Almanya ve Fransa, AB’nin 2035 İçten Yanmalı Motor Yasağını Daha da Esnetmek İçin Uzlaştı
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, AB’nin 2035 hedefindeki CO₂ azaltım oranını %100 yerine %80’e çekmek ve üreticilere daha uzun uyum süresi tanımak için bir mutabakata vardılar.
Avrupa Birliği’nin 2035 yılına kadar yeni içten yanmalı motorlu otomobil satışlarını sona erdirme hedefi, Almanya ve Fransa’nın ortak çabasıyla yeniden şekilleniyor. İki ülkenin liderleri Friedrich Merz ve Emmanuel Macron, Brüksel’de düzenlenecek AB liderler zirvesi öncesinde, mevcut düzenlemeyi daha da gevşetmek için bir uzlaşma sağladıklarını duyurmayı planlıyor. Bu anlaşma, otomobillerin CO₂ emisyonlarını %100 azaltma zorunluluğunu %80’e indirmeyi ve üreticilere daha uzun bir geçiş süresi tanımayı içeriyor.
AB Komisyonu, geçen yıl otomotiv sektörü ve Almanya ile İtalya gibi üye ülkelerden gelen baskılar üzerine 2035 hedefinde bir esneklik önerisi getirmişti. Komisyonun taslağı, yeni araçların 2021 seviyesine göre %90 emisyon azaltımını öngörüyordu. Ancak Almanya ve Fransa, bu oranı daha da aşağı çekerek %80’e indirmeyi talep ediyor. Ayrıca, bu yeni esnekliğin ek bir telafi şartına bağlanmaması isteniyor; yani üreticiler düşük karbonlu çelik, e‑yakıt veya biyoyakıt gibi yöntemlerle kalan emisyonları telafi etme zorunluluğu taşımıyor.
Bu değişiklik, 2035 sonrasında da şarj edilebilir hibrit, menzil uzatıcı ve geleneksel içten yanmalı motorlu araçların belirli koşullar altında satılabilmesine olanak tanıyacak. Üreticiler, kalan emisyonları AB içinde üretilen düşük karbonlu çelik kullanımı veya alternatif yakıtlarla dengeleyebilecek. Sektör temsilcileri, daha uzun bir uyum süresinin yüksek para cezalarından kaçınmayı kolaylaştıracağını ve bu sayede firmaların emisyon hedeflerini kaçırma riskini azaltacağını belirtiyor.
Almanya ve Fransa’nın talepleri yalnızca 2035 hedefiyle sınırlı kalmıyor. Komisyonun önerdiği 2030 ara hedefi – 2021 seviyesine göre %55 emisyon azaltımı – için üç yıllık bir dönemi (2030‑2032) öngörürken, iki ülke bu sürenin beş yıla çıkarılmasını istiyor. Böyle bir uzatma, otomotiv üreticilerine daha geniş bir zaman diliminde hedeflerine ulaşma imkânı tanıyacak.
Bu politikaların arkasında, Almanya’nın büyük otomobil üreticileri (Volkswagen, BMW, Mercedes‑Benz) ve Çinli markalarla artan rekabet, ayrıca ABD tarifeleri gibi dış faktörler yer alıyor. Berlin, sektöre daha fazla esneklik tanınmasını savunurken, aynı zamanda kamu desteklerinde ve ihalelerde Avrupa üretimini önceliklendiren katı kurallara karşı çıkıyor. Fransa ise, “Buy European” politikalarıyla AB içinde üretilen ürünlerin tercih edilmesini destekleyen sübvansiyon ve ihaleler talep ediyor.
Fransa’nın daha önce İsveç, İspanya, Danimarka, Lüksemburg, Hollanda ve Portekiz ile oluşturduğu, Komisyonun önerisinin ötesinde esnekliği reddeden bloktan ayrılması, AB içinde esnek otomotiv kurallarını savunan tarafın çoğunluğu elde etmesini kolaylaştırabilir. Bu durum, elektrikli araçların pazar payının yavaşlamasına yol açabilir; Transport & Environment (T&E) gibi temiz ulaşım kuruluşları, mevcut önerinin bile 2035’te tamamen elektrikli araçların satış içindeki payını %85’e düşürebileceği uyarısında bulunmuştu.
Sonuç olarak, Almanya ve Fransa’nın ortak girişimi, AB’nin iklim hedefleri ile otomotiv sektörünün rekabet gücünü dengelemeye yönelik kritik bir adım olarak görülüyor. Uzlaşmanın detayları ve uygulanma şekli, önümüzdeki aylarda Brüksel’deki AB liderler zirvesi ve ardından gelecek yasa tasarılarıyla netleşecek. Bu süreç, Avrupa’nın otomotiv geleceğini şekillendirirken, elektrikli araç geçişinin hızı ve içten yanmalı motorların rolü üzerine yeni tartışmaların da kapısını aralayacak.