İçinden saymak göz bebeğini küçültebiliyor, sesli saymak ise hep büyütüyor
Japon araştırmacılar, sesli sayarken göz bebeğinin her seferinde büyüdüğünü, içinden sayarken ise görevin zorluğuna göre küçülebildiğini, sabit kalabildiğini ya da daha az büyüdüğünü ölçtü.
Gözünüzü gri bir ekrana dikip içinizden saymaya başlayın: bir, iki, üç, dört… Japonya'da yapılan bir deneye göre bu sırada göz bebekleriniz hafifçe küçülüyor olabilir. Aynı sayıları yüksek sesle söylediğinizde ise tablo tersine dönüyor ve göz bebekleri büyüyor. Odadaki ışık değişmiyor, ekrandaki görüntü değişmiyor; değişen yalnızca kafanızın içinde olup bitenler.
Bu küçük fark, psikolojinin uzun süredir uğraştığı bir soruya yeni bir kapı açıyor: İnsanın kendi kendine, sessizce konuştuğu "iç ses" bedende nasıl bir iz bırakır? Beyin görüntüleme çalışmaları iç sesin, sesli konuşmayla aynı dil bölgelerinin bir kısmını kullandığını uzun zamandır gösteriyor. Ama iki konuşma biçiminin beynin genel uyarılmışlık düzeyini, yani ne kadar "tetikte" olduğunu aynı ölçüde harekete geçirip geçirmediği doğrudan sınanmamıştı. Göz bebeği, bunu kafaya hiçbir cihaz takmadan izlemenin yolu olabilir.
Göz bebeği yalnızca ışığa cevap vermiyor
Göz bebeği, irisin ortasındaki siyah açıklık. Işık artınca daralır, azalınca genişler; fotoğraf makinesindeki diyafram gibi çalışır. Ama ışık tek etken değil. Göz bebeği boyutundaki küçük değişimleri ölçerek zihinsel süreçleri izleme yöntemine pupillometri deniyor ve bu alanın köşe taşlarından biri 1966'ya uzanıyor.
Daniel Kahneman ve Jackson Beatty, o yıl Science dergisinde yayımlanan "Pupil Diameter and Load on Memory" (Göz bebeği çapı ve bellek yükü) başlıklı çalışmalarında, kısa süreli bellek görevinde göz bebeğinin malzeme verildikçe genişlediğini, katılımcı ezberlediklerini geri söylerken de daraldığını bildirdi. Değişimin hızı görevin zorluğuyla ilişkiliydi. Kahneman'ın adı sonraki yıllarda karar verme üzerine çalışmalarıyla tanınacaktı; ama göz bebeğini "zihinsel çabanın göstergesi" olarak kullanma fikri bu deneylerle yerleşti.
Hayal gücünün bile göz bebeğini oynatabildiği daha sonra gösterildi. Oslo Üniversitesi'nden Bruno Laeng ve Unni Sulutvedt, 2013 sonunda Psychological Science dergisinde çevrimiçi yayımlanan çalışmalarında, katılımcılara önce farklı parlaklıkta şekiller gösterdi, sonra boş ve gri bir ekrana bakarken bu şekilleri gözlerinin önüne getirmelerini istedi. Katılımcılar ayrıca "güneşli bir gökyüzü" ya da "karanlık bir oda" gibi tanıdık sahneleri düşündü. Bütün deneylerde göz bebekleri, hayal edilen şey parlaksa daraldı, karanlıksa genişledi. Şekillerin karmaşıklığı da parlaklıktan bağımsız olarak zihinsel çabayı ve göz bebeği boyutunu artırdı.
Laeng, Amerikan Psikoloji Bilimi Derneği'nin (APS) duyurusunda, insanların göz bebeklerini isteyerek daraltamadığını hatırlatıp hayali ışığa verilen bu tepkinin, zihinde canlandırmanın gerçek algıdakine benzer beyin durumlarına dayandığı görüşü için "güçlü bir kanıt" oluşturduğunu söyledi.

Deney: Üç ayrı sayma görevi
Yeni çalışma, Tsukuba Üniversitesi'nden Ryuta Kuwamizu'nun ilk yazar olduğu beş kişilik bir ekibe ait. Ekim 2026'da iScience dergisinde çevrimiçi yayımlanan makalenin başlığı "Dissociable pupil-linked arousal during overt and inner speech", yani "Sesli ve iç konuşma sırasında birbirinden ayrışan, göz bebeğine yansıyan uyarılmışlık". Bulgular daha önce, Mart 2026 sonunda bioRxiv'de ön baskı olarak paylaşılmıştı.
Ekip sayma görevini bilerek seçti: Sayma sıkı biçimde kontrol edilebilen, duygusal yükü düşük bir dil işi; hem sesli hem içten yapılabiliyor ve zorluğu yapısı bozulmadan artırılabiliyor. Katılımcılar anadili Japonca olan sağlıklı lisans ve lisansüstü öğrencileriydi. Her denemede 30 saniyelik dinlenmenin ardından 45 saniyelik görev geliyordu. Ekranda üç talimat yazıyordu ve bir ok hangisinin uygulanacağını gösteriyordu: hiçbir şey düşünmemeye çalışmak, sesli saymak ya da içinden saymak.
Işığın sonucu bozmaması için ayrıntılı önlem alındı. Arka plan her koşulda aynı gri tondaydı; üç koşul arasındaki tek görsel fark okun ekrandaki yeriydi. Oda aydınlığı 240-340 lüks aralığında tutuldu, göz bebeği çapı ekran tabanlı bir göz izleme cihazıyla kesintisiz kaydedildi. Görev sırasındaki ortalama çap, hemen öncesindeki 15 saniyelik dinlenme dilimiyle karşılaştırıldı.
Üç deneyde sayma işi giderek zorlaştırıldı:
- Birinci deney (23 kişi): Birden başlayarak düz sayma: 1, 2, 3, 4…
- İkinci deney (27 kişi): Japoncaya özgü sayı sözcükleriyle ad öbekleri: "neko ga ippiki, neko ga nihiki…" (bir kedi, iki kedi…). Japoncada sayıyla birlikte kullanılan ek, nesnenin türüne göre değişiyor ve sayıya göre ses değişimine uğruyor; bu da dilsel yükü artırıyor.
- Üçüncü deney (30 kişi): Adım adım sayma: birden başlayıp ikişer, üçer ya da dörder artırarak (1, 4, 7, 10…).
Sonuç: Sesli konuşma hep büyütüyor, iç ses duruma göre
Sesli sayma, üç deneyin üçünde de göz bebeğini dinlenme düzeyine göre büyüttü. İçinden saymanın etkisi ise görevden göreve değişti. Dinlenme düzeyine göre ölçülen değişimin yönü şöyleydi:
| Deney | Sesli sayma | İçinden sayma |
|---|---|---|
| 1. Düz sayma | Büyüdü | Küçüldü |
| 2. "Bir kedi, iki kedi…" | Büyüdü | Anlamlı değişim yok |
| 3. İkişer, üçer, dörder sayma | Büyüdü | Büyüdü, ama sesliden belirgin biçimde az |
Tablo, makalenin ön baskı sürümündeki istatistik sonuçlarından derlendi. Ekibin kendi beklentisi de bu sonuçlarla çürüdü: Araştırmacılar başta iç sesin de göz bebeğini büyüteceğini öngörmüştü. Birinci deneyde tam tersi çıkınca ikinci deney için içinden saymanın "hiçbir şey düşünmeme" durumundan daha küçük göz bebeği vereceği hipotezini Açık Bilim Çerçevesi (OSF) üzerinde önceden kayda geçirdiler. Bu hipotez de tutmadı; ikinci deneyde iki durum arasında anlamlı fark çıkmadı. Sabit kalan tek bulgu, içinden saymanın her koşulda sesli saymadan daha zayıf bir tepki vermesiydi.
Gerçekten içlerinden saydılar mı?
İç ses araştırmalarının en çetin sorunu, katılımcının gerçekten içinden konuşup konuşmadığını bilmek. Ekip bunu dolaylı yoldan sınadı: Her denemenin sonunda katılımcılara hangi sayıya kadar geldiklerini sordu. Sesli sayarken hızlı olanlar içinden sayarken de hızlıysa, talimata uyuldu demekti. Üç deneyde de iki koşuldaki son sayılar arasında güçlü bir ilişki çıktı. İlginç bir ayrıntı da ikinci deneyde görüldü: Katılımcılar aynı 45 saniyede içlerinden sayarken ortalama 33,6'ya, sesli sayarken 29,7'ye ulaştı.
Neden önemli: Sessiz düşüncenin bedeli
Göz bebeği çapı, beyin sapındaki locus coeruleus adlı küçük bölgenin yönettiği noradrenalin sistemi başta olmak üzere, beynin uyarılmışlık sistemlerinin anlık bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Yazarlar sesli konuşmanın düzenli olarak göz bebeğini büyütmesini, kas hareketinin, nefesteki değişimin, kişinin kendi sesini duymasının ve dikkatin birlikte devreye girmesine bağlıyor.
İç ses için çizdikleri tablo farklı: Sessiz konuşma, sesli konuşmayla örtüşen beyin ağlarını kullansa da daha düşük bir "fizyolojik maliyetle" yürüyor ve bu maliyet sabit değil, görevin zorluğuna göre artıp azalıyor. Ekip, son yıllarda öne çıkan "iç ses, son anda frenlenmiş sesli konuşmadır" görüşünü reddetmiyor; ama uyarılmışlık düzeyinde ikisinin ayrı kiplerde çalıştığını savunuyor.
Yazarlar tartışma bölümünde, başka bir ekibin (Fawcett ve arkadaşları) bulgusunu da hatırlatıyor: Sözcükleri sesli okumanın göz bebeğinde yarattığı genişleme, sesli okunan sözcüklerin sessiz okunanlardan daha iyi hatırlanmasıyla ilişkili bulunmuştu. Yani sesli konuşmanın "pahalı" olması işe yarayan bir şey de olabilir.
Bulgunun sınırları
- Ölçülen iç ses, talimatla başlatılan ve sayılarla sınırlı bir iç ses. Kendiliğinden akan iç konuşmaya ya da insanın kafasında biriyle tartışır gibi konuştuğu "diyalog" biçimine genellenemez; yazarlar bunu açıkça belirtiyor.
- "Hiçbir şey düşünmeme" koşulu gerçek bir zihinsel sessizlik değil, düşünceyi bastırma girişimi. Zihnin başka yerlere kaymasının önüne tam geçilemiyor; yazarlar bu koşulu geçici bir dinlenme referansı olarak görüyor.
- Katılımcıların hepsi anadili Japonca olan genç üniversite öğrencileri; her deneyde 30'u geçmeyen bir grup. Başka dillerde, yaşlarda ya da gündelik ortamlarda aynı tablonun çıkıp çıkmayacağı bilinmiyor.
Sırada ne var: Çocuğun içindeki ses ne zaman başlıyor?
Ekibin asıl ilgisi gelişim tarafında. Aynı araştırmacılar 2026'da Acta Psychologica dergisinde, içinden sayma görevini kullanarak 3-6 yaş arası okul öncesi çocukların ölçülebilir düzeyde iç ses kullanabildiğini gösteren bir çalışma yayımladı. Sovyet psikolog Lev Vygotsky'ye dayanan klasik görüşe göre çocuğun sesli konuşması zamanla içe dönüp düşünceye dönüşüyor. Göz bebeği temassız ölçülebildiği için, bu içe dönüşün ne zaman ve nasıl gerçekleştiği, kendini sözle ifade edemeyen küçük çocuklarda bile izlenebilir hâle gelebilir.
Açık soru şu: Laboratuvarda sayı sayarken görülen bu ayrım, insanın gün boyu kafasında sürdürdüğü dağınık iç konuşmada da geçerli mi? Gri bir ekranın önünden kalkıp gündelik hayata çıkıldığında, göz bebeğinin iç sesi ışık ve hareket gürültüsü arasından ayırt edip edemeyeceğini sonraki çalışmalar gösterecek.
Fotoğraf: Rapidreflex, CC BY 4.0, Wikimedia Commons