Yaşam

Tavan arasından çıkan 'mucize buğday': Parma'da unutulmuş bir çeşidin dönüşü

Parmalı bir çiftçinin tavan arasında bulup gübreye attığı tohumlardan yedi başaklı bir buğday çıktı. Çeşit yeni değildi: Yüzyıllardır biliniyor, eski adlarından biri 'İzmir buğdayı'.

27 Ekim 20266 dk okuma
Tavan arasından çıkan 'mucize buğday': Parma'da unutulmuş bir çeşidin dönüşü

1990'ların başında Parma yakınlarında tahıl yetiştiren Claudio Grossi, çiftlik evinin tavan arasını temizlerken içinde ne olduğunu çıkaramadığı tohumlarla dolu eski bir çuval buldu. Çuvalın, çiftliği 1915 dolaylarında kuran büyük dedesinden kaldığını düşünüyordu. Taneler o kadar kuru ve çatlaktı ki bir şey çıkacağına ihtimal vermedi; aşağı indirip bir gübre yığınına silkeledi ve unuttu.

Kısa süre sonra yığından birkaç farklı buğday filizlendi. Birinin boyu ticari buğdayın yaklaşık iki katına ulaşıyordu, ama asıl tuhaflığı başağındaydı: Grossi'nin bildiği bütün buğdaylar sapın ucunda tek başak taşırken bu bitki yedi başak veriyordu; ortada uzun bir başak, çevresinde parmak gibi kümelenmiş altı kısa başak. Smithsonian dergisinin Kasım 2026 sayısında Lina Zeldovich'in anlattığına göre taneler de iriydi ve sarı, siyah, kırmızı, beyaz, hatta yeşil renkte çıkıyordu.

Hikâyenin ilginç yanı bir tavan arası mucizesi olması değil. Bu buğdayın Avrupa'da yüzyıllardır tanındığı, adının bile "mucize" olduğu, sonra tarlalardan sessizce çekildiği ortaya çıktı. Grossi'nin bulduğu şey, bir ailenin kenara ayırdığı tohumların unutulmuş bir çeşidi nasıl taşıyabildiğinin örneği.

Yusuf'un rüyasından "grano del miracolo"ya

Grossi, Smithsonian'a bitkiyi önce "doğanın bir ucubesi" sandığını, tarım kitaplarında da bulamadığını anlattı. İpucu başka bir kitaptan geldi: Kilisede Tekvin kitabını karıştırırken Yusuf'un Firavun'un rüyasını yorumladığı bölümde tek sapta biten yedi dolgun başakla karşılaştı. Bunun çok eski bir buğday olması gerektiğini düşündü ve ona "grano del miracolo", yani mucize buğdayı adını verdi.

Oysa ad Grossi'den çok daha eski. Emilia-Romagna bölgesinin yerel çeşitleri koruma altına alan kütüğüne (RER V0108 numarasıyla) kayıtlı teknik fişte bu buğdayın tarihçesi ayrıntılı biçimde yer alıyor. Fişe göre Roma döneminde Plinius, Naturalis Historia'da dallı başaklı bir buğdaydan söz ediyor. 1843 tarihli bir İtalyan doğa bilimleri sözlüğü aynı bitkiyi "bolluk buğdayı", "mucize buğdayı" ve "İzmir buğdayı" (grano di Smirne) adlarıyla anıyor. 1836 tarihli Parma lehçesi sözlüğünde de "bolluk buğdayı" geçiyor; fişi hazırlayanlar bundan, çeşidin 19. yüzyılın başında Parma çevresinde bilindiği sonucunu çıkarıyor.

Rönesans doğa bilimcisi Ulisse Aldrovandi'nin suluboya koleksiyonunda 'Triticum racemosum' adıyla çizilmiş salkım başaklı buğday
Rönesans doğa bilimcisi Ulisse Aldrovandi'nin suluboya koleksiyonunda 'Triticum racemosum' adıyla çizilmiş salkım başaklı buğday — Ulisse Aldrovandi, Public domain (Wikimedia Commons)

1900'de L'Italia Agricola dergisinde çıkan bir yazı ise bu buğdaya takılan adları sıralıyor: dallı, İzmir, Mısır, Habeşistan, salkım, bolluk ve "mumya" buğdayı. Botanik açıdan bitki, iri taneli "turgidum" buğdaylar grubunda yer alıyor. Smithsonian'ın aktardığına göre Parma Üniversitesi'nde yapılan incelemeler de Grossi'nin buğdayını Triticum turgidum olarak tanımladı.

"Mumya buğdayı" efsanesi

Adlardan biri ayrıca bir hikâye taşıyor. Emilia-Romagna fişine göre 19. yüzyılda Avrupa'da bu buğdayın çeşitli biçimleri "firavun mezarlarından çıkmış buğday" diye yayıldı; gerçekte bunlar dönemin Mısır'da yetiştirilen yerel çeşitleriydi. Mısır merakının sardığı Avrupa'da binlerce yıllık mezar tohumlarının yeşerdiği inancı uzun süre yaşadı. 1897'de British Museum'un Mısır eserleri sorumlusu E. A. Wallis Budge, mezarlardan çıkmış gerçek, yaklaşık 3.000 yıllık buğday tanelerini denetimli koşullarda ekilmek üzere Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri'nin müdürüne verdi; hiçbiri çimlenmedi.

Grossi'nin hikâyesinde de "binlerce yıllık tohum" yok. Aynı fiş, buğdayın Parma çiftçilerinin anlatımlarına göre en az 20. yüzyılın ilk on yıllarından beri bölgede bulunduğunu, bugün korunan örneğin de Grossi ailesinin Piantone'deki çiftliğinde, başka eski buğdaylarla birlikte saklanmış olarak bulunduğunu kaydediyor. Smithsonian da gizemi aynı yerden çözüyor: Tohumlar, aileden birinin eski çeşitlerden bir kısmını kenara ayırması sayesinde kalmıştı. Tohumların tavanda tam olarak kaç yıl beklediği ise bilinmiyor.

Neden tarladan çekildi?

20. yüzyılda verim her şeyin önüne geçti. Smithsonian'ın hatırlattığına göre 1920'lerde ithal buğdaya bağımlı olan İtalya, "Battaglia del Grano" adlı devlet kampanyasıyla yüksek verimli çeşitleri yaygınlaştırdı ve tohumlarını çiftçilere dağıttı. Yüzyılın ortasında Norman Borlaug'un öncülüğündeki Yeşil Devrim, kısa boylu ve bol ürün veren buğdayları dünyaya yaydı. Bu çeşitler sayısız insanı doyurdu; ama yabancı otlarla rekabette zayıf kaldıkları için gübreye, ot ve mantar ilaçlarına daha çok ihtiyaç duydular.

Eski kaynaklar mucize buğdayına zaten pek iyi not vermemişti. 1840'ta Venedik'te basılan bir tarım sözlüğü, başağın göze çok verimli göründüğünü ama tanelerin çoğunun küçük kaldığını, az un verdiğini, ekmeğinin de pek lezzetsiz olduğunu ve çoğunlukla merak için bahçelerde yetiştirildiğini yazıyordu. 1900 tarihli yazı da ununu düşük kaliteli buluyor ve sıcak iklimde, örneğin Mısır'da, epey verimli olabileceğini ekliyordu. Grossi de bitkinin boyunun dezavantajını yaşadı: Sert rüzgâr, yağmur ve dolu uzun sapları olgunlaşmadan yatırabiliyor. Emilia-Romagna fişi de çeşidin "yatmaya çok duyarlı" olduğunu kaydediyor. Grossi çareyi bu buğdayı daha kısa çeşitlerle karışık ekip onlara yaslanmasını sağlamakta buldu.

Fırından laboratuvara

Grossi'nin ilk ekmeği iyi kabarmadı ama mutfağı fındıksı bir kokuyla doldurdu. 2000'lerin başında, hamuru hâlâ elle yoğuran yaşlı bir fırıncıyla denemelere girişti. Hamuru küçük parçalara bölüp biçimini koruyan yüksek hasır sepetlerde mayalandırmayı ve daha az yoğurmayı denediler; Grossi'nin deyişiyle hamur sonunda "kabarıyor ve biçimini koruyordu".

Ekmeği bir pazarda tadan gıda bilimi öğrencisi Beniamino Perobelli lisans tezini bu buğdaya ayırdı ve o sırada Parma Üniversitesi'nde görevli Teofilo Vamerali'nin laboratuvarında çalıştı. Smithsonian'ın aktardığına göre analizler, tanenin modern buğdaylara göre fosfor ve demir bakımından daha zengin olduğuna, glüten oranının daha düşük, bazı amino asitlerin ise daha yüksek çıktığına işaret etti. Bu bulgular bir lisans tezine dayanıyor; hakemli bir yayın olarak bulamadık ve beslenme açısından bir öneri olarak okunmamalı.

Grossi daha sonra Parmalı un üreticisi Molino Grassi'yi bu unu zanaatkâr fırıncılara sunmaya ikna etti. Emilia-Romagna fişi, çeşidin örneğinin San Pancrazio'daki Stuard deneme çiftliğinde gen kaynağı olarak saklandığını, tohum çoğaltma görevinin ise Grossi'nin çiftliğine verildiğini gösteriyor. Fişteki gözleme göre on yılı aşkın yetiştiricilikte bitkide mantar hastalığı görülmemiş.

Türkiye'de tavan arasından çıkan tohumlar

Benzer bir hikâye Türkiye'de de yaşandı. Diken'in 2020'de yayımladığı habere göre Zonguldak Ereğli'nin Çevlik köyünde eski bir ahşap evi onaran Recep Somuncu, tavan arasında ve döşeme tahtalarının arasında 15 cam şişe içinde sebze ve buğday tohumu buldu. Tohumları Tohum Gen Bankası'na gönderdi, bir kısmını bağışladı, kalanını çoğaltıp ülkenin dört bir yanındaki çiftçilere ücretsiz yolladı. Somuncu, tohumlardan birinin çatal siyez (kavılca) olduğunu öğrendiklerini anlatıyor.

Bu tür tohumların kalıcı adresi gen bankaları. İzmir'deki Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesinde 1964'te kurulan Ulusal Tohum Gen Bankası, kurumun sayfasına göre dünyanın ilk gen bankalarından biri; 3.339 türe ait 55 binden fazla tohum örneği saklıyor ve bunların emniyet yedekleri Ankara'daki Türkiye Tohum Gen Bankası'nda tutuluyor. Koleksiyonlarda Türkiye kökenli yerel çeşitler, kültür bitkilerinin yabani akrabaları ve endemik türler yer alıyor.

Sırada ne var?

Palermo Üniversitesi'nden tarım biyoçeşitliliği uzmanı Francesco Sottile, Smithsonian'a dar bir çeşit yelpazesine dayanmanın uzun kuraklıklar, aşırı sıcaklar ve yeni hastalıklar karşısında riski büyüttüğünü söyledi. Sottile, Sicilya'da 2024'te yaşanan ağır kuraklıkta pek çok ticari buğday üreticisinin tarlasını nisan ayında bıraktığını, eski çeşitleri eken küçük üreticilerin ise çoğunlukla hasat alabildiğini anlattı. Bu bir saha gözlemi; eski çeşitlerin her koşulda daha dayanıklı olduğunu gösteren kesin bir karşılaştırma değil.

Açık soru şu: Tavan aralarında, kilerlerde, cam şişelerde kaç çeşit daha bekliyor ve bunların kaçı birileri ekmeye karar vermeden çimlenme gücünü yitirecek? Grossi'nin buğdayı şansına bir gübre yığınında hayata döndü. Gen bankalarının ve yerel çeşit kütüklerinin işi, bir sonrakinin şansa kalmamasını sağlamak.

Fotoğraf: Vilmorin-Andrieux, Public domain, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
PaylaşWhatsAppXFacebook
Yaşam Masası

Bu içerik, Yudum Yaşam Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

49,7955,5266,44İstanbul12°

Yudum Dünyası

Kaf Dağı'nın eteğinde bir köy var.

Karakterini yarat, meydanda dolaş, buradakilerle yüz yüze tanış. Tarayıcında, ücretsiz.

  • 🧑 Karakterini yarat
  • 🎲 Kahvede bir el at
  • 🏠 Grubunla ev kur
Günün testiHangi takımın taraftarı olmalıydın?Tuttuğun takımı sen seçmedin, biliyoruz. Peki karakterine göre seçseydin ne çıkardı?
Günün burcuAkrepSevgili Akrep, bugün duygusal enerjiniz yüksek ve içsel sezgileriniz ışık saçıyor. Aşk hayatınızda,…

Günün sorusu

Michael Schumacher kaç kez Formula 1 dünya şampiyonu oldu?

Haftanın düellosu
Yudum DünyasıKaf Dağı'nın eteğinde bir köy seni bekliyor.Ücretsiz katıl →