Stellan Skarsgård, Ingmar Bergman'ı ‘Nazist’ ve ‘İyi Bir İnsan Değildi’ Diyerek Sert Eleştirdi
Stellan Skarsgård, 1983 yılında genç bir oyuncu olarak Ingmar Bergman'la çalıştığı dönemde yönetmenin kişiliğini ve Nazi sempatilerini sert sözlerle eleştirdi.
Stellan Skarsgård, sinema dünyasının iki kutbu arasında köprü kurmuş bir isim: Marvel evreninin devasa yapımlarından, Lars von Trier’in karanlık dramalarına, hatta popüler müzikal Mamma Mia!ye kadar uzanan bir kariyere sahip. Ancak bu geniş yelpazenin içinde, 1983 yılında genç bir aktör olarak bir sinema efsanesiyle aynı seti paylaşması, kariyerinin en tartışmalı anlarından birini oluşturdu.
İsveçli aktör, 1996’da Lars von Trier’in Breaking the Waves filmindeki performansıyla uluslararası arenada tanınmaya başladı. Fakat Skarsgård’ın kariyerinin kökleri, 1970’li yılların başına kadar uzanıyor; o dönemde hâlâ genç bir yetenek olarak, sinemanın en büyük isimlerinden biriyle, Ingmar Bergman’la aynı projede yer alıyordu. Bergman, Yaban Çilekleri, Yedinci Mühür, Persona ve Bir Evlilikten Manzaralar gibi başyapıtlarıyla sinema tarihine damga vurmuş, aynı zamanda Fanny ve Alexander filmiyle üçüncü kez En İyi Yabancı Dilde Film Oscar’ını kazanmış bir yönetmendi.
Skarsgård, bu efsane yönetmenle çalışmanın dışarıdan bakıldığında bir onur olduğunu kabul ederken, set arkasındaki gerçeklerin çok daha farklı olduğunu açıkladı. Variety dergisine verdiği röportajda, Bergman’a karşı duyduğu nefreti "onun kesinlikle iyi bir insan olmamasından kaynaklanıyordu" sözleriyle dile getirdi. Aktör, Bergman’ın yönetmenlik yeteneğini takdir etse de, kişiliğini "pislik" olarak nitelendirdi ve bu sert ifadeyi şu benzetmeyle destekledi: "Muhtemelen Caravaggio da tam bir pislikti ama ortaya muhteşem tablolar çıkardı."
Skarsgård’ın eleştirileri burada bitmedi. Yönetmenin Nazi sempatileriyle ilgili daha ağır bir iddiada bulundu: "Savaş sırasında bir Naziydi ve Hitler öldüğünde ağladığını bildiğim tek insan oydu." Bu sözler, Bergman’ın 1934 yılında Adolf Hitler’in de katıldığı bir mitinge katıldığı gerçeğine dayanıyor. Bergman, yıllar sonra bu katılımı "gençlik hatası" olarak nitelendirmiş ve faşist liderin "olağanüstü karizmasına" kapıldığını itiraf etmişti. Skarsgård, bu geçmişi "insanları parmağında oynattığını ve manipüle ettiğini" hissettiğini belirterek, Bergman’ın karakterinin set içinde de zorlayıcı olduğunu vurguladı.
Bu iddiaların kesin bir kanıtı olmamasına rağmen, Bergman’ın 2017’de vefat ettiğine kadar hem profesyonel hem de kişisel yaşamında karmaşık bir figür olduğu bilinmektedir. Çalışma disiplininin katı, ani öfke patlamaları ve özellikle kadın oyuncularla kurduğu manipülatif ilişkiler, onunla çalışanların hafızasında yer etmiş durumdadır. Skarsgård’ın açıklamaları, sinema tarihinin bu iki dev isminin arasındaki gerilimli ilişkiyi yeni bir perspektiften gözler önüne seriyor.
Stellan Skarsgård, kariyerindeki iniş çıkışları ve geniş film yelpazesiyle tanınsa da, Bergman’la yaşadığı bu deneyimi hâlâ en az hatırlanan, en çarpıcı anılarından biri olarak dile getiriyor. Bu açıklamalar, sinema dünyasında bir efsanenin insan yönünün ne kadar karmaşık olabileceğini bir kez daha hatırlatıyor.