Vizigotlar Hispania'yı yönetti ama nüfusu değiştirmedi: 243 antik genom ne anlatıyor
Süevler, Alanlar ve Vizigotlar İber Yarımadası'nın siyasi haritasını değiştirdi ama genetik katkıları yüzde 12-22'de kaldı. Asıl büyük nüfus dönüşümünü Roma getirmiş.
Bugünkü Mérida'da, Romalıların Augusta Emerita dediği kentte toprağa verilen biriyle, yaklaşık 725 kilometre ötede, Castellón'daki eski Roma konak istasyonu Ildum'da gömülen bir başkası kardeşmiş. İkisinin soyu da tamamen Orta Avrupa kökenli; büyük olasılıkla yarımadaya gelen ilk kuşaktandılar. Aralarındaki mesafeyi, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan Via Augusta'yla birlikte imparatorluğun geride bıraktığı yol ağı bağlıyordu.
Bu iki kardeş, Barselona'daki Evrimsel Biyoloji Enstitüsü'nün (IBE, CSIC-UPF) öncülüğünde yürütülen ve Cell dergisinde yayımlanan geniş bir antik DNA çalışmasının en dikkat çekici ayrıntılarından biri. Barselona Doğa Bilimleri Müzesi, Harvard Üniversitesi ve Bask Ülkesi Üniversitesi'nin de yer aldığı ekip, İber Yarımadası'ndaki 31 arkeolojik alandan elde edilen 243 antik genomu inceledi. Örnekler MS 1. ile 8. yüzyıllar arasına yayılıyor.
Sorulan soru basit, yanıtı ise uzun süre açık kaldı: Batı Roma'nın çözülmesinin ardından gelen Süevler, Vandallar, Alanlar ve Vizigotlar yarımadanın siyasi haritasını baştan çizdi; peki nüfusun kendisini de değiştirdiler mi? Çalışmanın vardığı sonuç, asıl büyük demografik kırılmanın bu gelişlerde değil, ondan önceki Roma döneminde yaşandığı yönünde.
409'da Pireneler aşıldı, 507'de yeni bir krallık kuruldu
Kavimler Göçü olarak bilinen sürecin Hispania'ya yansıması 409 yılında başladı: Vandallar, Alanlar ve Süevler o yıl Pireneleri aşarak yarımadaya girdi. Süevler kuzeybatıda, Gallaecia'da Braga merkezli bir krallık kurdu; bu krallık 585'te Vizigotların topraklarına katılana kadar bağımsız kaldı. IBE'nin bültenine göre Vizigot Krallığı yarımadada 507'de kuruldu ve bu toprakların siyasi kimliğini uzun süre belirledi.
Gelenlerin en uzak coğrafyadan geleni Alanlardı. Germen değil, Doğu İran dillerinden birini konuşan, genellikle Sarmatların bir kolu sayılan bozkır göçebeleriydi. Bir kolları Kafkasya'nın kuzeyine yerleşmişti; bugünkü Osetlerin ataları bu Kafkas Alanları kabul edilir. Batıya yönelen kol ise 406'da Vandallar ve Süevlerle birlikte Ren'i geçti, ardından Hispania'ya ulaşıp Lusitania ve Carthaginiensis eyaletlerine yerleşti.
Roma, yarımadayı bir Akdeniz mozaiğine çevirdi
Genetik veriler önce beklenmedik bir yeri işaret ediyor. Demir Çağı'nda İber nüfusu görece tek tip bir genetik görünüm sergiliyordu. MS 1. ile 4. yüzyıllar arasında yaşamış bireylerde ise soy çeşitliliği belirgin biçimde artıyor. Roma yönetimi, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika kökenli insanların gelişini kolaylaştırmış; ortaya Akdeniz'in dört bir yanındaki insan ağlarına bağlı, karışık bir toplum çıkmış.
Çalışmanın yazarlarından, bugün Barselona Doğa Bilimleri Müzesi'nin başında bulunan Carles Lalueza-Fox, bültende Romalılaşmanın yalnızca siyasi, dilsel ve kültürel bir dönüşüm olmadığını, verilerin bunun büyük bir demografik dönüşüm de olduğunu gösterdiğini söylüyor.
Yeni gelenlerin katkısı yüzde 12 ile 22 arasında
5. yüzyıldan itibaren mezarlarda Orta ve Kuzey Avrupa kökenli bireyler görünmeye başlıyor; özellikle yeni siyasi gruplarla ilişkilendirilen arkeolojik bağlamlarda. Ama toplulukların çoğu, Hispano-Romen nüfusun çeşitli genetik profilini koruyor. Ekibin hesabına göre bu grupların genetik katkısı bölgeye ve toplumsal bağlama göre yüzde 12 ile 22 arasında değişiyor; yerel halkla karışma da birden değil, yavaş yavaş gerçekleşmiş.
Çalışmanın ilk yazarı Pablo Carrión, kendilerini en çok iki süreç arasındaki karşıtlığın şaşırttığını anlatıyor: Roma, Akdeniz'deki nüfus hareketleriyle son derece çeşitli bir toplum yaratmış; sonraki göçler yeni soylar getirmiş, ama demografik etkileri çok daha küçük kalmış. Harvard Üniversitesi'nden David Reich de İber Yarımadası'nın genetik tarihinin Roma sonrası Avrupa'nın başka bölgelerinden ayrıldığını vurguluyor: göç ve yeni soylar var, ama nüfusun yerini başka bir nüfusun alması yok. Araştırmacılar karşılaştırma için Britanya ile Balkanları gösteriyor; oralarda Roma sonrası göçlerin nüfusa etkisi daha büyük olmuştu.
"Süev prensesleri" ve evlilikle edinilen kimlik
Çalışmanın bir başka ilginç bölümü, "Süev prensesleri" diye anılan kadınlara ait. Zengin mezar eşyaları nedeniyle bu kadınlar uzun süre imparatorluk sınırlarının ötesinden gelmiş bir seçkin zümrenin üyeleri sayıldı. Genetik analiz ise içlerinden birinin yerel kökenli olduğunu gösterdi. Araştırmacılar bunu Süev seçkinleriyle Hispano-Romen aileler arasındaki evlilik ittifaklarının izi olarak yorumluyor. Bu kadınlardan birkaçının aynı dönemde ölmüş olması da, ekibe göre, hükümdarın soylular arasından belirlendiği bir monarşide yaşanan taht anlaşmazlığıyla bağlantılı olabilir.
Carrión'a göre bu kadınlar, genetiğin geçmişin seçkinlerine bakışımızı nasıl değiştirebileceğini gösteriyor: Vizigot ya da Süev kimliği yabancı kökenden gelmeyi şart koşmuyordu; aile, siyaset ve kültür yoluyla da edinilebiliyordu. Bu, bir mezardaki kartal biçimli fibulanın ya da Germen tarzı süsün, gömülen kişinin nereden geldiğinden çok hangi çevreye ait sayıldığını anlatabileceği anlamına geliyor.

Bulgunun sınırları
Ekip, tablonun henüz eksik olduğunu kendisi söylüyor. Örnekleme özellikle yarımadanın kuzeyinde ve Kuzey Afrika'da zayıf; bu iki bölgeden daha çok genoma ihtiyaç var. Yüzde 12-22 aralığı da tüm yarımada için tek bir oran değil, bölgeye ve toplumsal bağlama göre değişen bir tahmin. Üstelik basın bülteni, bozkır kökenli Alanların Germen gruplardan ayrı bir genetik iz bırakıp bırakmadığını ayrıca belirtmiyor; bu ayrıntı makalenin kendisinde kalıyor.
Açık soru: Geç Antik Çağ'dan bugüne ne oldu?
Çalışmanın belki en düşündürücü gözlemi şu: Geç Antik Çağ'daki İber nüfusu, genetik açıdan bugünkünden daha heterojendi. Yani gen havuzu Orta Çağ'da ve sonrasında bir kez daha değişti. Araştırmacılar bunda Vizigot yönetiminin, İslam fetihlerinin, yarımada içindeki nüfus hareketlerinin ve Hristiyan krallıkların yayılmasının payı olduğunu düşünüyor. Lalueza-Fox, yarımadanın antik sakinlerini bugünkü nüfusa bağlamak için Orta Çağ ve sonrasına ait genomların incelenmesinin şart olduğunu söylüyor. Roma'nın yarattığı o renkli karışımın bugünkü daha türdeş tabloya nasıl dönüştüğü, şimdilik yanıtı bekleyen soru.
Fotoğraf: Anonymous (Visigothic)Unknown author, Public domain, Wikimedia Commons