Revolution by Night ödül aldı), belgesellere ve kardeşi için kaleme aldığı pek çok yazı ve konuşmaya malzeme yaptı. Hauser'ın hükmü sert: "Jim, boyayan adamlardan, ya da onlara dair kendi fikrinden, edebiyatta epey yol aldı. Jim'in yazılarının az bilinmesi yüzünden gözden kaçmış olsa da, kültürel sahiplenmenin bundan daha iyi bir örneği zor bulunur."

Para meselesi de kitapta açık. Yerleşimdeki üst düzey bir yetkili Bardon'u "Aborjin resimleri kaçakçılığı" yapmakla suçlamıştı. Hauser arşivde Bardon'un "Onları kandırmak hep cazip gelirdi" diye yazdığı bir not buldu; ama Guardian'a göre bunu yaptığına dair "hiçbir kanıt çıkmadığını", Bardon'un kayıtlarının hayatının geri kalanı gibi düpedüz dağınık olduğunu söylüyor. Bardon'un Papunya'da edindiği onlarca resmin çoğunu 1980'lerde koleksiyoncu Margaret Carnegie satın aldı; bu eserlerin değeri sonradan katlanarak arttı.

Hauser kendi kitabının sınırını da baştan çiziyor. Guardian'a göre ressamların o sırada neler yaşadığını bildiği iddiasında değil; yazdığı şey, kendi deyişiyle, "beyaz bir hikâye, beyaz bir efsanenin anlatımı."

Cevapsız kalan soru

Kitabın merkezinde hâlâ açık bir soru duruyor: Bardon Papunya'dan tam olarak neden ayrıldı? Hauser, Bardon'un sonradan bir yazara "hiç konuşamadığı başka bir şey"den söz ettiğini aktarıyor ve dünyayı ondan uzaklaştıran, kalmasını imkânsız kılan bir şey yaşanmış olabileceğini yazıyor. Guardian'a konuşan Hauser bunu şöyle bağlıyor: "Kitabın genel olarak anlattığı şeylerden biri de bilmenin sınırları. Bunu sevmiyoruz. Bilmek, her şeyi görmek istiyoruz! Sanat için de bu geçerli. Ama bazı şeyler kendini doğrudan gösteremez; bunun hem resimde hem bir insanın hayatında doğru olması ilgimi çekti."

Bu cümle, Papunya resimlerinin noktalarla örtülen katmanlarıyla tuhaf biçimde örtüşüyor. Akımın tarihi artık tek bir öğretmenin hatıratından değil, ressamların, topluluklarının ve müzelerin birlikte yeniden kurduğu bir kayıttan okunuyor. Hauser'ın açtığı Bardon arşivinin ressamların kendi anlatılarıyla nasıl yan yana konacağı ise önümüzdeki dönemin sorusu.

Fotoğraf: Owensgranddad, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
PaylaşWhatsAppXFacebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

49,8655,8267,02İstanbul15°

Yudum Dünyası

Kaf Dağı'nın eteğinde bir köy var.

Karakterini yarat, meydanda dolaş, buradakilerle yüz yüze tanış. Tarayıcında, ücretsiz.

  • 🧑 Karakterini yarat
  • 🎲 Kahvede bir el at
  • 🏠 Grubunla ev kur
Günün testiHangi dizi karakterisin?Her dizide dört kişi vardır; biri kesin sensin. Sekiz soruda hangisi olduğunu söylüyoruz.
Günün burcuAkrepBugün duygusal enerjiniz yüksek ve içsel sezgileriniz size rehberlik ediyor. Aşk hayatınızda,…

Günün sorusu

DNA'nın çift zincir yapısını 1953'te açıklayan bilim insanları kimlerdir?

Haftanın düellosu

Bu bölümde

Yudum DünyasıKaf Dağı'nın eteğinde bir köy seni bekliyor.Ücretsiz katıl →