Elgon Dağı'nın filleri 35 bitkiyi ilaç gibi kullanıyor olabilir
Kenya'daki Elgon Dağı'nda filleri yirmi yılı aşkın süredir izleyen sekiz Sabaot uzmanı, hastalanan fillerin belli bitkilere yöneldiğini, annelerin yavrularına bitki karışımı verdiğini anlattı.
Kenya ile Uganda sınırındaki Elgon Dağı'nın ormanlarında fil izleyen yerel gözcüler aynı sahneyi tekrar tekrar anlatıyor: Gözle görülür biçimde hastalanan fil, yerel Sabaot dilinde “Tobosweet” denen bir ağaca gidiyor ve kabuğunu soyup yiyor. Botanikçilerin Croton macrostachyus adını verdiği bu ağaç, bölge halkının geleneksel tıbbında da yer alıyor. Gözcülerin bir başka anlatısı daha şaşırtıcı: Anne filler bazı bitkileri kendi sütleriyle karıştırıp yavrularına veriyor.
Bu tanıklıklar, 24 Eylül 2026'da Scientific Reports dergisinde yayımlanan bir çalışmada bir araya getirildi. Araştırmacılar, Elgon fillerinin beslenmesinde ilaç işlevi görebilecek 35 bitki türü ile dört çeşit toprak, mineral ya da kil kaydetti. Önemi şurada: Hayvanların kendi kendini tedavi etmesi şempanzelerde onlarca yıldır inceleniyor, ama Afrika filleri bu alanda neredeyse hiç çalışılmamış. Makalenin yazarları, Afrika fillerinde hastalığa yönelik hedefli ilaç kullanımının ilk işaretlerini sunduklarını söylüyor; yine de vurgulanması gereken nokta, verinin doğrudan ölçüm değil, deneyimli insanların gözlemi olması.
Hayvanlar kendi ilacını bulabilir mi?
Bilim insanları hayvanların hastalıkla başa çıkmak için bitki, toprak ya da başka maddeler kullanmasını zoofarmakognozi adıyla inceliyor. Kelime kabaca “hayvanların ilaç bilgisi” anlamına geliyor. Alanın modern tarihi 1970'lerin sonuna uzanıyor; en çok bilinen örneklerden biri, 1989'da Tanzanya'daki Mahale Dağları'nda hasta bir şempanzenin acı yapraklı Vernonia amygdalina bitkisini tüketmesini anlatan gözlem. Son yıllarda listeye yüz yarasını etkin bir bitkiyle tedavi eden bir Sumatra orangutanı, mercan resiflerinde omurgasızlara sürtünen şişe burunlu yunuslar ve hatta karıncalar eklendi.
Fillerle ilgili en eski kayıt ise çok daha geride. Elgon çalışmasının yazarlarının aktardığına göre, MS 2. ve 3. yüzyılda yaşamış Romalı yazar Claudius Aelianus Hayvanların Doğası Üzerine adlı eserinde, mızrak ve oklarla yaralanan bir filin zeytin ağacının çiçeklerini yiyip yağını içtikten sonra iyileştiğini yazmıştı. Asya fillerinde Laos ve Tayland'da yapılan birkaç çalışma, fillerin yediği bazı bitkilerin yerel halkın ilaç listesiyle örtüştüğünü göstermişti. Afrika'da ise elde olan, çoğunlukla dağınık anekdotlardan ibaretti.
Araştırmacılar bu davranışları kademelere ayırıyor. Bu yazı açısından önemli olan ikisi şöyle özetlenebilir: Sağlıklı hayvanın tıbbi etkisi olan bir bitkiyi az miktarda, koruyucu biçimde yemesi (Mod 3) ve hasta bir hayvanın mevcut bir rahatsızlığa karşı belirli bir maddeyi hedefleyerek tüketmesi ya da onu başka bir bireye vermesi (Mod 4).
Sekiz tanık, yirmi yılı aşkın gözlem
Çalışma, Hamburg'daki Bernhard Nocht Tropikal Tıp Enstitüsü'nden Fabien Schultz ve Elodie Freymann'ın da aralarında bulunduğu, Mount Elgon Foundation ve Kenya Ulusal Müzeleri'nden araştırmacıların katıldığı bir ekip tarafından yürütüldü. Ekim 2023 ile Eylül 2024 arasında, Kenya'nın Trans-Nzoia ve Bungoma idari bölgelerinde, yaklaşık 345 kilometrekarelik bir alandaki yedi noktada görüşmeler yapıldı.
Görüşülen sekiz kişinin hepsi erkekti, yaşları 35 ile 78 arasındaydı ve tamamı Sabaot topluluğundandı. Aralarında dört yaban hayatı gözcüsü, iki rehber, emekli bir tarım görevlisi ve Kenya Yaban Hayatı Servisi'nin eski bir korucusu vardı. Ortak noktaları, filleri yirmi yılı aşkın süredir yakından tanımaları ve bölgenin geleneksel bitkisel tedavi kültürünü bilmeleriydi. Adı geçen her bitkiden örnek toplandı, uzman taksonomistlerce tanımlandı ve Nairobi'deki Doğu Afrika Herbaryumu'na teslim edildi.
Rakamlarla bulgular
Aşağıdaki sayılar makalenin kendi verisinden derlendi:
| Görüşmelerde geçen toplam kaynak | 39 |
|---|---|
| Bitki türü | 35 (23 familyadan) |
| Toprak, mineral ya da kil çeşidi | 4 |
| İnsanlarda geleneksel tıbbi kullanımı olanlar | 34 (%87) |
| Katılımcıların fil ilacı olarak andıkları | 25 |
| Somut bir anekdotla desteklenenler | 19 |
| Hedefli tedavi (Mod 4) sınıfına girenler | 8 bitki türü |
En sık anılan iki bitki, sekiz katılımcının beşinin söz ettiği Croton macrostachyus ve bir incir türü olan Ficus natalensis oldu. Kullanılan bitki kısımları arasında yaprak ve kabuk başı çekiyor, onları kökler izliyor. Bir katılımcı fillerin kararlılığını genel bir gözlem olarak şöyle anlatmış: Aranan kaynak 20 kilometre uzakta olsa bile filler yol boyunca hiçbir şey yemeden doğruca oraya gidiyor.
Anne filin “aşısı”
Çalışmanın en dikkat çekici anlatıları anne ile yavru arasında geçiyor. Katılımcılara göre anne filler, Sabaotların “Angurweet” dediği Coleus barbatus, Ficus natalensis ve “Nyaliit” denen Bersama abyssinica bitkilerini sütleriyle karıştırıp yavrularına veriyor. Gözcüler bunu “bir tür bağışıklama” olarak tarif ediyor. Benzer şekilde dişi fillerin, yavrunun iştahını açmak için ona bir aloe türü olan Aloe arborescens verdiği anlatılıyor.
Diğer anekdotlar sindirimle ilgili: Katılımcılar, Dombeya cinsinden üç türün sindirime yardım etmek ve dışkıyı yumuşatmak için tüketildiğini söylüyor. Halsiz, hareketsiz kalan fillerin ise Kuloa usambarensis adlı bitkiye yöneldiği aktarılıyor. Bu sekiz tür, araştırmacıların “hedefli tedavi” sınıfına koyduğu bitkiler.
Fil insandan mı öğrendi, insan filden mi?
Görüşmelerde sık tekrarlanan bir inanç var. Bir katılımcı, “Dedelerimiz fillere iyi gelenin bize de iyi geleceğini, o yüzden onların yediğini izleyebileceğimizi söylerdi” demiş. Bir başkası, bölge insanlarının fillerin peşinden gidip onların yediğini yemeye çalıştığını anlatmış. Bir katılımcı ise ters yönde bir hikâye aktarmış: Kendisi Rhamnus prinoides bitkisini ilaç olarak kullandıktan sonraki gün, fillerin de aynı bitkiyi yediğini görmüş.
Bu karşılıklı öğrenme fikri yeni değil; Laos ve Tayland'da fillerle birlikte yaşayan bakıcıların, hasta fillerin yöneldiği bitkileri kendi ilaç listelerine kattığı daha önce de yazılmıştı. Yine de bu bir tavsiye değil: Görüşülen iki kişi, fillerin yediği bazı bitkilerin insanlar için zehirli olduğunu özellikle belirtmiş. Küçük bir ayrıntı da Aelianus'un anlatısıyla ilginç bir bağ kuruyor: Elgon listesinde zeytinin bilimsel adını taşıyan Olea europaea da yer alıyor, ancak koruyucu sınıftaki bitkiler arasında.
Mağara oyan filler
Elgon fillerini dünyada ayrıksı kılan şey aslında bitkilerden önce mağaraları. Dağın yamaçları volkanik kül tabakalarına oyulmuş geniş bir mağara ağıyla dolu ve bu mağaraların en azından bir kısmının, mineral arayan filler ve diğer otoburlar tarafından kazıldığı düşünülüyor. En ünlüsü Kenya tarafındaki Kitum Mağarası. Mongabay'in Mayıs 2026'daki haberine göre mağara duvarlarındaki kıvrımlı izler, fillerin dişleriyle sodyumca zengin kayayı kazımasından kalma.

BBC Studios kanalının yayımladığı “Elephant Cave” belgeselinden aşağıdaki bölüm, fillerin bu mağaralardaki tuz arayışını konu alıyor:
Bilim dünyasında toprak ve kil yemenin bir ilaç işlevi olabileceği uzun zamandır tartışılıyor; kilin bağırsaktaki rahatsızlığı yatıştırabileceği ya da bitkilerdeki zararlı bileşikleri etkisizleştirebileceği öne sürülüyor. Ancak burada çalışmanın en dürüst bulgularından biri ortaya çıkıyor: Elgon'daki tanıklar mağara kilini ilaç olarak görmüyor. Onlara göre filler bu kaynaklara tuz ve demir için, bir de bundan hoşlandıkları için gidiyor. Bir katılımcı kırmızı toprağın dişi fillerin üreme döngüsüyle ilgili olabileceğini söylemiş, ama ayrıntı vermemiş.
Mongabay'in aynı haberine göre filler, kırk yılı aşkın bir aradan sonra dağın Uganda yamacına da dönmeye başladı; 2025'te en az 60 filin Kenya tarafından sınırı geçtiği, Uganda tarafındaki mağaralarda da taze kazıma izleri görüldüğü bildiriliyor. Bu dönüş, fillerin 1970'ler ve 1980'lerde fildişi için yoğun biçimde avlandığı bir dönemin ardından geliyor.
Bulgunun sınırları
Makalenin yazarları zayıf noktaları açıkça yazıyor. Sekiz katılımcı, toplumu temsil eden rastgele bir örneklem değil, özellikle seçilmiş uzmanlar; bu yüzden hangi bitkinin kaç kişi tarafından anıldığı yalnızca betimleyici bilgi olarak kullanılmış. Ayrıca tanıkların gözlemlerini kendi geleneksel tıp bilgileriyle, zaman zaman da “bağışıklık” ya da “sindirim” gibi modern kavramlarla yorumladığı belirtiliyor. Yazarlara göre bu birikim alışılmadık beslenme anlarını fark etmeyi kolaylaştırıyor, ama davranışın işlevine dair açıklamayı da etkileyebilir.
Öte yandan ekibin literatür taraması bir ipucu veriyor: Katılımcıların dörtte birinden fazlasının andığı on bitkiden dokuzunun hem geleneksel tıpta kullanıldığı hem de laboratuvarda belgelenmiş biyolojik etkileri olduğu biliniyor. Bu, fillerin rastgele değil seçerek beslendiği fikriyle uyumlu, ama tek başına kanıt sayılmaz.
Sırada ne var?
Araştırmacılar önce bu bitkilerin laboratuvarda test edilmesini, etkin bileşenlerinin ve etki biçimlerinin çözülmesini istiyor. Ardından tek tek fillerin uzun süre izlenmesi gerekiyor; hasta bir filin gerçekten belirli bir bitkiye yönelip yönelmediği ancak böyle gösterilebilir. Earth.com'un aktardığına göre ekip bu davranışları kameraya almanın yollarını da arıyor.
Belki de en merak uyandıran soru şu: Bir fil bu bilgiyi doğuştan mı taşıyor, yoksa sürüdeki annesinden ve yaşlılardan mı öğreniyor? Yazarlar, Afrika filinin Uluslararası Doğayı Koruma Birliği listesinde nesli tehlikedeki türler arasında yer aldığını hatırlatıyor. Ormanlar küçüldükçe filler yalnız yiyeceğini değil, belki de eczanesini kaybediyor.
Fotoğraf: Godot13, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons