Deniz dibindeki 6 bin yıllık alg izleri: Arktik kış buzu modellerin sandığından az kalabilir
Cambridge'li araştırmacılar, Arktik deniz tabanı çamurundaki buz alglerinin kimyasal izleriyle 27 iklim modelini sınadı: gelecekteki kış buzu, önceki tahminlerden yaklaşık 1 milyon km² daha az görünüyor.
Arktik Okyanusu'nda kış gelip deniz donduğunda, buzun alt yüzeyinde gözle görülmeyen bir yaşam başlar. Buzun içine ve altına tutunan mikroskobik algler, yalnızca orada üretilen bir yağ molekülü yapar. Bahar gelip buz çözüldüğünde bu algler ölür, dibe çöker ve deniz tabanındaki çamura karışır. Yıl yıl biriken çamur, böylece o denizin üzerinde bir zamanlar buz olup olmadığını kaydeden sessiz bir arşive dönüşür.
Cambridge Üniversitesi ile Meksika'daki Matematik Araştırma Merkezi'nden (CIMAT) üç araştırmacı, bu arşivin yaklaşık 6 bin yıl önceki sayfalarını açtı ve bugünün iklim modellerini onlarla sınadı. 16 Ekim 2026'da Nature Geoscience dergisinde açık erişimle yayımlanan çalışmanın sonucu dikkat çekici: modeller Arktik'teki kış buzunu sistemli biçimde olduğundan fazla gösteriyor. Geçmişin verisiyle düzeltilen tahminlere göre gelecekteki kış buzu örtüsü, önceki hesaplardan yaklaşık 1 milyon kilometrekare daha küçük olabilir.
Bu neden önemli? Arktik buzu deyince akla genelde yaz sonunda en dar hâline inen buz örtüsü ve "ilk buzsuz yaz ne zaman gelecek" sorusu gelir. Oysa kış buzu, okyanusla atmosfer arasında bir kapak işlevi görür; ısının ve nemin havaya ne kadar geçeceğini belirler. Makalenin giriş bölümünde derlenen çalışmalar, kış buzunun azalmasını Avrasya ve Kuzey Amerika'da daha soğuk kışlara ve artan kar yağışına, kuzey yarımkürede fırtına yollarının kaymasına ve Akdeniz'deki aşırı yağış olaylarına bağlıyor.

Modeller en çok kışta anlaşamıyor
Çalışmanın çıkış noktası bir çelişki. Uydu gözlemlerinde kış buzu, yıldan yıla en az oynayan mevsim. Buna karşın iklim modelleri arasındaki görüş ayrılığı en çok kışta, özellikle buzun yıllık en geniş hâline ulaştığı mart ayında büyüyor. Makaleye göre son nesil model karşılaştırma projelerinde (CMIP5 ve CMIP6) kış aylarındaki mutlak hata, eylüldekinden belirgin biçimde daha büyük.
Sorun şu ki modelleri yalnızca son birkaç on yılın uydu verisiyle sınamak sınırlı bilgi veriyor. Bu dönem kısa ve doğal iniş çıkışların etkisi altında. Üstelik modeller bu dönemi zaten "görmüş" sayılır; geliştiriciler onları bugünkü iklime göre ayarlıyor. Gelecek ise modeller için tamamen bilinmeyen bir sınav. Araştırmacıların fikri, modellere bilinmeyen başka bir sınav daha vermek: geçmişteki sıcak bir dönem.
Makalenin baş yazarı, Cambridge'deki Scott Kutup Araştırma Enstitüsü'nden Crystal Fu, üniversitenin duyurusunda zorluğu şöyle anlatıyor: "Bilim camiası son on yıllarda çok sayıda paleoiklim kaydı biriktirdi; ama bu kayıtları gelecek projeksiyonlarına doğrudan bağlamak zor oldu, çünkü iki uçta da belirsizlik var."
Neden 6 bin yıl önce?
Seçilen pencere, jeologların Orta Holosen dediği, bugünden 5 ila 7 bin yıl önceki dönem. O zaman Dünya'nın yörüngesindeki ve eksen eğimindeki yavaş değişimler, kuzey yarımkürenin yazlarda daha fazla güneş ışığı almasına yol açıyordu. Makaleye göre bu fazladan güneş enerjisi Arktik'te yıllık ortalama ışınım etkisini, önümüzdeki dönemde sera gazlarından beklenen etkiyle karşılaştırılabilir bir düzeye çıkarmıştı.
Isınmanın nedeni farklı, ama buzun tepkisi aynı fizik kurallarına bağlı. Fu bunu duyuruda açıkça söylüyor: "Isınmanın doğal bir dalgalanma mı yoksa insan etkinliği mi olduğu fark etmez: hava ısınırsa deniz buzu erir." Makale de daha önceki model karşılaştırmalarına dayanarak, Orta Holosen ile gelecekteki Arktik ısınmasının sonbahardan kışa kadar ortak fiziksel süreçlerle yürüdüğünü hatırlatıyor.
Çamurdan buz haritası nasıl çıkarılıyor?
Yöntemin kalbinde IP25 adlı bir molekül var. Adı İngilizce "25 karbon atomlu buz göstergesi" ifadesinden geliyor ve yalnızca deniz buzunda yaşayan algler (diyatomeler) tarafından üretiliyor. Tortu katmanında IP25 bulunması, o yerde mevsimlik buz olduğunu gösteriyor.
Ama tek başına IP25 yeterli değil: molekülün hiç bulunmaması, deniz ya tamamen açık olduğu için de, buz o kadar kalındı ki alg yaşayamadığı için de olabilir. Bu yüzden araştırmacılar ikinci bir ölçüt kullanıyor: açık suda yaşayan fitoplanktonların ürettiği brasikasterol ya da dinosterol adlı steroller. İki molekülün birbirine oranından türetilen ve kısaca ln(PIP25) diye yazılan bir endeks, bir noktanın tamamen buzla kaplı olmaktan tamamen buzsuz olmaya kadar hangi durumda olduğunu sayıya döküyor. Bu endeks özellikle kış sonu ve ilkbahar başındaki, yani buzun en geniş olduğu dönemdeki koşulları yansıtıyor.

Ekip, daha önce yayımlanmış çalışmalardan IP25 ile sterollerin birlikte ölçüldüğü bütün karotları, yani deniz tabanından boru ile çekilen silindir biçimli çamur örneklerini derledi. Yaşı doğrudan belirlenebilen kayıtları tuttu ve tutarlılık için hepsinin yaş-derinlik modelini radyokarbon ölçümlerinden yeniden kurdu. Sonuçta 46 gözlemden oluşan bir veri seti çıktı: 27'si brasikasterol, 19'u dinosterol temelli. Araştırmacılara göre bu, bugüne kadar derlenmiş en büyük eski deniz buzu biyobelirteç koleksiyonu.
Model ile çamuru aynı dile çevirmek
İklim modelleri "bu hücrenin yüzde kaçı buzla kaplı" diye sayı üretir; tortu ise molekül oranı verir. İkisini karşılaştırmak için ekip, BaySIC adlı ve önceden geliştirilmiş bir "vekil sistem modeli" kullandı. Bu araç, modelin buz yoğunluğu çıktısını, o noktada çamurda hangi endeks değerinin bulunması gerektiğine çeviriyor; kalibrasyondaki belirsizliği de hesaba katarak. Bir başka incelik de mevsim: endeks takvimdeki sabit bir ayı değil, buzun yerel olarak çözüldüğü dönemi yansıttığı için, her model için o modelin kendi buz çözülme zamanı esas alındı.
Ardından 27 iklim modelinin Orta Holosen benzetimleri bu 46 noktada sınandı. Bayesçi ağırlıklandırma denen istatistik yöntemle her modele, geçmişteki buzu ne kadar iyi tutturduğuna göre bir ağırlık verildi. Önce 1950-1999 dönemindeki gözlemlerle başlangıç ağırlıkları çıkarıldı, sonra Orta Holosen verisiyle güncellendi. Birbirine çok benzeyen, aynı kökten gelen modeller ağırlığı paylaştı; böylece aynı bilgiyi tekrarlayan modellerin sonucu orantısız biçimde çekmesi önlendi.
İlginç bir ayrıntı, her karotun eşit bilgi taşımaması. En öğretici noktalar, bugünkü buz kenarına yakın Labrador ve Grönland denizlerindeki karotlar çıktı; çünkü modeller orada birbirinden en çok ayrışıyor. Laptev Denizi gibi bütün modellerin yoğun buz öngördüğü yerler ise modelleri ayırt etmeye pek yaramadı.
Sonuçlar: rakamlarla
Aşağıdaki değerler Nature Geoscience makalesinden derlendi:
| İncelenen dönem | Orta Holosen, 5-7 bin yıl önce |
|---|---|
| Tortu gözlemi | 46 (27 brasikasterol, 19 dinosterol temelli) |
| Enlem aralığı | Yaklaşık 54° ile 83° kuzey arası |
| Sınanan iklim modeli | 27 |
| Belirsizlik aralığındaki daralma | Yaklaşık 6,3 milyon km², yüzde 85 |
| Modellerin kalıcı kış buzu fazlası | Yaklaşık 1 milyon km² |
| 2090-2099 için düzeltilmiş tahmin | Ağırlıksız ortalamadan yüzde 4-6 daha düşük |
| Buz kenarının kuzeye kayması | Barents, Grönland ve Labrador denizlerinde 5,5 enlem derecesine kadar |
Ağırlıklandırılmış modeller 1950-1999 dönemine uygulandığında, gözlemlenen mart buzu neredeyse birebir yakalandı: makaleye göre kalan fark yalnızca 0,016 milyon kilometrekare. Fu bunu duyuruda "Model ağırlıklarını geçmiş dönem benzetimlerine uyguladığımızda fazla tahmin eğilimini tamamen ortadan kaldırdık" diye özetliyor. Dikkat çekici olan, 6 bin yıl önceki verinin, son yarım yüzyılın gözlemlerinden daha etkili bir sınav çıkması. Araştırmacılar bunu, geçmiş sıcak dönemlerin modellerin güvenilirliği hakkında gözlem kayıtlarının vermediği bilgiyi taşıdığının işareti olarak yorumluyor.
Aynı ağırlıklar gelecek senaryolarına uygulandığında, düşük, orta ve yüksek emisyonlu üç senaryonun hepsinde kış buzu, modellerin düz ortalamasından daha az çıktı. En yüksek emisyon senaryosunda yüzyıl sonu tahminindeki belirsizlik aralığı 10 milyon kilometrekareden fazla daraldı. Ortak yazar Marco Aquino-López'in duyurudaki ifadesiyle: "Geçmişten gelen kanıtları kullanarak Arktik kış buzunun nerede yok olacağını gösteren daha güvenilir haritalar üretebiliyoruz."

Akdeniz'e uzanan olası etki
Çalışmanın en çok tartışılacak kısmı, buzun ötesine taşan ikincil bulgular. Araştırmacılar düzeltilmiş model ağırlıklarını yağış tahminlerine de uyguladı. Yüksek emisyon senaryosunda 2070-2099 dönemi için güneydoğu Grönland'daki kış sonu ve ilkbahar kar yağışının yüzde 30'dan fazla hafife alınıyor olabileceğini buldular; bu da Grönland buz tabakasının kütle kaybı ve deniz seviyesi açısından önem taşıyor. Türkiye'nin de kıyısı olduğu Akdeniz için ise sonuç daha da çarpıcı: yüzyıl sonundaki kış-ilkbahar yağışı, model topluluğunun öngördüğünün iki katına çıkabilir. Makale bunu bölgede artan taşkın riskiyle ilişkilendiriyor.
Ancak yazarlar bu bağlantılar konusunda temkinli: makalede kış buzu ile orta enlem havası arasındaki ilişkilerin doğrulanması için daha fazla araştırma gerektiği açıkça belirtiliyor. Yani Akdeniz rakamı bir kesin öngörü değil, modellerdeki bir eğilimin işareti.
Yöntemin sınırları
- Varsayım: Hesap, modellerin geçmişte gösterdiği başarının geleceğe de taşınacağı varsayımına dayanıyor. Yazarlar bunu ek analizlerle desteklese de bu bir varsayım olarak kalıyor.
- Model çeşitliliği: Gerçek değer bütün modellerin dışında kalıyorsa, hiçbir ağırlık bileşimi onu yakalayamaz. Makale, kış buzu için bu durumun geçerli olmadığını düşünüyor.
- Ağırlık başarı puanı değil: En yüksek ağırlıkları MPI ve MIROC model gruplarının, en düşükleri GISS ve CSIRO'nun aldığı belirtiliyor; ama yazarlar ağırlıkların "en iyi model" sıralaması olarak okunmaması gerektiğini vurguluyor. Fazla buz gösteren modelleri dengelemek için az buz gösterenlere ağırlık verilmiş olabilir.
- Molekülün karışık kaynağı: Brasikasterol yalnızca açık sudaki fitoplanktondan değil, karadan ya da buzun kendisinden de gelebiliyor ve buz sinyalini sulandırabiliyor. Bu yüzden iki sterol birlikte kullanıldı.
- Dağınık noktalar: Tortu verisi Arktik'in her yerini değil, yalnızca karot alınan noktaları temsil ediyor.
Sırada ne var?
Arktik kış buzu Mart 2025'te modern ölçümler başladığından beri en düşük yıllık zirvesine indi; Cambridge'in duyurusuna göre bu rekor 2026'da da tekrarlandı. Yani modellerin kış buzunu fazla gösterdiğine dair bulgu, uydu verisiyle de çelişmiyor. Açık soru, modeller arasındaki bu farkın nereden kaynaklandığı: makale, model ağırlıklarının çözünürlükle ilişkili görünmediğini ve farkın asıl nedenlerini bulmak için daha fazla incelemeye ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Deniz tabanından çekilecek her yeni karot, bu sınavın soru sayısını artıracak.
Fotoğraf: NASA/Sinead Farrell, Public domain, Wikimedia Commons