Kara Veba tarlaları boşaltınca bitki çeşitliliği neden düştü? Göl çamurundaki polen anlatıyor

Kara Veba Avrupa'da tarlaları boşaltınca bitki çeşitliliği artmadı, düştü. 109 polen kaydı, düşüşün nerede yaşandığını ve neden her yerde aynı olmadığını gösteriyor.

Kara Veba tarlaları boşaltınca bitki çeşitliliği neden düştü? Göl çamurundaki polen anlatıyor
Teknoloji 18 Ekim 2026 9 dk okuma 4 okunma

Limbourg kardeşlerin 1412-1416 arasında Berry Dükü için boyadığı takvim minyatürlerinden mart sayfası tek bir karede koca bir köy ekonomisini sığdırır. Önde bir köylü iki öküzle sabanını sürer. Solda çitle çevrili bağda budama yapılır. Sağda biri tohum çuvalına eğilmiştir. Arkada bir çoban köpeğiyle sürüsünü güder, en geride de Lusignan Şatosu görünür. Tarla, bağ, mera ve koru aynı yamaçta yan yana durur.

Bu resim, Kara Veba'nın Avrupa'ya yayılmasından yalnızca altmış yıl kadar sonra yapıldı. York Üniversitesi'nden bir ekibe göre o yamalı manzara, yani tarla, otlak, koru ve gölün iç içe geçtiği düzen, Avrupa'nın bitki zenginliğinin asıl kaynağıydı. Salgın köyleri boşaltıp sabanları durdurduğunda bu düzen yer yer dağıldı ve bitki çeşitliliği de onunla birlikte geriledi.

Bulgu sezgiye ters düşüyor. İnsanın çekildiği yerde doğanın kendini toparlayacağı, terk edilen tarlanın zamanla daha zengin bir yaşam alanına dönüşeceği yaygın bir beklenti. Ekibin Ecology Letters dergisinde 4 Mart 2026'da yayımlanan çalışması, en azından Orta Çağ Avrupa'sının bitkileri için tablonun böyle olmadığını söylüyor. Ama asıl ilginç olan ayrıntıda saklı: düşüş her yerde yaşanmadı ve nerede yaşandığını belirleyen şey, manzaranın salgından önce ne kadar ağaçlık olduğuydu.

Bir doğal deney olarak 14. yüzyıl

14. yüzyıl Avrupa için art arda gelen iki darbe demekti. Önce 1315-1317 Büyük Kıtlığı geldi. Ardından 1347-1353 arasında Kara Veba yayıldı. Çalışmanın özetine göre Avrupa nüfusunun üçte biri beş yıl içinde öldü. York Üniversitesi'nin duyurusu bu oranı nüfusun yarısına kadar çıkan tahminlerle veriyor. Makaleye göre nüfus ancak 16. yüzyılın sonu ile 17. yüzyılda toparlanmaya başladı.

Tarlalar sahipsiz kaldı. Çalışmanın başyazarı paleoekolog Jonathan Gordon, Bath Üniversitesi'nden Christopher Lyon ile The Conversation için birlikte yazdığı yazıda kırsalda emek açığının derinleştiğini, bazı köylerin tümüyle boşaldığını, ekili alanların yer yer koruya, çalılığa ve geyiklere kaldığını anlatıyor. Ekip bu dönemi bir "doğal deney" olarak ele aldı: Kıta ölçeğinde, yüzyıllarca süren bir insan çekilmesi gerçekten yaşanmışsa, bitkiler buna nasıl karşılık verdi?

Makalede iki rakip beklenti açıkça yazılı. Birincisine göre terk edilen tarımsal alanlarda çeşitlilik on ila yetmiş beş yıl içinde artmalı ve tarım geri dönene kadar yüksek kalmalıydı. İkincisine göre ise insan eliyle oluşmuş yamalı manzaralar kaybolduğu için çeşitlilik düşmeli, nüfus geri geldikçe de toparlanmalıydı.

Göl dibindeki arşiv nasıl okunuyor

Ortaçağ köylüsü hangi bitkilerin çevresinde yetiştiğini yazıya geçirmedi, ama rüzgâr bunu onun yerine kaydetti. Her bahar ve yaz milyarlarca polen tanesi havaya karışır, bir kısmı göllere ve turbalıklara düşer, çamurla birlikte dibe çöker. Yıllar geçtikçe bu katmanlar üst üste biner. Gölün dibinden boru biçiminde bir tortu örneği, yani karot çıkarıldığında, her santimetre geçmişin bir dilimine karşılık gelir. Polen tanelerinin dış kabuğu çok dayanıklıdır ve türden türe biçimi değişir. Mikroskop altında sayılan taneler, o dönemde çevrede hangi bitkilerin ne oranda bulunduğunu dolaylı olarak gösterir.

Bir gölün dibinden çıkarılmış tortu karotu; üst üste binen katmanlar, yüzyıllar boyunca çöken polenleri saklar
Bir gölün dibinden çıkarılmış tortu karotu; üst üste binen katmanlar, yüzyıllar boyunca çöken polenleri saklar — R6, State & Private Forestry, Forest Health Protection, Public domain (Wikimedia Commons)

York ekibi kendi karotunu çıkarmadı. Herkese açık Neotoma paleoekoloji veritabanından, özellikle Avrupa Polen Veritabanı ile Alp Polen Veritabanı'ndan tüm Avrupa kayıtlarını indirdi. Ardından ham veriyi karşılaştırılabilir hale getirmek için bir dizi düzeltme yaptı. Bu adımlar, sonucun ne kadar güvenilir olduğunu anlamak için önemli:

  • Bitki örtüsü düzeltmesi: Çam gibi bazı ağaçlar çok polen üretir ve uzağa taşır, bazı otlar ise az. Ekip REVEALS adlı bir modelle her örnek için geçmişteki bitki örtüsünü tahmin edip polen sayılarını buna göre ayarladı.
  • Eşit örneklem: Çok tane sayılan örnek doğal olarak daha fazla tür gösterir. Bunu dengelemek için her örnekten rastgele 150 polen tanesi seçildi.
  • Tarih belirsizliği: Tortunun hangi derinliğinin hangi yıla denk geldiği kesin değildir. Her kayıt için yeni bir yaş-derinlik modeli kuruldu.
  • Bin tekrar: Rastgele çekme ve tarihleme işlemi 1.000 kez yinelendi, böylece belirsizlik sonuçların içine taşındı.

Eleme sonunda geriye ortak çağın ilk yılından 1850'ye uzanan 109 yüksek çözünürlüklü polen kaydı ve 4.616 örnek kaldı. Live Science'ın aktardığına göre kayıtlar Fransa'nın ovalarından İngiltere'nin güneybatısındaki yaylalara ve İsviçre Alpleri'ne kadar uzanıyor. Ekip üç ölçüye baktı: bir örnekteki farklı polen türü sayısı (zenginlik), tanelerin türler arasında ne kadar dengeli dağıldığı (eşitlik) ve ardışık örnekler arasındaki değişim (devir).

Tahıl poleni, insanın ayak izi

Ekibin elindeki en önemli ipucu tahıl poleniydi. Buğday, arpa ve çavdar Ortaçağ tarımının bel kemiğiydi ve tortudaki tahıl poleni, çevrede ekim yapıldığının işaretidir. Araştırmacılar her kaydı, 1200-1300 ile 1400-1500 dönemleri arasındaki tahıl poleni değişimine göre üç gruba ayırdı:

GrupKayıt sayısı14. yüzyılda ne oldu
Tahıl poleni azalan yerler32Ekim daraldı ya da durdu, yani bir ölçüde terk yaşandı
Tahıl poleni aynı kalan ya da artan yerler62Tarım sürdü ya da genişledi
Tahıl poleni hiç görülmeyen yerler1513.-15. yüzyıllarda ekim izi yok

Sayılar makalenin birinci şeklinin açıklamasından alındı. Burada ince bir nokta var: Ortalama bir örnekte 150 tanenin yalnızca sıfır ila iki tanesi tahıldan geliyordu. Yani ekili tarlalar manzaraya hâkim değildi. Makalenin yazarlarına göre tahıl poleni, daha çok bir göstergedir: Orada hayvan otlatan, sınır çeken, yol açan, koru işleten insanların bulunduğunu haber verir.

Bin üç yüz yıllık artış ve ani kırılma

Tüm kayıtlar birlikte ele alındığında, polen zenginliği ve eşitliği ortak çağın başından yaklaşık 700 yılına kadar arttı. Bir süre geriledi, sonra 1000'den 1300'e yeniden tırmandı. Makaleye göre bu dönemde ağır kulaklı saban, çekiş hayvanı olarak atın kullanılması ve nadasa dayalı üç tarlalı ekim nöbeti, tarımı daha önce sürülmemiş korulara, meralara ve sulak alanlara taşıdı. Yulaf ve çavdar gibi ürünler yoksul topraklara, özellikle yaylalara yayıldı. Tarlalar korularla, fundalıklarla, ekilmemiş parsellerle ayrılmış, çoğu zaman çit ya da ağaç dizileriyle çevrilmişti.

14. yüzyılın başlamasıyla zenginlik ve eşitlik hızla düştü ve bin yıl önceki düzeylerine kadar indi. Bu dik düşüş yaklaşık 150 yıl sürdü. İki ölçü, 1300 öncesi düzeyin altında yaklaşık 300 yıl kaldı ve 13. yüzyıl sonundaki zirveye ancak 1650 dolaylarında yeniden ulaştı. Makale bu sürenin, Avrupa'da nüfusun ve tarımın toparlanma süresiyle örtüştüğüne dikkat çekiyor.

Düşüşü sürükleyen, tahıl poleni azalan 32 kayıttı. Bu yerlerde zenginlik ve eşitlik 1300'den itibaren keskin biçimde düştü, 1450 dolaylarında en dip noktaya indi. Gordon Live Science'a şunları söyledi: "Tarımsal üretimin azaldığı manzaralarda biyoçeşitlilikte yaklaşık yüzde 40'lık bir düşüş oldu. Sonra yaklaşık 150 yıl içinde nüfus toparlanmaya ve manzaradaki müdahaleler yeniden artmaya başladıkça biyoçeşitlilik önceki düzeyin biraz üstüne çıktı." Tarımın sürdüğü ya da genişlediği 62 kayıtta ise çeşitlilik bu dönemde de artmaya devam etti.

Yüzde 40 ağaç örtüsü: terk her yerde aynı sonucu vermedi

Çalışmanın Türkçe haberlerde pek yer bulmayan, belki de en öğretici kısmı burası. Ekip, salgından hemen önceki yüzyılda (1200-1300) ağaç poleni oranı ile bitki zenginliği arasındaki ilişkiye baktı. Ortaya tümsek biçimli bir eğri çıktı: Zenginlik, ağaç örtüsünün yaklaşık yüzde 40 olduğu manzaralarda en yüksekti. Çok açık arazilerde (yüzde 30'un altı) ağaç arttıkça çeşitlilik artıyor, yüzde 50'nin üzerinde ise ağaç arttıkça çeşitlilik eriyordu.

Bu, ekolojideki eski iki fikirle uyumlu: Orta düzeyde bozulmanın en fazla türü barındırdığını söyleyen "ara bozulma" görüşü ve yaşam alanı çeşitliliği arttıkça tür sayısının da arttığını söyleyen "çeşitlilik" görüşü. Bir benzetmeyle, tamamen kapalı bir orman da, uçsuz bucaksız bir buğday tarlası da tek tip bir kumaştır. Zenginlik, farklı kumaşların birbirine dikildiği yerde ortaya çıkar. İki yaşam alanının buluştuğu kenar şeritleri de buna katkı yapar.

Sonuç olarak terk, her yerde çeşitliliği düşürmedi. Makaleye göre salgından önce çok açık olan bazı manzaralarda, örneğin Kuzey Almanya, Kuzey Fransa ve Batı İspanya'daki kayıtlarda, geri gelen ağaçlar yaşam alanı çeşitliliğini ve bitki zenginliğini artırdı. Ağaçlık oranı zaten yüksek olan yerlerde ise ormanın kapanması çeşitliliği azalttı. En güçlü etki ılıman kuşakta, özellikle kuzeybatı Avrupa'da görüldü. Bohemya gibi 14. yüzyılda ormana dayalı ekonomiden tarıma geçen bölgelerde ise çeşitlilik arttı. Makalenin ifadesiyle belirleyici olan, kullanım değişikliğinin manzarayı yüzde 40 civarındaki "en iyi ara duruma" yaklaştırıp yaklaştırmadığıydı.

Terkin kimi en çok vurduğu da makalede tartışılıyor: Nüfus artarken kenar bölgelerde yeni kurulmuş, sürdürülmesi daha çok emek isteyen yerleşimler daha kolay boşaldı. Ticaret yolları üzerindeki köklü yerleşimler ise hayatta kalanların göçüyle güçlenmiş olabilir.

Bulgunun sınırları

Polen bir bitki sayımı değildir. Makalede de belirtildiği gibi polen ile bitki örtüsü arasındaki ilişki doğrusal değil. Pek çok çalışma polen çeşitliliği ile bitki çeşitliliği arasında olumlu bir bağ bulsa da, bir örnekteki polen türü sayısı sahadaki tür sayısının birebir karşılığı değildir. Çoğu polen yalnızca cins ya da familya düzeyinde ayırt edilebilir.

İkinci sınır, "terk" sözcüğünün kendisi. Tahıl poleni zaten çok az olduğu ve tek tük taneler uzaktan da taşınabildiği için ekip, tarımın tümüyle durduğu yerlerle yalnızca azaldığı yerleri güvenle ayıramadığını yazıyor. Bu yüzden "terk edilmiş" grubu, tahıl poleninde herhangi bir azalma görülen tüm kayıtları kapsıyor.

Üçüncüsü, çalışma yalnızca bitkilere bakıyor. York Üniversitesi'nin duyurusu da bulgunun "en azından bitki toplulukları için" geçerli olduğunu vurguluyor. Böcekler, kuşlar ya da memeliler için tablonun ne olduğunu bu veri söylemiyor. Ayrıca yerel tablo çok dağınık: Avrupa'nın her enleminde çeşitliliği artan ve azalan kayıtlar yan yana bulunuyor. Elimizdeki yalnızca ortalama bir eğilim.

Bilim insanları ne diyor

Çalışmada yer almayan Maryland Üniversitesi Baltimore County'den (UMBC) tarım ekoloğu Erle Ellis, Live Science'a gönderdiği e-postada birçok kişinin, insanın girişinin tek sonucunun tür kaybı ve tekdüzeleşme olduğu "istikrarlı ve el değmemiş bir dünya" hayal ettiğini söyledi: "Paleoekologlar hikâyenin çok daha karmaşık olduğunu hep bilirdi."

Max Planck Jeoantropoloji Enstitüsü'nden Patrick Roberts da Live Science'a, bu çalışmanın Avrupa'da bile görece yakın zamana kadar bugünkünden çok farklı arazi yönetimi biçimlerinin uygulandığını gösterdiğini yazdı. Roberts'a göre 20. ve 21. yüzyılın tek ürünlü tarımı ve plantasyonlarının aksine, o dönemde ağırlık "mozaikleri" korumaktaydı.

Ortak yazar Chris Thomas ise York Üniversitesi'nin duyurusunda biyoçeşitlilik ile insanın arazi kullanımının çatışmak zorunda olmadığını, birçok durumda birbirine bağlı olduğunu söylüyor. Makale bu mirasın bugün de sürdüğünü hatırlatıyor: Avrupa Çevre Ajansı'nın "yüksek doğa değerli tarım arazisi" saydığı yerler arasında İber Yarımadası'nın dehesa ve montado adlı seyrek ağaçlı otlakları, Alp meraları, Baltık'ın orman meraları, Macaristan'ın küçük karma çiftlikleri olan tanyalar ve İskandinavya'nın alvar otlakları var. Makaleye göre bu alanlar bugün tam da terk edilme tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu bulgular, bazı arazilerde insan müdahalesini geri çekmeyi öneren "yeniden yabanileştirme" yaklaşımını da tartışmaya açıyor. Makalenin önerisi bu yaklaşımı reddetmek değil. Yazarlar, büyük hayvanlarla ya da sıkı korumayla sonuç almanın mümkün ya da istenir olmadığı bölgelerde bazı geleneksel tarım biçimlerinin geri getirilmesini destekliyor. Gordon da York'un duyurusunda insanın aşırıya kaçabildiğini, geniş tek ürün tarlaları ve aşırı otlatılmış arazilerin bunun örneği olduğunu kabul ediyor.

Sırada ne var

Gordon'un Live Science'a söylediğine göre çalışma, çeşitliliğin yalnızca bir yüzünü ölçtü: kaç tür vardı. Oysa aynı işi gören yüz tür bir arada bulunduğunda "işlevsel çeşitlilik" düşük kalabilir. Gordon'a göre bu ikinci tür çeşitlilik, ekosistemlerin iklim değişikliğine nasıl uyum sağladığı ve ne kadar dayanıklı olduğu açısından çok önemli. Veba sonrası boşalan tarlalar, yalnızca daha az türe mi, yoksa daha kırılgan bir doğaya mı yol açtı? Polen arşivi bu soruya henüz cevap vermedi. Ekibin kodu ve verisi Dryad deposunda herkese açık. Yani aynı göl çamurunu farklı sorularla yeniden okumak isteyen başka ekiplerin önü açık.

Fotoğraf: Paul Limbourg, Hermann Limbourg and Jean Limbourg, Public domain, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Teknoloji Masası

Bu içerik, Yudum Teknoloji Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.