Çamaşır makinesi neden onlarca yıl satılmadı? Hizmetçi, çamaşırhane ve merdane
Elektrikli çamaşır makinesi 1910'larda çıktı ama Amerikan evlerine ancak 1950'lerde girebildi. Bir işletme tarihçisi gecikmenin nedenlerini teknolojide değil, toplumsal düzende arıyor.
Seattle'da yayımlanan The Argus gazetesinin 24 Nisan 1920 tarihli sayısında küçük bir reklam var. Sallanan sandalyesinde rahatça oturan bir kadın, yanında tamburlu, merdaneli bir makine. Metin şöyle başlıyor: "Bu karmaşık çalışma koşulları döneminde evde gerçek bir hizmetçi bulmak artık zor." Ardından vaat geliyor: bu elektrikli çamaşır makinesi asla greve gitmeyen, zam istemeyen, fazla işten yorulmayan "gerçek bir hizmetçi"dir.
Reklamın neyi sattığına dikkat edin: zaman ya da konfor değil, bir hizmetçinin yerine geçecek bir alet. Bu ayrıntı, ilk bakışta tuhaf görünen bir tarihî bilmecenin anahtarlarından biri. Elektrikli süpürge ve elektrikli buzdolabı Amerikan evlerine görece hızlı girdi; ikisi de süpürge ve buz dolabı gibi zaten bilinen eşyaların elektrikli halleriydi. Oysa 1910'larda piyasaya çıkan elektrikli çamaşır makinesi, buzdolabının yarı fiyatına satılmasına rağmen alıcı bulmakta zorlandı ve evlerin standart eşyası olması 1950'leri buldu.
Bu gecikmeyi inceleyen isimlerden biri, Reading Üniversitesi Henley Business School'dan işletme tarihçisi Peter Scott. Scott'ın Journal of Social History dergisinde yayımlanan ve Türkçeye kabaca "'Zorla Satış', Ev Hayatı ve İki Buhran Arası Amerika'da Çamaşır Makinesinin Yayılması" diye çevrilebilecek makalesi, iki dünya buhranı arasındaki dönemde ABD'de çamaşır makinesinin neden yavaş yayıldığını soruyor. JSTOR Daily'de Matthew Wills'in aktardığı bulgular, bir teknolojinin başarısının yalnız mühendisliğe bağlı olmadığını, evin içindeki iş bölümüne, sınıf ve ırk ilişkilerine, rakip hizmetlere ve kullanım zahmetine de bağlı olduğunu gösteriyor.
"Ne itibar katar, ne lüks, ne eğlence"
Satıcıların kendileri de sorunun farkındaydı. Dönemin sektör yayını Electrical Merchandising, çamaşır makinesi için şu tespiti yapmıştı: bu alet "toplumsal itibar katmaz, lüks çekiciliği yoktur, eğlence değeri de yoktur." Radyo ya da otomobil komşuya gösterilebilirdi; bodrumda ya da mutfakta duran bir yıkama makinesi kimsenin gözünü kamaştırmıyordu.
Üstelik çamaşır, evdeki en sevilmeyen işti. Scott'a göre elde yıkama uzun, ağır ve nahoş bir beden emeği gerektirdiği için 19. yüzyıl ev kadınlarının en az sevdiği ev işiydi. Ama tam da bu yüzden, gücü yeten aileler işi çoktan başkasına devretmişti: ya eve gelen ya da işi evine götüren bir çamaşırcı kadına, ya da ticari çamaşırhaneye. Makine, sorunu zaten çözmüş olan insanlara satılmaya çalışılıyordu.
Güney'de aşılması zor bir duvar
Scott'ın bulgularına göre direnç en çok ABD'nin güney eyaletlerinde güçlüydü. Makalenin özetinde, Güney'de beyaz ailelerin çoğunun çamaşırı zaten dışarıya verdiği belirtiliyor. Scott bunu iki nedene bağlıyor: siyah kadın emeğinin ucuzluğu ve kölelik döneminden miras kalan, ağır beden işinin beyaz kadınların onuruna yakışmadığı inancı. Scott'ın ifadesiyle, işçi sınıfından beyaz kadınlar bile çamaşırı siyah çamaşırcı kadınlara veriyordu.
Bu tabloda makine, işi kolaylaştıran bir araç olarak değil, "kadının kendi çamaşırını yıkaması" anlamına gelen, istenmeyen bir şey olarak görülüyordu. Sonuç ticari açıdan da somuttu: Wills'in aktardığına göre sektörün önde gelen üreticisi Maytag, 1930'ların ilk yarısında Güney'de satış yapmaktan tamamen vazgeçti. Sektör, beyaz aileleri siyah çamaşırcı kadınlardan uzaklaştırmak için açıkça ırkçı argümanlara bile başvurdu.

Kapı kapı "zorla satış"
Bu isteksizliğe karşı üreticiler ve satıcılar, kendi deyimleriyle "zorla satış"a, yani baskıyla, ısrarla yapılan kapı kapı satışa yöneldi. 1920'lerde satış elemanlarının asıl hedefi, çamaşırı dışarıya verecek parası olmayan, evde elle yıkayan kalabalık mavi yakalı ailelerdi.
Büyük Buhran bu pazarı sarsınca strateji değişti. Scott'ın makalesinin özetine göre bu dönemde mağaza tezgâhında satış ve fiyat rekabeti öne çıktı. Hedef kitle de değişti: artık beyaz yakalı aileler, Scott'ın deyişiyle "azalan gelirle orta sınıf yaşam tarzını sürdürmeye çalışan" haneler hedefteydi. Bu ailelere seslenmek kolaydı, çünkü Viktorya döneminden beri temizlik, orta sınıfın kendini tanımlama biçiminin önemli bir parçasıydı. Çamaşırcıya verecek parası azalan ama temiz giyinmekten vazgeçemeyen aile, makinenin doğal müşterisiydi.
Asıl rakip: buharlı çamaşırhaneler
Makinenin önündeki ikinci engel, güçlü bir rakip sektördü. Elektrik ya da buharla çalışan büyük makineleriyle hizmet veren ticari çamaşırhaneler, ev makinesinden çok daha büyük bir iş hacmine sahipti. JSTOR Daily'nin Scott'tan aktardığı rakamlar aradaki farkı gösteriyor:
| Gösterge | Değer |
|---|---|
| Ticari makineli çamaşırhane sektörünün iş hacmi (1928) | Yaklaşık 700 milyon dolar |
| Ev tipi elektrikli çamaşır makinesi satışları (1928) | 108 milyon dolar |
| ABD'deki makineli çamaşırhane sayısı (1939) | Yaklaşık 6.733 |
| ABD'deki elde yıkama yapan çamaşırhane sayısı (1939) | Yaklaşık 15.245 |
İki sektörün ilişkisi inişli çıkışlıydı. Çamaşırhane sahiplerinin birliği National Laundry Owners' Association ile makine üreticilerinin birliği American Washer and Ironer Manufacturers Association, kimi zaman kıyasıya yarıştı; iki taraf da karşı tarafın makinelerinin mikrop yaydığını iddia etti. 1927'de ve 1933'te uzlaşmaya varıldı, ama 1936'da yeniden kıyasıya bir reklam ve satış kampanyası başladı.
Yarı otomatik makine zamandan tasarruf ettirmiyordu
Üçüncü sorun makinenin kendisiydi. O dönemin "yarı otomatik" makineleri yıkama işini motorla yapıyordu ama gerisini insana bırakıyordu. Suyu sıkmak için kullanılan merdane, yani çamaşırın arasından geçirilerek sıkıldığı iki silindir, motorla dönse de her parçanın tek tek elle beslenmesi gerekiyordu. Scott'ın anlatımıyla çamaşırı yıkayan kişi, döngünün her aşaması arasında her giysiyi elle merdanelerden geçirmek zorundaydı.
Yani makineyi çalıştırıp başka bir işe geçmek mümkün değildi. Ağır emeğin bir kısmı ortadan kalkıyordu ama zaman neredeyse aynı kalıyordu. Makinenin yanına konan durulama tekneleri de kapladığı yeri üç katına çıkarıyordu; bugünkü makinelerle kıyaslanmayacak kadar büyük bir alan gerekiyordu. Scott'ın özetteki sonucu da bu noktaya çıkıyor: sektör, ev kadınlarının asıl istediğini, yani çamaşırı ailenin mahremiyeti içinde, ciddi bir emek ya da zaman harcamadan yıkamanın yolunu sunamadı.
Hukuk bölümü Ar-Ge'den güçlü bir lider
Sektörün yapısı da yeniliği yavaşlatmış olabilir. Scott'a göre Maytag, iki buhran arası dönemde üretimi büyük ölçüde telif lisanslarıyla kontrol ediyordu; şirketin hukuk hizmetlerinde, araştırma geliştirmeye göre daha güçlü yetkinlik ve yatırıma sahip olduğu söyleniyordu. Bu strateji bir süre işe yaradı, ta ki 1939'da ABD'nin en üst yargı merciinin kararıyla Maytag'in patent iddiaları geçersiz sayılana kadar.
Dönüm noktası: tam otomatik makine ve jetonlu çamaşırhane
Çamaşır makinesinin Amerikan evlerindeki asıl zaferi, 1940'ların ikinci yarısında başlayan ekonomik büyüme ve onunla gelen ev ve toplum düzeni değişikliğiyle mümkün oldu. Scott'a göre makinenin ticari çamaşırhanelere karşı üstünlüğü ancak 1950'lerde geldi.
Belirleyici fark teknikti: 1950'lerin tam otomatik makineleri durulama, sıkma ve suyu boşaltma işlerini kendi başına yapıyordu, başında beklemek gerekmiyordu. Evinde makine için yer ya da para olmayanlar için de müşterinin makineleri kendisinin kullandığı çamaşırhaneler açıldı. Bunların ilkine "washateria" dendi, ama zamanla "laundromat" adı daha çok tuttu.
Türkiye'de ilk yerli makine de merdaneliydi
Türkiye'de hikâye daha geç başladı. Hürriyet'in Arçelik'in kuruluş öyküsünü anlatan yazısına göre Türkiye'nin ilk yerli çamaşır makinesi 1959'da Arçelik tarafından üretildi ve Ç-1 adını aldı. Gazete Oksijen'in Koç Topluluğu'nun 100. yılı için hazırladığı ekte ise makinenin İstanbul Sütlüce'deki fabrikada 38 işçiyle üretildiği ve "sağa sola dönerek çamaşır yıkayan merdaneli" bir makine olduğu anlatılıyor.
Yani ABD'de tam otomatik makinenin yaygınlaştığı 1950'lerin sonunda Türkiye'nin ilk yerli makinesi, Scott'ın anlattığı yarı otomatik kuşağın teknolojisini taşıyordu. Türkiye'de makinenin evlere yayılma hızının neye bağlı olduğu ise ayrı bir araştırma konusu; Scott'ın çalışması yalnız iki buhran arası dönem ABD'sini kapsıyor.
Açık kalan soru
Scott'ın çalışmasının en ilginç sonucu, makinenin teknik olarak var olmasının yetmediği. Çamaşır makinesi, ancak hem yeterince kolaylaştığında hem de toplumsal düzen ucuz hizmet emeğine dayanmaz hale geldiğinde yayıldı. Bu, bugünkü teknolojiler için de sorulabilecek bir soru bırakıyor: bir yeniliğin önündeki asıl engel cihazın kendisi mi, yoksa onun yerine geçeceği insan emeğinin ne kadar ucuz ve görünmez olduğu mu?
Fotoğraf: Ann Rosener, Public domain, Wikimedia Commons