Romalılar Latinceyi nasıl konuşuyordu? Kikero, incir satıcısı ve duvar yazıları
Cicero mu Kikero mu, v harfi w mi? Ses kaydı olmayan bir dilin sesini Kaunos incirinden, Catullus'un şakasından, Pompeii grafitilerinden ve Kayseri adından nasıl çözdüğümüzü anlattık.
MÖ 1. yüzyılın ortalarında bir gün Brundisium limanında (bugünkü Brindisi) bir ordu gemilere binerken iskelede bir seyyar satıcı bağırıyordu: "Cauneas! Cauneas!" Sattığı şey, Anadolu'nun güneybatısındaki Kaunos'tan, bugünkü Dalyan yakınlarındaki antik kentten getirilmiş kuru incirdi. Ordunun başındaki Marcus Licinius Crassus doğuya, Partlar üzerine sefere çıkıyordu ve oradan dönmedi. Cicero bu olayı Kehanet Üzerine (De Divinatione, II. kitap, 84. bölüm) adlı eserinde anlatır: Kâhinlere bakılırsa satıcı Crassus'u "gitmemesi" için uyarmıştı, kulak verseydi ölmeyecekti.
Cicero bu yorumla alay eder, ama hikâye bugün başka bir sebeple değerlidir. Satıcının çığlığı ancak "dikkat et, gitme" anlamına gelen cave ne eas sözüne benzediği için kehanet sayılabilirdi. Bu benzerlik de ancak cave sözcüğündeki v harfi bugünkü gibi "v" değil, "u"ya yakın bir "w" sesiyse ve ikinci hece gündelik konuşmada yutuluyorsa işler. Yani iki bin yıl önceki bir sokak satıcısının bağırışı, Romalıların bu harfi nasıl söylediğine dair küçük bir tanıklıktır.
Latince yaklaşık bin beş yüz yıldır kimsenin ana dili değil. Ses kaydı yok, anadili konuşan yok. Buna rağmen dilbilimciler Klasik Latincenin, yani Cicero ile Vergilius döneminin dilinin sesini oldukça ayrıntılı biçimde çıkarabiliyor. Bu yazı o sesin ne olduğunu değil, daha çok bunu nereden bildiğimizi anlatıyor.
Kikero mu, Sisero mu?
Türkçede Romalı hatibin adı çoğu zaman Fransızca ve İngilizce okunuşun etkisiyle "Siseron" ya da "Sisero" diye söylenir, Katolik kilisesinin İtalyan usulü okunuşunda ise "Çiçero" olur. Oysa Klasik Latincede c harfi her konumda "k" okunuyordu. Bunun en sağlam kanıtlarından biri Yunancadır: Plutarkhos'un yazdığı hayat hikâyesinde adamın adı Κικέρων, yani "Kikerōn" diye geçer. Yunan alfabesinde "s" sesi için ayrı bir harf vardı; Yunanlar duydukları sesi kappa ile yazmışlardı.
Aynı mantık Caesar adı için de geçerli. Yunancada Καῖσαρ (Kaisar) diye yazılan bu ad Almancaya Kaiser olarak geçti. Bizans'ta "kaisar" bir saray unvanıydı; İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed de Kayser-i Rûm, yani "Roma'nın Kayseri" unvanını kullandı. Hepsinde baştaki ses "k", ardından gelen ünlü de "ay"a yakın bir çift ünlüdür. Türkçede bunun belki en tanıdık izi bir şehir adıdır: Kapadokya'nın merkezi Mazaka, MS 14 yılında Kapadokya kralı Arkhelaos tarafından ölen imparator Augustus'un onuruna Caesarea adını aldı. Yunanca Kaisareia biçiminden bugünkü Kayseri adı türedi. Yani Kayserili her gün, farkında olmadan, Caesar'ın adını Romalıların söylediğine oldukça yakın biçimde telaffuz ediyor.
Bu kanıt zincirini ses ve canlandırmayla anlatan güzel bir kaynak, dil tarihi üzerine animasyonlar hazırlayan Josh Rudder'ın NativLang kanalında yayımlanan "What Latin Sounded Like – and how we know" (Latince nasıl duyuluyordu ve bunu nereden biliyoruz) videosu. Open Culture'ın 22 Ekim 2026'da yeniden paylaştığı video, Quintilianus'un tariflerinden Vergilius'un şiir ölçüsüne, Roma dillerinden Romalılarla temas kuran Germen kabilelerinin aldığı sözcüklere kadar bir dedektiflik hikâyesi kuruyor. Video İngilizcedir.
V harfi "w" sesiydi
Romalılar u ile v'yi ayırmıyordu; ikisi de aynı harfti (V). Ünlü olarak "u", ünsüz olarak bugünkü İngilizcedeki "w" sesini veriyordu. Bunun bir kanıtı yine Yunancadan gelir: Yunanlar Valerius gibi adları Οὐαλέριος biçiminde, "u" sesi veren harf çiftiyle yazıyordu. Ellerinde "v"ye yakın bir harf olsaydı onu kullanmaları beklenirdi.
Bir başka tanık Romalı bilgin Nigidius Figulus'tur. Aulus Gellius'un Attika Geceleri'nde (X. kitap, 4. bölüm) aktardığına göre Nigidius, sözcüklerin söyleniş biçiminin anlamlarına uyduğunu savunuyordu: "siz" anlamındaki vos derken dudaklar yavaşça öne uzatılır ve nefes konuşulan kişiye doğru yöneltilir; "biz" anlamındaki nos derken ise dudaklar öne çıkmaz, nefes içeride tutulur. Nigidius'un dil felsefesi tartışılabilir, ama tarif ettiği ağız hareketi, dudakları yuvarlayıp öne iten bir "w" sesine uyar; dişlerin alt dudağa değdiği bir "v" sesine uymaz.
Dilbilimci W. Sidney Allen'ın klasik telaffuz üzerine temel başvuru kitabı Vox Latina'da (Cambridge University Press, ikinci baskı 1978) özetlediği görüşe göre bu yarı ünlü, MS 1. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş sürtünmeli bir sese dönüşmeye başladı; bugünkü İtalyanca ve İspanyolcadaki "v" ve "b" sesleri bu değişimin devamıdır.
Şair ölçüyü bozmaz: ünlü uzunluğu
Latincede kısa ve uzun ünlüler ayrı seslerdi ve anlamı değiştirirdi. Hatip Quintilianus, MS 1. yüzyılın sonlarında yazdığı Hitabet Eğitimi'nde (Institutio Oratoria, I. kitap, 7. bölüm) uzun heceleri yazıda işaretlemek konusunu tartışır. Her uzun heceye "apex" denen küçük bir işaret koymanın gereksiz olduğunu, ama aynı yazılışın farklı anlamlara geldiği yerlerde işe yaradığını söyler. Verdiği örnek malustur: ilk hecesi uzun okunursa "elma ağacı", kısa okunursa "kötü adam" anlamına gelir. Roma yazıtlarında bu apex işaretleri gerçekten de görülür ve uzun ünlüleri doğrudan gösterir.
İkinci büyük kaynak şiirdir. Latin şiiri Türk aruzuna benzer biçimde kafiyeye değil, uzun ve kısa hecelerin dizilişine dayanır. Vergilius'un Aeneis'i altı ölçülük dizelerden (heksametre) oluşur ve her dizede hecelerin uzunluğu belli bir kalıba oturmak zorundadır. Binlerce dize, hangi ünlünün uzun hangisinin kısa olduğunu adeta bir tablo gibi kayda geçirir. Aruz bilen biri için bu yöntem tanıdıktır: Osmanlı şiirinde de bir hecenin "açık" mı "kapalı" mı olduğu ölçüden okunabilir.
Yutulan m, yanlış eklenen h
Yazım her zaman konuşmayı birebir yansıtmaz. Latincede sözcük sonundaki m harfi bunun iyi bir örneğidir. Şiirde -um, -am gibi m ile biten bir hece, ünlüyle başlayan bir sözcükten önce gelince sanki hiç yokmuş gibi ölçü dışı kalır. Quintilianus bunu açıkça yazar: sondaki m, ardından gelen sözcüğün ünlüsüne kaynaşacak konumdaysa yazılsa bile "pek az duyulur", neredeyse yeni bir harfin sesini verir (IX. kitap, 4. bölüm). Allen'a göre bu m büyük olasılıkla önceki ünlüyü genizden söylenen uzun bir ünlüye dönüştürüyordu; decem (on) sözcüğünün sonu, Fransızcadaki genizsi ünlüleri andıran bir sesle bitiyordu. Eski yazıtlarda bu m'nin sık sık hiç yazılmaması ve Roma dillerinde iz bırakmadan kaybolması da aynı yönü gösterir.
h harfinde durum tersinedir. Şair Catullus, 84. şiirinde Arrius adında birini tiye alır: Arrius "uygun şeyler" anlamındaki commoda yerine chommoda, "tuzak" anlamındaki insidias yerine hinsidias der ve olabildiğince güçlü bir h ile söyledikçe harika konuştuğunu sanır. Şiirin sonunda Catullus, Arrius Suriye'ye gidince İyon denizinin artık Ionios değil Hionios olduğu haberinin geldiğini yazar. Bu şaka, h'nin gündelik konuşmada zayıfladığını, kibar konuşmaya özenen birinin de onu gerekmeyen yerlere eklediğini gösterir.
Yanlış yazanlar en iyi tanıklar
Okumuş yazarlar kurallı yazar; dilin gerçek sesini çoğu zaman yazım hatası yapanlar ele verir. Bu yüzden Pompeii'nin duvarlarındaki grafitiler, yani MS 79'daki Vezüv patlamasıyla küllerin altında kalan sıradan insanların karalamaları, dilbilimcilerin en sevdiği kaynaklardan biridir. Bu yazılarda Klasik dilbilgisinden kayan biçimler, örneğin "ölü beden" için kurallı cadaver mortuum yerine cadaver mortuus yazılması, halkın konuştuğu Latincenin yazı dilinden ayrılmaya başladığını gösterir.
Daha sonraki bir dönemden kalan ünlü bir belge de aynı işi yapar. Appendix Probi adıyla bilinen ve büyük olasılıkla MS 4. yüzyılın ilk yarısında Roma'da yazılmış bir listede, bir öğretmen 227 yaygın hatayı doğrusuyla yan yana koyar: speculum non speclum (ayna), calida non calda (sıcak), auris non oricla (kulak), vetulus non veclus (yaşlı). Öğretmenin "böyle değil" dediği biçimler, aslında halkın nasıl konuştuğunu kaydeder ve İtalyancadaki orecchio (kulak) ile vecchio (yaşlı) gibi sözcüklerin atasıdır.
Quintilianus da yazımın dönemden döneme değiştiğini not eder: Cicero'nun zamanında ve biraz sonrasında, uzun ünlüden sonra gelen s harfi genellikle çift yazılırdı, causae yerine caussae gibi. Quintilianus, Cicero'nun ve Vergilius'un kendi el yazılarının bunu gösterdiğini söyler.
Bilmediğimiz neler var?
Bu kanıtlar sayesinde ünsüzlerin ve ünlü uzunluğunun büyük bölümü oldukça güvenle bilinir. Daha belirsiz alanlar da vardır. Vurgunun bir güç vurgusu mu yoksa Yunancadaki gibi bir ses yüksekliği farkı mı olduğu, sondaki m'nin tam olarak nasıl söylendiği ve tonlamanın, yani cümlenin "melodisinin" nasıl olduğu hâlâ tartışılıyor. Üstelik "Klasik Latince" dediğimiz şey, Cicero gibi eğitimli bir Romalının özenli konuşmasıdır; Pompeii'deki meyhaneci ile Kaunos inciri satan iskele satıcısı muhtemelen farklı konuşuyordu.
Okullarda bugün öğretilen "yeniden kurulmuş" Klasik telaffuz bu yüzden bir ses kaydı değil, en iyi tahmindir. Yine de her yeni yazıt, her yeni okunan duvar yazısı tabloya bir parça ekliyor. Belki bir gün Kikero'nun kendi ağzından duymadığımız sesine biraz daha yaklaşırız.
Fotoğraf: Wknight94, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons