Kültür

Zürafanın gölgesinde kalan adam: Lamarck'ın 'kendini yapan dünya' fikri neden geri dönüyor

Lamarck adı çoğu kişiye yanılan zürafa örneğini hatırlatır. Tarihçi Jessica Riskin'e göre asıl fikri, canlıların kendini ve dünyasını biçimlendirdiğiydi; epigenetik ve davranış araştırmaları bu soruyu yeniden açıyor.

2 Kasım 20269 dk okuma
Zürafanın gölgesinde kalan adam: Lamarck'ın 'kendini yapan dünya' fikri neden geri dönüyor

1809'da Paris'teki Tuileries Sarayı'nda, imparatoru bekleyen bilginlerin arasında 65 yaşında, bedenen yorgun bir doğa bilimci duruyordu. Elinde o yıl yayımlanan kitabı Philosophie zoologique (Zoolojik Felsefe) vardı. Olayı yıllar sonra anılarında anlatan gökbilimci François Arago o gün 23 yaşındaydı. Arago'nun aktardığına göre Napolyon kitabı uzatan Jean-Baptiste Lamarck'a dönüp onu yalnızca "ak saçlarına hürmeten" kabul ettiğini homurdandı, kitaba bakmadan bir yaverine verdi. Lamarck ne yazdığını anlatmaya çalışırken gözyaşlarını tutamıyordu.

Bugün Lamarck adı çoğu kişiye tek bir hayvanı hatırlatır: boynunu uzata uzata yüksek dallara ulaşan ve bu uzunluğu yavrularına aktaran zürafayı. Ders kitaplarında Lamarck, Darwin haklı çıkmadan önce yanılan adam olarak geçer. Stanford Üniversitesi'nde tarih profesörü olan Jessica Riskin'in 2 Kasım 2026'da Aeon'da yayımlanan uzun denemesi bu tabloya itiraz ediyor. Riskin'e göre zürafa, Lamarck'ın hacimli yazıları içinde yalnızca geçerken anılan bir örnekti; asıl fikri ise çok daha büyüktü: canlılar dış kuvvetlerin pasif ürünleri değil, kendilerini ve çevrelerini biçimlendiren etkin varlıklardı.

Reklam

Bu itiraz yalnızca bir tarihçinin geç kalmış iade-i itibarı değil. Riskin, son yıllarda davranışın evrimdeki rolüne, canlıların kendi çevrelerini kurmasına ve bazı edinilmiş değişikliklerin kuşaktan kuşağa geçip geçemeyeceğine dair tartışmaların Lamarck'ın sorularını yeniden masaya getirdiğini savunuyor. Yani mesele, iki yüz yıl önce ölmüş bir adamın haklı olup olmadığından çok, biyolojinin canlıyı nasıl tarif ettiği.

Zürafadan önceki Lamarck

Lamarck 1744'te kuzey Fransa'nın Pikardiya bölgesindeki Bazentin'de doğdu. Gençken orduya katıldı, sonra doğa bilimine yöneldi. 1778'de yayımladığı üç ciltlik Fransa florası onu bilim çevrelerinde tanınır kıldı. 1788'de Paris'teki Kraliyet Bahçesi'nde (bugünkü Jardin des Plantes) herbaryum sorumlusu oldu; 1793'te bahçenin yerine kurulan Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nde, kimsenin pek ilgilenmediği "böcekler ve kurtçuklar" alanının profesörlüğünü üstlendi.

Bu küçümsenen alan onun en kalıcı mirasının kaynağı oldu. 1801'de yayımladığı eserde "omurgasızlar" kategorisini tanımladı. 1802'de ise "biyoloji" sözcüğünü bugünkü anlamıyla kullanan ilk isimlerden biri oldu. Burada küçük bir düzeltme gerekiyor: Riskin denemesinde kelimeyi Lamarck'ın türettiğini yazıyor; ancak Alman doğa bilimciler Gottfried Treviranus ve Karl Friedrich Burdach da aynı yıllarda terimi birbirinden bağımsız olarak kullanmıştı. Riskin'in vurguladığı nokta yine de geçerli: Lamarck bu adla yalnızca canlıları ve bütün canlıları inceleyen yeni bir bilimin var olması gerektiğini ilan ediyordu.

Ünlü zürafa fikrinin, yani edinilmiş özelliklerin kalıtımının, Lamarck'a ait olmadığı da genellikle unutulur. Bilim tarihçisi Conway Zirkle'ın gösterdiği gibi bu inanç Hipokrat ve Aristoteles'ten başlayarak iki bin yılı aşkın bir süre boyunca pek çok düşünürün paylaştığı yaygın bir kabuldü. Lamarck'ın asıl cüreti, türlerin sabit olmadığını ve zamanla dönüştüğünü sistemli bir kuram hâlinde savunmasıydı.

Philosophie zoologique'in ikinci cildinde yer alan ve bilinen en eski evrim ağacı çizimlerinden sayılan Lamarck şeması, 1809
Philosophie zoologique'in ikinci cildinde yer alan ve bilinen en eski evrim ağacı çizimlerinden sayılan Lamarck şeması, 1809 — Jean-Baptiste Lamarck (1744 - 1829), Public domain (Wikimedia Commons)

Kendini yapan canlılar, canlıların yaptığı dünya

Riskin'in okumasında Lamarck'ın kuramının iki motoru var. Birincisi, canlı maddenin içinde bulunan ve onu giderek daha karmaşık hâle iten bir eğilim. Lamarck buna "yaşam gücü" adını veriyordu. İkincisi, canlı karmaşıklaştıkça devreye giren çevreye duyarlılık. Kuşlarda ve memelilerde bu duyarlılık Lamarck'a göre "irade edimleri" düzeyine çıkıyor, hayvanlar koşullarına göre "alışkanlıklar" ve "yaşam biçimleri" ediniyordu. Sık kullanılan organ güçleniyor, kullanılmayan zayıflıyordu.

Burada Lamarck'ı çağdaşı ve rakibi Georges Cuvier'den ayıran ince ama derin bir fark var. Riskin'in özetlediği biçimiyle Cuvier, hayvanların davranışlarının bedenlerinin yapısından kaynaklandığını, yani her canlının tasarlandığı gibi davrandığını savunuyordu. Lamarck ise tam tersini söylüyordu: beden yapısı davranışın ve alışkanlığın sonucuydu. Bir benzetmeyle söylersek, Cuvier'ye göre canlı kendisine verilmiş bir aletin kullanım kılavuzuna uyuyordu; Lamarck'a göre ise aleti zamanla kullanarak kendisi biçimlendiriyordu.

Denemeye adını veren "kendini yapan dünya" fikri buradan genişliyor. Riskin'in aktardığı Lamarck'a göre bitkiler havadan, sudan ve güneş ışığından kendilerini kurarak doğadaki büyük aktarım zincirini başlatıyor, işi hayvanlara devrediyordu. Lamarck yeryüzündeki büyük kireçtaşı sıradağlarını ve tebeşir yataklarını üreten şeyin minicik mercan polipleri olduğunu öğrendiğinde buna hayran kalmıştı: en alçakgönüllü canlılar bile adalar kurabiliyor, koyları doldurabiliyor, kıyıların biçimini değiştirebiliyordu. Bu bakışta canlılar sahnenin yalnızca oyuncusu değil, aynı zamanda dekoru inşa edenlerdi.

Saraydan akademiye bir itibar kaybı

Riskin, Tuileries'deki sahneyi tesadüf saymıyor. Ona göre Lamarck'ın kuramı gücü tek bir merkezde toplamak yerine bütün canlılar dünyasına dağıtıyordu ve bu, otoriter bir düzenin hoşuna gidecek bir dünya görüşü değildi. Bu yorum Riskin'in kendi çıkarımı; Napolyon'un Lamarck'a soğukluğunun nedenini kesin olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, türlerin sabitliğini savunan Cuvier'nin dönemin en itibarlı doğa bilimcisi olduğu ve Napolyon'dan baronluk unvanı aldığı.

Lamarck'ın son yılları ağırdı. Giderek gözlerini kaybetti ve 18 Aralık 1829'da Paris'te öldü. Ailesi o kadar yoksul kalmıştı ki Bilimler Akademisi'nden maddi yardım istemek zorunda kaldı. Geçici bir ortak mezara gömüldü, kalıntıları daha sonra kayboldu.

Ardından gelen anma metni ise Riskin'in deyişiyle "herhalde yazılmış en acımasız anma yazısı" oldu. Metni Cuvier kaleme almıştı ama kendisi de 1832'de öldüğü için, yazı 26 Kasım 1832'de Akademi'de Baron Silvestre tarafından okundu. Cuvier, Lamarck'ın sistemini eski şövalye romanlarındaki büyülü saraylara benzetiyordu: onları ayakta tutan tılsım kırılınca havaya karışıp yok olan yapılar. Böyle temeller üzerine kurulu bir sistemin "bir şairin hayal gücünü eğlendirebileceğini" ama bilim sayılamayacağını ima ediyordu. Riskin'e göre Cuvier, tarihi yazan galip oldu ve bu metin Lamarck hakkındaki yanlış kanıların uzun süre kaynağı olarak kaldı.

Darwin'in mesafesi ve "Lamarkçılık" yaftası

Charles Darwin'in Lamarck'la ilişkisi karışıktı. Türlerin Kökeni'nde Lamarck'a, organik dünyadaki değişimin mucizevi müdahaleyle değil yasalarla açıklanabileceğine dikkat çektiği için hakkını verdi. Darwin, doğal seçilimin yanında organların kullanılıp kullanılmamasının kalıtsal etkilerine de yer veriyordu; hatta edinilmiş özelliklerin nasıl aktarılabileceğini açıklamak için vücut hücrelerinden üreme hücrelerine taşınan "gemmül" adlı parçacıklar öneren bir kuram (pangenez) geliştirdi.

Ama kamuoyu önünde mesafesini korudu. Darwin Yazışmaları Projesi'nde yayımlanan, 12-13 Mart 1863 tarihli ve jeolog dostu Charles Lyell'e yazdığı mektupta, kendi görüşünün Lamarck'ın gelişme ve ilerleme öğretisinin bir türevi gibi sunulmasının kuramın kabulüne "çok zarar verdiğini" yazdı. Aynı mektupta Lamarck'ın kitabını iki kez dikkatle okuduktan sonra "sefil bir kitap" olarak gördüğünü ve ondan hiçbir şey edinmediğini ekliyordu.

Darwin'den sonra kopuş keskinleşti. Alman biyolog August Weismann 1880'lerde vücut hücrelerinde olan değişikliklerin üreme hücrelerine geçemeyeceğini savundu; bu ilke "Weismann bariyeri" olarak anılır. Fikrini göstermek için beş kuşak boyunca farelerin kuyruklarını kesti; kendi raporuna göre bu ebeveynlerden doğan 901 yavrunun hiçbirinde kısa kuyruk görülmedi. Riskin, deneyin bugün hâlâ ders kitaplarında yer aldığını ama Lamarck'ın da Darwin'in de kesilen bir uzvun kalıtımla aktarılacağını hiç iddia etmediğini hatırlatıyor. Deney, kimsenin savunmadığı bir görüşü çürütüyordu.

DNA'nın yapısının 1953'te çözülmesinin ardından Francis Crick bu ilkeyi "moleküler biyolojinin merkezî dogması" olarak yeniden ifade etti: bilgi DNA'dan proteine doğru akar, ters yönde akmaz. Riskin'e göre bu çizgide canlı, rastgele değişimin ve dış kuvvetlerin edilgen nesnesine dönüştü. Yazar bu edilgen canlı tasavvurunun yirminci yüzyılın başındaki öjeni, yani insan soyunu "ıslah etme" programlarıyla da beslendiğini öne sürüyor. "Lamarkçılık" yaftası ise başka bir nedenle de lekelendi: 1930'larda Sovyetler Birliği'nde Trofim Lisenko'nun ideolojik bir yeni Lamarkçılık adına genetiğe karşı çıkması, tarım politikalarını olumsuz etkiledi ve terimi bilim dünyasında uzun süre kullanılmaz hâle getirdi.

Bugün neden yeniden okunuyor

Riskin'in denemesinin ikinci yarısı güncel araştırmalara dayanıyor. Yazarın aktardığı epigenetik örnekler şunlar:

  • Dikenli kromis balığı: 2015'te deniz biyologları bu mercan resifi balığının metabolizmasının yükselen su sıcaklıklarına tepki verdiğini ve Riskin'e göre bu değişikliklerin yavrulara aktarılabildiğini gösterdi.
  • Resif mercanları: 2020'de bu balığa yuva olan resif mercanlarının da değişen okyanus sıcaklığına ve tuzluluğuna epigenetik değişikliklerle yanıt verdiği, bunun bir kısmının sonraki kuşağa geçtiği bildirildi.
  • Kobaylar ve babunlar: Alman araştırmacılar ısı stresine maruz kalan yabani kobayların karaciğerlerinde kalıtsal değişiklikler buldu; ABD ve Kenya'dan biyologlar da babunların metabolizmasının besin koşullarına göre kalıtsal biçimde değiştiğini gösterdi.

Epigenetik, DNA dizisinin kendisi değişmeden genlerin hangi ölçüde açılıp kapandığını belirleyen kimyasal işaretleri inceleyen alandır. Bir benzetmeyle DNA bir yemek kitabıysa, epigenetik işaretler hangi tariflerin sık kullanıldığını gösteren kenar notlarına benzer. Tartışmanın özü, bu kenar notlarının bir kısmının kitapla birlikte bir sonraki kuşağa geçip geçemeyeceği.

Riskin daha çarpıcı bulduğu örneği davranıştan veriyor. Yale Üniversitesi'nden evrim biyoloğu Martha Muñoz, Dominik Cumhuriyeti'ndeki anol kertenkelelerinde ilginç bir örüntü saptadı. Alçak kesimlerde yaşayan kertenkeleler gün boyu görece serin ağaç gövdelerine tutunurken, dağların yüksek kesimlerindekiler güneşin ısıttığı kayalara çıkıp güneşleniyor ve soğuğa fizyolojileriyle değil davranışlarıyla uyum sağlıyor. Muñoz'un çalışmaları, bu davranış değişikliğinin dağ kertenkelelerinde daha kısa bacaklara, daha geniş ve basık kafalara giden bir evrimi tetiklediğine işaret ediyor. Riskin bunu, davranışın evrimin başlıca mimarlarından biri olduğunun kanıtı olarak okuyor.

Kambur balinalar da denemenin bir başka tanığı. Riskin'e göre bu balinalar topluluktan topluluğa farklı avlanma yöntemleri geliştiriyor; Kuzeydoğu Pasifik'teki bir topluluk bir yöntemi, Maine Körfezi'ndeki başka bir topluluk başka bir yöntemi kullanıyor ve bunu yavrularına öğretiyor. Yani genlerin yanı sıra öğrenilmiş bilgi de kuşaktan kuşağa aktarılıyor.

Lamarck'ın mercan polipleriyle kurduğu düşünce en çok "niş inşası" kavramında yankılanıyor. Kavrama adını veren John Odling-Smee, Riskin'in alıntıladığı 2024 tarihli bir yazısında evrim kuramının yalnızca hazır çevrelerdeki canlılara etki eden doğal seçilimi değil, "canlıların çevreleriyle birlikte evrimini" konu edinmesi gerektiğini yazdı. Kuş yuvaları, kunduz barajları, termit tepeleri, yuvalar, ağlar ve kovanlar, canlıların kendi seçilim koşullarını bizzat kurduğu yapılar olarak görülüyor. "Genişletilmiş evrimsel sentez" adı verilen akım da davranışı ve kültürü evrim kuramının içine alma çabası olarak öne çıkıyor.

Bulguların sınırı

Bu tablo, Lamarck'ın her söylediğinin doğru çıktığı anlamına gelmiyor ve Riskin de bunu iddia etmiyor. Lamarck'ın organları biçimlendirdiğini düşündüğü iç sıvılar gibi mekanizmalar bugünkü biyolojide karşılık bulmuyor. Epigenetik kalıtım konusunda da temkin gerekli: memelilerde epigenetik işaretlerin büyük kısmı biri döllenmenin hemen ardından, diğeri üreme hücrelerinin oluşumu sırasında olmak üzere iki ayrı aşamada silinip yeniden yazılıyor. Bu yüzden memelilerde kuşaklar arası epigenetik aktarım hâlâ tartışmalı; annenin rahim ortamı ve doğum sonrası bakım gibi etkenleri ayırmak zor. Mevcut kanıtlar bu tür kalıtımın bitkilerde hayvanlardan daha belirgin olduğunu düşündürüyor. Balinaların kültürel aktarımı ise genetik değil, öğrenmeye dayalı bir miras.

Dolayısıyla Riskin'in asıl savunusu bir mekanizmadan çok bir bakış açısına dair: canlıyı edilgen bir nesne olarak mı, yoksa kendi gelişimine ve çevresine katılan etkin bir varlık olarak mı düşündüğümüz. Karşı görüş de güçlü. 2014'te Nature dergisinde yayımlanan karşılıklı yazılarda Kevin Laland ve meslektaşları evrim kuramının acilen genişletilmesi gerektiğini savunurken, Gregory Wray ve Hopi Hoekstra'nın da aralarında bulunduğu ekip mevcut kuramın bu bulguları zaten kapsadığını, "her şeyin yolunda" olduğunu yazdı. Tartışma o günden beri sürüyor.

Bir dipnottaki uyarı

Lamarck'ın hayatının sonlarına doğru, 1820'de yayımladığı Système analytique des connaissances positives de l'homme (İnsanın Olgusal Bilgilerinin Çözümlemeli Sistemi) adlı eserinde bir dipnot var. Fransız Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nin de "olağanüstü, hatta öngörülü" diye andığı bu notta Lamarck, ormansızlaşmayı ve bir zamanlar verimli olan toprakların çoraklaşmasını anlattıktan sonra şunu yazıyordu: "Sanki insan, yeryüzünü yaşanmaz hâle getirdikten sonra kendini yok etmeye yazgılıymış gibi görünüyor."

Canlıların dünyayı biçimlendirdiğini söyleyen bir düşünürün, bu gücün insan elinde nereye varabileceğini de görmesi tesadüf olmasa gerek. Riskin denemesini, canlıların etkin, kendini yapan ve dünya kuran varlıklar olduğu, "en alçakgönüllüleri bile" birer yaratıcı sayılması gerektiği cümlesiyle bitiriyor. Açık soru ise şu: Bir canlının ömrü boyunca yaptıklarının ne kadarı, hangi yollarla ve kaç kuşak boyunca sonrakilere geçiyor? Bu sorunun yanıtı netleştikçe, iki yüz yıldır zürafayla anılan adamın ders kitaplarındaki yeri de değişebilir.

Fotoğraf: Charles Thévenin, Public domain, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
PaylaşWhatsAppXFacebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

Reklam
49,9756,0067,16

Yudum Dünyası

Kaf Dağı'nın eteğinde bir köy var.

Karakterini yarat, meydanda dolaş, buradakilerle yüz yüze tanış. Tarayıcında, ücretsiz.

  • 🧑 Karakterini yarat
  • 🎲 Kahvede bir el at
  • 🏠 Grubunla ev kur
Günün testi2000'ler Türkiye interneti testimIRC'ten MSN'e, çevir sesinden ADSL'e... O devri yaşayan bilir. 10 soruda internet hafızanı ölçüyoruz.
Günün burcuAkrepSevgili Akrep, bugün kalbinizde sıcak bir ışık yanıyor; ilişkilerde samimi ve derin konuşmalar sizi…

Günün sorusu

Dev heykelleriyle bilinen Nemrut Dağı hangi ilimizdedir?

Haftanın düellosu

Bu bölümde

Yudum DünyasıKaf Dağı'nın eteğinde bir köy seni bekliyor.Ücretsiz katıl →