İrlanda'nın höyük perileri: Aes sídhe aslında eski tanrılar mıydı?

İrlanda'nın aes sídhe'si kanatlı minik periler değildi: höyüklerin içinde yaşayan, insanı baştan çıkarıp geri dönmemek üzere götüren bir halktı. Sarah Clegg'in yeni kitabı izlerini eski tanrılara kadar sürüyor.

İrlanda'nın höyük perileri: Aes sídhe aslında eski tanrılar mıydı?
Kültür 21 Ekim 2026 6 dk okuma 3 okunma

Kral Conn'un oğlu Connla, bir gün babasının yanında dururken kimsenin göremediği bir kadınla konuşmaya başlar. Kadın, ölümün, yoksulluğun ve günahın olmadığı, şölenin hiç bitmediği bir ülkeden geldiğini söyler ve delikanlıyı oraya çağırır. Saray druidi Corann büyülü sözlerle kadını kovar; ama kadın gitmeden Connla'ya bir elma fırlatır. Connla bir ay boyunca başka hiçbir şey yemez, elma ise hiç eksilmez. Kadın döndüğünde billurdan bir kayıkla gelir. Connla kayığa biner ve bir daha görülmez.

Bu, İrlanda'nın en eski öteki dünya anlatılarından Echtra Condla'nın (Connla'nın Serüveni) özeti. Dilbilimciler metnin ilk biçiminin 8. yüzyıla uzandığını düşünüyor. Kadın, İrlanda dilinde aes sídhe (bugünkü yazımıyla aos sí) denen halktandır. Türkçeye genellikle “peri” diye aktarılır, ama bu kelime insanı yanıltır: Bunlar çiçek üstünde uçan minik varlıklar değil, insan boyunda, göz kamaştırıcı derecede güzel ve tehlikeli bir halktır.

Cambridge'de antik tarih doktorası yapan halkbilimci Sarah Clegg, 21 Ekim'de ABD'de Atria Books etiketiyle çıkan Perilous Enchantment: The True History of Faeries (Tehlikeli Büyü: Perilerin Gerçek Tarihi) kitabında bu halkın izini sürüyor. Literary Hub'da yayımlanan bölümde Clegg'in vardığı yer şu: Ortaçağ İrlanda metinlerindeki periler, Hristiyanlık öncesinin tanrılarıdır ve keşiş yazıcılar onları silmek yerine yeni bir kılığa sokmuştur.

Adları “höyüğün halkı” demek

Sí ya da sídhe, İrlanda kırlarındaki eski höyüklerin adıdır. Kelimenin kökünün Ön-Keltçe “yurt, oturulan yer” anlamındaki *sīdos olduğu düşünülüyor. Aes sídhe de kelimesi kelimesine “höyüğün halkı” demektir. Ünlü banshee (bean sí), ölümü haber veren çığlığıyla bilinen kadın, aslında “höyüğün kadını”dır.

Bu halkın nereden geldiğini en derli toplu anlatan metin, 11. yüzyılda adı bilinmeyen bir yazar tarafından derlenen Lebor Gabála Érenn'dir (İrlanda'nın Alınış Kitabı). Kitaba göre adaya art arda gelen topluluklardan biri, büyülü güçlere sahip Tuatha Dé Danann'dır. Sonradan gelen Míl'in oğulları, yani Gaeller ile yaşanan mücadelenin sonunda ülke bölüşülür: Gaeller yeryüzünü alır, Tuatha Dé ise yeraltını, yani öteki dünyayı alır ve höyüklerin içine çekilir. Halk inancında bu varlıkların adını doğrudan anmaktan kaçınılır; onlara “İyi Komşular” ya da “Güzel Halk” denir ki gücenmesinler.

Tara Tepesi'ndeki Rehineler Höyüğü: MÖ 3350-2800 arasında yapılmış bir koridorlu mezar
Tara Tepesi'ndeki Rehineler Höyüğü: MÖ 3350-2800 arasında yapılmış bir koridorlu mezar — August Schwerdfeger, CC BY 4.0 (Wikimedia Commons)

Küçük bir höyüğün içinde koca bir saray

Clegg'e göre aes sídhe'yi Kuzey Avrupa'nın elflerinden ayıran en önemli özellik, bir yurtlarının olmasıdır. Bu yurt soyut bir cennet değil, haritada gösterilebilecek yerlerdir: Höyüklerin içi. Clegg, Tara Tepesi'ndeki Rehineler Höyüğü'nü örnek veriyor. Yaklaşık 15 metre çapında ve 3 metre yüksekliğindeki bu koridorlu mezar, MÖ 3350 ile 2800 arasında yapıldı. 1950'lerdeki kazılarda içinde yüzlerce kişinin kalıntısı bulundu. Masallarda ise bu küçük tümseğin içine bazen dev bir saray, bazen koca bir ada sığar.

Höyüklerin kapısı her zaman açık değildir. Davet almak ya da doğru zamanı kollamak gerekir; en elverişli zaman, 1 Kasım'daki Samhain bayramıdır. Bu tarih rastgele değil: Rehineler Höyüğü'nün koridoru, Samhain ve 1 Şubat'taki Imbolc sabahlarında doğan güneşin ışığını içeri alacak biçimde konumlanmış. Yani masalların “kapıların açıldığı gün” dediği tarih, binlerce yıl önce taşa işlenmiş bir takvimle örtüşüyor.

Cennet gibi ama kaçılması gereken bir yer

Metinler öteki dünyaya farklı adlar verir: Mag Mell (Zevkler Ovası), Tír na mBeó (Yaşayanlar Ülkesi), Tír na nÓg (Gençler Ülkesi). Hepsinde müzik vardır, kendiliğinden yenilenen yiyecekler, aynı anda hem çiçek açıp hem meyve veren ağaçlar. Clegg'in vurguladığı nokta, bu güzelliğin bir tuzak olarak anlatılmasıdır: Öteki dünya büyüleyicidir ama korkulması ve uzak durulması gereken bir yerdir.

Connla'nın kayığa binerken söylediği söz bunu iyi gösterir. Clegg'in aktardığı çeviride delikanlı şöyle der: “Bu bana kolay değil, çünkü halkımı seviyorum. Ama kadına duyduğum özlem beni sardı.” Clegg bu cümleyi “derinden ürpertici” buluyor; ona göre Connla'nın bocalaması, kararın gerçekten kendisine ait olmadığını, doğaüstü bir çekimle sürüklendiğini düşündürüyor.

Connla ve öteki dünyadan gelen kadın, John D. Batten'in Joseph Jacobs'ın Celtic Fairy Tales derlemesi için yaptığı çizim
Connla ve öteki dünyadan gelen kadın, John D. Batten'in Joseph Jacobs'ın Celtic Fairy Tales derlemesi için yaptığı çizim — John Dickson Batten, Public domain (Wikimedia Commons)

Daha da karanlık bir örnek, 7. yüzyıl sonu ile 8. yüzyıl başına tarihlenen Imram Brain'dir (Bran'ın Yolculuğu). Kral Bran'ı denize çağıran kadının ülkesine giden yolda, halkı yalnızca gülüp boş boş bakan bir adaya uğranır. Karaya çıkan tayfa da hemen gülmeye ve bakakalmaya başlar; geride bırakılır. Kadınlar Ülkesi'ne varıldığında ülkenin hükümdarı Bran'a bir yumak atar; yumak eline yapışır ve kadın onu kıyıya çeker. Bran ve adamları orada bir yıl geçirdiklerini sanır. Sılayı özleyip İrlanda'ya döndüklerinde ise yüzyıllar geçmiştir. Tayfadan Nechtan kendini kayıktan atar ve ayağı karaya değdiği anda küle döner.

Güzellik bir güç biçimi

Clegg'in dikkat çektiği bir başka yan, metinlerin bu halkın güzelliğine yüzlerce kelime ayırması: kusursuz saçlar, kusursuz bedenler, kusursuz giysiler. Bu güzellik süs değil, bir güç biçimidir. Öteki dünyadan gelen kadınlar sevgililerini kendileri seçer ve kalıplara pek sığmaz. Echtrae Airt meic Cuinn'de Kral Conn'un öteki dünyadan sürülüp gelen Bé Chuma ile evlenmesi ülkeyi çorak bir toprağa çevirir. Reddedilmek de tehlikelidir: İrlanda'nın büyük destanı Táin Bó Cúailnge'de genç bir kadın kılığında Cú Chulainn'e sevgisini sunan ve geri çevrilen Morrígan, kahramanın bir sonraki karşılaşmasında önce yılan balığı olup ayağına dolanır, sonra kurt olup sığırları ürkütür, en sonunda da sürüyü önden süren beyaz bir düve olur.

Keşişlerin kaleminden tanrılar

Burada bir çelişki var. Bu hikâyelerin hepsi, İrlanda'nın çoktan Hristiyanlaştığı bir dönemde manastırlarda yazıya geçirildi. Clegg, metinlerde İsa'nın gelişine ve Hristiyanlığın adaya ulaşacağına dair sevinçli kehanetlerin sık sık geçtiğini, bunun da yazarların keşiş olduğunu açıkça gösterdiğini belirtiyor. Ama ona göre keşişler bu varlıkları uydurmadı; kendi yorumlarını katsalar da daha eski bir geleneği aktardılar.

Bunun en güçlü kanıtı bir isim: Brigid. 1 Şubat, yani Rehineler Höyüğü'nün güneşe döndüğü Imbolc günü, bugün Aziz Brigid Günü olarak kutlanıyor. Aynı Brigid, eski mitlerde aes sídhe'den biri olarak da karşımıza çıkıyor. 9. yüzyılda derlenen Cormac Sözlüğü ise onu açıkça “şairlerin taptığı tanrıça” diye tanımlıyor ve Dagda'nın kızı olan üç Brigid'den söz ediyor: biri şiirin, biri şifanın, biri demirciliğin hamisi. Tarihçilerin önemli bir kısmı, tanrıçanın özelliklerinin zamanla aynı adı taşıyan azizeye aktarıldığını düşünüyor. Clegg'in en kesin cümlesi de bu bağlamda geliyor: 8. yüzyıl mitlerinde aes sídhe, harfiyen “tanrıların kabilesi” diye anılıyor. Tuatha Dé adının eski biçimi Túath Dé de aynı anlama gelir.

Rehineler Höyüğü'nün girişi: koridor, Samhain ve Imbolc sabahlarında güneşi içeri alıyor
Rehineler Höyüğü'nün girişi: koridor, Samhain ve Imbolc sabahlarında güneşi içeri alıyor — biekje, Public domain (Wikimedia Commons)

Sınırlar: Elimizdeki ses keşişlerin sesi

Bu tablonun bir sınırı var. Hristiyanlık öncesi İrlanda kendi inançlarını yazıya geçirmedi; elimizdeki her şey, yüzyıllar sonra manastırlarda yazılmış ve çoğu 12. yüzyıl ya da daha geç el yazmalarında korunmuş metinlerden geliyor. Rehineler Höyüğü'nün güneş hizası ile Samhain inancı arasındaki bağ, aradaki binlerce yıl düşünüldüğünde bir süreklilik mi, yoksa sonradan kurulmuş bir anlam mı, kesin olarak bilinmiyor. Clegg de keşişlerin kendi yorumlarını kattığını kabul ediyor; hangi ayrıntının eski inançtan, hangisinin yazıcının hayal gücünden geldiğini ayırmak çoğu zaman mümkün değil.

Peri nasıl küçüldü?

Türkçedeki “peri” kelimesi Farsçadan gelir ve okurun aklına çoğunlukla güzel, kanatlı, zararsız bir varlık getirir. İrlanda'nın höyük halkı bu resmin çok uzağında duruyor. Clegg'in kitabı da tam bu dönüşümü izliyor: yerel doğa ruhlarından öteki dünyanın baştan çıkarıcılarına, oradan cadı avı döneminde şeytanla bir tutulan varlıklara, Viktorya döneminin çocuk kitaplarındaki minik kahramanlara ve bugünün fantastik aşk romanlarına uzanan bir yol. Açık kalan soru şu: Bir zamanlar insanı küle çevirebilen tanrılar, birkaç yüzyıl içinde nasıl olup da çocuk masallarına sığacak kadar küçüldü?

Fotoğraf: John Duncan, Public domain, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.