Üç sandalyeli kulübe: Thoreau'nun dostluk üzerine kendi sözleri
Yalnızlığın simgesi sayılan Thoreau, en uzun denemelerinden birini dostluğa ayırmıştı. Günlüklerinden ve 1849 tarihli ilk kitabından, kamuya açık özgün metinlerden okuduk.
Concord'da 20 Mart 1842 pazar günü, yirmi dört yaşındaki bir adam defterine şu cümleyi yazdı: "Dostum benim gerçek kardeşimdir." Cümlenin ağırlığı takvimde duruyor. Gerçek kardeşi John iki ay önce ölmüştü; Walden Woods Project'in hazırladığı kronolojiye göre usturasını bilerken elini kesmiş, kaptığı tetanoz onu Henry'nin kolları arasında götürmüştü.
Adam, Henry David Thoreau. Türkçede çoğunlukla Walden'ın yazarı, ormandaki kulübenin münzevisi olarak tanınır. Oysa defterlerinde ve ilk kitabında en ısrarla döndüğü konu yalnızlık değil, dostluktu. Üstelik dostluğu kolay bulan biri olarak değil; onu neredeyse imkânsız bir ölçüye bağladığı için sürekli hayal kırıklığına uğrayan biri olarak yazdı.
Onu bugünün okuru için ilginç kılan da bu. Thoreau'nun dostluk üzerine notları, kalabalıkta yalnız kalan, konuşmayı sevdiği hâlde konuşunca kendini anlatamadığını düşünen insanın el kitabı gibi okunabiliyor. Aşağıdaki alıntıların hepsi kamuya açık özgün metinlerden — 1906 baskısı günlükler, 1849 tarihli ilk kitabı ve Walden — doğrulanıp buraya çevrildi.
Dostluk üzerine uzun denemesi bir nehir kitabının ortasında duruyor
Thoreau'nun ilk kitabı A Week on the Concord and Merrimack Rivers (Concord ve Merrimack Nehirlerinde Bir Hafta), 1839'da kardeşi John'la çıktıkları kayık yolculuğunun anlatısıdır. Kitabın başındaki ithaf dört satırdır ve John'un adı geçmez: "Nereye yelken açtıysan, benimle yelken açan sen / Artık daha yüce dağlara tırmanıyor olsan da / Ve daha güzel nehirleri çıkıyor olsan da / Esin perim ol, Kardeşim." Kitap 1849'da yazarın kendi parasıyla basıldı; bin nüshanın üç yüzden azı satıldı.
Yolculuğun "Çarşamba" bölümünün ortasında anlatı durur ve yerini uzun bir dostluk denemesine bırakır. Deneme şöyle açılır: "İnsanların dilinden Dostluk kadar düşmeyen bir kelime yok; gerçekten de özlemlerine bundan daha tanıdık bir düşünce yok. Herkes onu düşlüyor ve her zaman bir trajedi olan dramı her gün sahneleniyor."
Teşhisi acımasızdır. Thoreau'ya göre "dostluk" adıyla onurlandırılan şey çoğu zaman çok daha küçük bir şeydir:
- "Birinin dostun olduğunu söylemek çoğu zaman şundan fazlasını anlatmaz: o senin düşmanın değildir."
- "Düşüncelerimizin ve duygularımızın neredeyse alışkanlıkla yükseldiği o düzeyde, bir Dostla ömrümüz boyunca üç kelimeden fazlasını alışverişe sokmayız."
- "İnsan 'Sevgili Dostlar!' demeye hazır çıkar yola; ağızdan çıkan hitapsa 'Gözün kör olsun!' olur."
Ama aynı denemede ölçüsünü de koyar ve o ölçü, beklentinin kendisidir: "Dost, bizden bütün erdemleri bekleme iltifatını durmadan yapan ve o erdemleri bizde görebilen kişidir." Hemen ardından gelen cümle bütün metnin özeti sayılabilir: "Doğruyu söylemek iki kişi ister: biri söyleyecek, öbürü duyacak."
Dostluktan beklediği şey yardımlaşma değildir. "Dostlar, bazılarının dediği gibi yalnızca uyum içinde değil, ezgi içinde yaşarlar," diye yazar; "Dostları bedenlerimizi beslesin giydirsin diye istemeyiz — komşular bunun için yeterince iyidir — ruhlarımıza aynı hizmeti yapsınlar diye isteriz."
Sessizliğe dair cümleleri, içine kapanık okurun altını çizeceği türdendir: "Dostluğun dili kelimeler değil, anlamlardır; dilin üstünde bir anlayıştır." Birkaç sayfa sonra: "İnsan ilişkisinde trajedi, kelimeler yanlış anlaşıldığında değil, sessizlik anlaşılmadığında başlar. O zaman artık hiçbir açıklama mümkün olmaz."
Günlükte aynı cümlelerin çıplak hâli var
Kitaptaki deneme cilalıdır; günlük değildir. Bradford Torrey'nin yayına hazırladığı The Journal of Henry David Thoreau'nun 1906 baskısının ilk cildinde, 20 Mart 1842 pazar gününün girdisi şöyle açılıyor: "Dostum soğuk ve çekingen, çünkü bana duyduğu sevgi azalmıyor, artıyor. Bunlar erken süreçler; zerrecikler kristalleşmeye daha yeni başlıyor."
Aynı girdi birkaç satır sonra, yıllar sonra kitaba geçecek cümleleri ham hâlleriyle sıralar: "Dostlar, çıkarlarının tek olduğunu hisseden o iki kişidir... Dostum benim gerçek kardeşimdir. Onun doğasının ötede benimki gibi el yordamıyla ilerlediğini görüyorum... Dostların buluştuğu tarla sonsuza dek kutsanmıştır. İnsan dostluğu, burada bir yuva kurma arzusuyla arar."
Sonra, ilişkinin neye dayandığına dair belki de en iyi tarifi geliyor: "Dost benim sözümü hiçbir şey için kabul etmez; beni kabul eder. Bana, kendime güvendiğim gibi güvenir."
Günlüğün daha erken bir yerinde, 1839 güzüne düşülmüş "Dostluk" başlıklı notlar var. Orada Thoreau çok daha sakin: "Hiç kimseden dostum olmasını istemem gerekmez; güneşin, yerin kendisine çekilmesini istemesi ne kadar gerekiyorsa o kadar." Ve: "Yalnızca bir kez daha kendimle tanıştırılmış oluyorum."
On iki yıl sonrasının tonu başkadır. 17 Ağustos 1851 girdisinde, bir yürüyüşün ortasında, minnet duygusuyla dolup taşan bir paragrafın içinden şu soru çıkıyor: "Peki dostlarımla niçin konuşayım? Ben'in ben olduğu ne kadar seyrek; ya onlar, o zaman onlar mı?" Birkaç satır sonra kendi cevabını verir gibidir: "Seni iyi günde kötü günde tanımıyor olsaydım, seni hiç tanıyabilir miydim?"
Emerson'ın evinde yaşadı, Emerson'ın korusuna kulübe kurdu
Thoreau'nun dostluk üzerine yazdıklarını okurken arka planda bir isim duruyor: Ralph Waldo Emerson. Walden Woods Project kronolojisine göre Thoreau 1841-1843 arasında Emerson'ın evinde yaşadı; Emerson İngiltere'de konferanslar verirken 1847-1848'de yeniden aynı eve döndü. Walden Gölü kıyısındaki kulübeyi de Emerson'a ait koruya kurdu.
Emerson 1841'de Essays: First Series cildini yayımladığında içinde "Friendship" başlıklı bir deneme vardı. Yani Thoreau konuyu, aynı çatı altında yaşadığı adamın yeni basılmış denemesiyle birlikte düşünüyordu. Emerson'ın oradaki cümlesi, Thoreau'nunkine çok yakın bir şüphe taşır: "Dostluk, tıpkı ruhun ölümsüzlüğü gibi, inanılamayacak kadar iyidir."
İkisinin ilişkisinin sonraki yıllarda soğuyup soğumadığı biyografilerin tartıştığı bir konu; burada yalnızca Emerson'ın kendi yazdığına bakalım. Thoreau 1862'de öldüğünde Emerson onun için uzun bir metin kaleme aldı ve metin, dostluk söz konusu olduğunda beklenmedik ölçüde dürüst:
"Bir öneri duyduğunda ilk içgüdüsü onu çürütmekti; gündelik düşüncemizin sınırlarına o kadar sabırsızdı. Bu alışkanlık elbette toplumsal duyguları biraz üşütür... Bu yüzden, bu kadar saf ve hilesiz birine denk hiçbir arkadaş sevgi bağıyla bağlanamadı. 'Henry'yi seviyorum,' demişti dostlarından biri, 'ama ondan hoşlanamıyorum; koluna girmeye gelince, bir karaağacın koluna girmeyi düşünürüm ancak.'"
Emerson aynı metinde davetleri nasıl geri çevirdiğini de anlatır: "Yürüyüşü kadar önemli bir şey yoktu onun için; sohbete harcayacak yürüyüşü yoktu." Ama birkaç sayfa sonra terazinin öteki kefesini koyar. Thoreau, "yalnızca dostluğun sırrını bilmekle kalmayan, ona sırdaş ve kâhin diye başvuran o birkaç kişi tarafından neredeyse tapılan bir dost"tu. Metin şu cümleyle kapanır: "Ülke, nasıl büyük bir evlat yitirdiğini henüz bilmiyor; azıcık bile bilmiyor."
Kulübede üç sandalye vardı
Thoreau'yu insanlardan kaçan bir adam sanmak kolay; kendisi buna itiraz etmişti. Walden'ın "Ziyaretçiler" bölümü şöyle başlar: "Sanırım toplumu çoğu kişi kadar seviyorum ve yoluma çıkan her kanlı canlı insana bir sülük gibi yapışmaya fazlasıyla hazırım. Doğam gereği münzevi değilim."
Hemen ardından kitabın en çok alıntılanan cümlelerinden biri gelir: "Evimde üç sandalyem vardı; biri yalnızlık, ikisi dostluk, üçü toplum için." Aynı bölümde Walden'a uğrayan Kanadalı oduncuyu sayfalarca anlatır.

İki sahne birlikte okunduğunda tutarlı bir tutum çıkıyor ortaya: Thoreau insanlardan kaçmıyordu, ucuz yakınlıktan kaçıyordu. Denemesindeki cümle tam da bunu söyler: "Bir insanın dostluğa yatkınlığının kanıtlarından biri, ucuz ve tutkulu olandan uzak durabilmesidir."
Aristoteles'in tuz ölçüsü, Montaigne'in dört yılı
Thoreau denemesinde "bütün edebiyatta bu konuda yalnızca iki üç deneme hatırlayabiliyorum" diye yakınır. Hatırlamadıkları ya da saymadıkları, bugün dostluk felsefesinin omurgasını oluşturuyor.
Aristoteles. Nikomakhos'a Etik'in sekizinci kitabı dostluğu — Yunanca philia — üçe ayırır: fayda için, haz için ve iyilik için kurulanlar. İlk ikisi, Aristoteles'in deyişiyle "sonuç olarak ortaya çıkan" ilişkilerdir; fayda ya da haz bitince bağ da biter. Üçüncüsü içinse hem zaman hem yakınlık gerekir: insanlar, atasözündeki gibi, "gereken miktarda tuzu birlikte yiyene kadar" birbirlerini tanıyamaz. Devamı da aynı derecede serin: "Bu türden dostlukların seyrek olması beklenir, çünkü bu türden insanlar seyrektir." Aristoteles'in tanımındaki anahtar ifade ise şudur: karşılıklı sevginin karşılıklı bilinmesi.
Montaigne. 16. yüzyıl Fransası'nda yazılan "Dostluk Üzerine" denemesi, Étienne de La Boétie'nin ardından yazılmış bir yas metnidir. Montaigne o bağın nedenini açıklayamadığını söyler: "Biri beni onu niçin sevdiğimi söylemeye zorlasa, bunun ancak şöyle dile gelebileceğini görüyorum: çünkü o oydu, çünkü ben bendim." Böyle bir dostluğun sıklığına dair tahmini sert: "Talih bunu üç çağda bir kez gerçekleştirse çok şeydir." La Boétie ile geçirdiği süre dört yıldı; ömrünün geri kalanını o dört yılla karşılaştırınca, yazdığına göre, geri kalan "duman ancak, karanlık ve bıktırıcı bir gece"ydi.
Üç metni yan yana koyunca ortak bir ısrar görünüyor: dostluk bir hizmet ilişkisi değil, bir tanınma ilişkisidir ve sayıyla ölçülmez. Aristoteles bunun için zaman ister, Montaigne talih, Thoreau ise doğruluk.
Bu ölçütler çevrim içi yakınlıkta ne yapar
Buradan sonrası benim okumam, Thoreau'nun iddiası değil. Onun ölçütlerini bugünün sohbet odalarına, forumlarına ve mesajlaşma gruplarına taşıdığınızda ilginç bir sonuç çıkıyor.
Thoreau'nun dostluk tarifinde üç şey yok: sıklık, fayda ve gösteri. Onun dost dediği ilişki az konuşmayla ayakta kalabiliyor, karşılığında bir şey beklemiyor ve tanığa ihtiyaç duymuyor. Çevrim içi yakınlığın gündelik ölçütleri ise çoğunlukla bunun tam tersi: ne kadar sık yazıştığınız, ne kadar hızlı cevap verdiğiniz, kaç kişinin gördüğü.
Aristoteles'in karşılıklılık koşulu da burada bir sınav hâline geliyor. Tek yönlü takip, tanımı gereği philia değil. Buna karşılık yıllardır aynı kanalda yazan, birbirinin yazım alışkanlığını tanıyan, sesini hiç duymadığı insanın ruh hâlini cümlesinden çıkaran insanlar Thoreau'nun ölçütlerine tahmin edilenden daha yakın durabilir — çünkü orada ilişkinin tek dayanağı metindir, yani Thoreau'nun deyişiyle "anlam".
Ama aynı yerde onun uyarısı da işler: "Şüphelerimizin karşılığının, şüphelendiğimiz şeyi bulmak olmasından daha değişmez bir kural yoktur." Yazıya dayalı yakınlıkta yanlış okuma ucuzdur, kanıtı yoktur ve sessizlik her zaman bir anlam taşıyor gibi görünür.
Geriye kalan soru
Thoreau denemesini bir uyarıyla kapanışa taşır: "Dostluktaki tek tehlike, bitecek olmasıdır. Yerlisi olsa da hassas bir bitkidir." Aynı metnin başında kendi payını çoktan ayırmıştı: "Keşke herhangi birinin Dostu olmaya layık olsaydım."
Onun ölçüsü — karşılıksız beklenti, az kelime, hiç gösteri — içine kapanık bir insan için işleyen bir dostluk kılavuzu mu, yoksa dostluğu baştan imkânsız kılan kibar bir bahane mi? Kendi defterleri iki cevabı da barındırıyor. Sizinki hangisini destekliyor?
Fotoğraf: Benjamin D. Maxham active 1848 - 1858, Public domain, Wikimedia Commons