Pencerede bir kerkenez: Iris Murdoch ve benlikten sıyrılmanın ahlakı

Iris Murdoch'a göre ahlak, zor bir anda verilen karardan çok önce, dünyaya nasıl baktığımızda başlar. Havada asılı duran bir kerkenez, bu fikrin en bilinen örneği oldu.

Pencerede bir kerkenez: Iris Murdoch ve benlikten sıyrılmanın ahlakı
Kültür 19 Ekim 2026 8 dk okuma 4 okunma

Biri pencereden dışarı bakıyor ama aslında hiçbir şey görmüyor. Kafası, gururunu inciten bir olayla meşgul; kırgın, kaygılı, aynı düşünceyi evirip çeviriyor. Sonra gözü, rüzgâra karşı kanat çırparak havada tek bir noktada asılı duran bir kerkeneze takılıyor. İngiliz filozof ve romancı Iris Murdoch, 1970 tarihli The Sovereignty of Good (İyinin Egemenliği) kitabında bu anı birinci tekil şahısla şöyle anlatır:

"Kaygılı ve kırgın bir ruh hâliyle pencereden dışarı bakıyorum; çevremdekilerin farkında değilim, belki saygınlığıma gelmiş bir zararı kafamda büyütüyorum. Sonra birden havada asılı duran bir kerkenez görüyorum. Bir anda her şey değişiyor. Yaralı kibriyle kara kara düşünen benlik ortadan kalkmış. Artık kerkenezden başka bir şey yok. Öbür meseleye döndüğümde o artık daha az önemli görünüyor."

Murdoch'ın bu sahne için kullandığı kavram unselfing: Türkçede "benliksizleşme" ya da "benlikten sıyrılma" diye karşılanabilecek, insanın kendi kaygılarıyla dolu iç sesinin bir süreliğine susması. Kavramı yeniden gündeme getiren, Maria Popova'nın 18 Ekim 2026'da The Marginalian'da yayımladığı yazı oldu; yukarıdaki pasaj ve bu yazıdaki kimi alıntılar, Popova'nın kitaptan aktardığı bölümlerin çevirisidir.

Sahne küçük ama iddiası büyük. Murdoch'a göre ahlak yalnız zor bir anda verilen kararlardan ibaret değildir; çok daha önce, dünyayı ve başkalarını nasıl gördüğümüzde başlar. Kerkenez, bu görmenin bir anda nasıl değişebileceğini gösteren bir örnektir.

Bir kitap, üç konferans

The Sovereignty of Good, ilk kez 1970'te yayımlanan ince bir kitaptır ve aslında üç ayrı konferans metninden oluşur. İlki, "The Idea of Perfection" (Mükemmellik Fikri), 1962'de Kuzey Galler Üniversite Koleji'nde verilen Ballard Matthews Konferansı'dır ve 1964'te The Yale Review'da basılmıştır. İkincisi, "On 'God' and 'Good'" (Tanrı ve İyi Üzerine), Bowdoin Koleji'ndeki bir çalışma grubu için yazılmış, 1969'da yayımlanmıştır. Kerkenezin geçtiği üçüncü metin, "The Sovereignty of Good Over Other Concepts" (İyinin Öteki Kavramlar Üzerindeki Egemenliği), Murdoch'ın 14 Kasım 1967'de Cambridge Üniversitesi'nde verdiği Leslie Stephen Konferansı'dır ve aynı yıl Cambridge University Press tarafından kitapçık olarak basılmıştır.

Stanford Felsefe Ansiklopedisi'ndeki Murdoch maddesini yazan Lawrence Blum'a göre bu derleme, felsefecilerin Murdoch hakkında yazarken başvurduğu açık ara en önemli kaynaktır. Kitap, Murdoch'ın Oxford'dan meslektaşı Stuart Hampshire'a ithaf edilmiştir; ilginç biçimde Hampshire'ın insan anlayışı, ilk denemenin ana hedefidir.

İrade felsefesine itiraz

Murdoch'ın neye karşı yazdığını görmek, kerkenezin neden önemli olduğunu anlatır. 1950'ler ve 60'larda hem İngiliz analitik felsefesinde hem de Sartre'ın varoluşçuluğunda ahlaki hayatın merkezinde özgür, yalnız ve her şeye kadir bir irade vardı: İnsan, bir yol ayrımına gelir, tercihini yapar ve ahlak o anda olup biter. Murdoch bu tabloyu, Hampshire'ın kitaplarını örnek alarak "davranışçı, varoluşçu ve faydacı" diye niteler: Eylemin anlamını yalnız dışarıdan gözlenebilene bağlayan, kalıcı bir benliği ortadan kaldırıp yalnız iradeyi bırakan, ahlakı yalnız kamusal eylemlerle sınırlayan bir anlayış.

Murdoch'ın itirazı tek bir cümlede toplanabilir. Blum'un aktardığına göre ilk denemede şöyle yazar: "Ancak görebildiğim dünyanın içinde tercih yapabilirim." Bir insanın sıkıntısını hiç fark etmemişsek, ona yardım edip etmemeye karar verme anı da hiç gelmez. Demek ki asıl ahlaki iş, karar anından önce, neyin gözümüze çarptığında ve onu nasıl yorumladığımızda yapılır.

Kayınvalide ile gelin: dışarıdan hiçbir şey değişmeden

Murdoch bunu, felsefe literatüründe sık anılan bir örnekle anlatır. M adında bir kadın, oğlunun eşi D'yi hiç sevmemektedir. Onu küstah ve fazla senli benli, yeterince saygılı olmayan, sert, zaman zaman düpedüz kaba ve her zaman bıktırıcı derecede çocuksu bulur; oğlunun kendinden aşağı biriyle evlendiğini düşünür. Ama bunu hiç belli etmez, D'ye karşı kusursuz davranır.

Murdoch örneği bilerek uç noktaya taşır: D'nin uzaklara taşındığını ya da öldüğünü varsayar. Böylece M'nin D'ye yönelik dışarıdan görülebilir hiçbir davranışı kalmaz. Yine de M bir gün kendi bakışını sorgulamaya başlar, kıskançlığını ve züppeliğini fark eder ve D'yi yeniden görmeye çalışır. Zamanla, Murdoch'ın deyişiyle, D'nin "bayağı değil, ferahlatıcı biçimde sade; ağırbaşlılıktan yoksun değil, içten; bıktırıcı derecede çocuksu değil, hoş biçimde genç" olduğunu keşfeder.

Murdoch'ın sorusu şudur: Dışarıdan bakan biri için hiçbir şey değişmedi; peki M bu süreçte ahlaki bir iş yapmadı mı? Ona göre yaptı ve o dönemin hâkim felsefesi bunu söyleyecek bir dil bile sunamıyordu. Blum'un altını çizdiği bir ayrıntı da önemli: Murdoch, M'nin yeni bakışının doğru olduğunu varsayar ama bunun garanti olmadığını da kabul eder. Daha sevecen bakmak her zaman daha doğru görmek anlamına gelmez; Murdoch'ın iddiası, doğru görmenin çabası olduğudur.

Simone Weil'den ödünç bir kelime: dikkat

Bu çabanın adı Murdoch'ta "dikkat"tir ve kelimenin kaynağını kendisi açıkça söyler. İlk denemede şöyle yazar: "'Dikkat' kelimesini, tek bir gerçekliğe yöneltilmiş adil ve sevgi dolu bir bakış fikrini anlatmak için kullandım; bu kelimeyi Simone Weil'den ödünç alıyorum. Bunun ahlaki failin ayırt edici ve asıl işareti olduğuna inanıyorum."

Murdoch'ın dikkat kavramını ödünç aldığı Fransız düşünür Simone Weil, 1942'de New York'ta
Murdoch'ın dikkat kavramını ödünç aldığı Fransız düşünür Simone Weil, 1942'de New York'ta — AnonymousUnknown author, Public domain (Wikimedia Commons)

Simone Weil (1909-1943), hiç üniversite hocalığı yapmamış bir Fransız filozof, siyasi eylemci ve kısa ömrünün son yıllarında bir tür Hristiyan mistiğiydi. Stanford Felsefe Ansiklopedisi'ne göre Murdoch, Weil'in yazılarıyla 1950'lerin başında tanıştı ve 1956'da onun defterleri üzerine bir eleştiri yazısı yayımladı. 1976'da ise Weil'in Attente de Dieu (Tanrı'yı Beklerken) kitabını, kendisini derinden etkileyen yalnızca üç felsefe eserinden biri olarak andı; öbür ikisi Platon'un Şölen'i ve Kierkegaard'ın Korku ve Titreme'siydi.

Weil'de dikkat, kişinin kendini boşaltarak bir hakikatin açığa çıkmasını edilgen biçimde beklemesidir ve en son nesnesi Tanrı'dır. Blum'a göre Murdoch bu dinsel boyutu bırakmış ve dikkati daha etkin bir çaba olarak düşünmüştür; ancak bazı yorumcular iki düşünürün bu noktada sanıldığından daha yakın olduğunu savunur. Benlikten sıyrılma fikri de Weil'in "décréation" (yaratılışın tersine çevrilmesi, benliğin geri çekilmesi) kavramından beslenir. İkinci denemedeki bir cümle bunu özetler: "Başka bir şeyin varlığına dikkat kesilebilmek için var olmayı bırakırız."

Platon'a dönüş: güneş, mağara ve şişman ego

Murdoch 1968'de kendini "bir tür Platoncu" olarak tanımlamıştı. Biyografi yazarı Peter J. Conradi'nin aktardığına göre o yıllarda ahlak felsefesinde Platoncu olmak, siyasette kendini Stuart hanedanının sürgündeki taraftarlarından ilan etmek kadar tuhaf görünüyordu. Murdoch ise tam bu modası geçmiş kaynağa döndü.

Ona göre önümüzdeki en büyük engel, benliğimizin kendisidir. İkinci denemede bu engele "şişman, amansız ego" der: Kaygıyı yatıştırmak için gerçekliği kendi işine gelen fantezilerle basitleştiren, başkalarını olduğu gibi değil, kendi hikâyesinin figürleri olarak gören bir iç ses. Üçüncü denemede ise şöyle yazar: "Benlik, yani içinde yaşadığımız yer, bir yanılsama yeridir. İyilik, benlik dışındakini görme, gerçek dünyayı erdemli bir bilincin ışığında görme ve ona karşılık verme çabasıyla ilgilidir."

Platon'un Devlet'teki güneş benzetmesi ve mağara alegorisi burada devreye girer. Murdoch'ın deyişiyle "Platon İyi'yi açıklamak istediğinde güneş imgesini kullanır. Ahlaki yolcu mağaradan çıkar, gerçek dünyayı güneşin ışığında görmeye başlar ve en sonunda güneşin kendisine bakabilir." İyi, doğrudan bakılabilecek bir nesneden çok, öteki her şeyi görünür kılan ışıktır. Blum'un belirttiği önemli bir fark var: Murdoch, Platon'daki ideaların bireylerden daha gerçek olduğu ya da dünyamızın ötesinde ayrı bir âlemde bulunduğu görüşünü benimsemez.

Doğa, sanat ve bir yabancı dil

Peki ego nasıl susturulur? Murdoch'ın cevabı, iradeyi zorlamak değil, dikkati dışarıya yöneltecek uğraşlardır. Kitaba göre insanı bencillikten uzaklaştırıp nesnelliğe ve gerçekçiliğe doğru götüren her şey erdeme hizmet eder. Bunların en kolay ulaşılanı güzelliktir; Murdoch güzelliği, Popova'nın aktardığı satırlarda, benlikten sıyrılmak için bir "fırsat" olarak tanımlar.

Doğa bu fırsatı en saf hâliyle sunar, ama Murdoch burada da ince bir ayrım yapar: Doğadan kendine dönük bir zevk almaya çalışmak ona zorlama gelir. Daha doğal olan, hayvanların, kuşların, taşların ve ağaçların "bize yabancı, amaçsız ve bağımsız" varoluşundan, kendimizi unutarak keyif almaktır. Kerkenez, Murdoch için değil, kendisi için oradadır; etkisi de buradan gelir.

Sanat daha çetrefillidir. Murdoch, sanatın büyük bölümünün, belki çoğunun, insanı avutan bir fanteziden ibaret olduğunu söyler. İyi sanatı ayıran, sahiplenmeden seyre davet eden ve bilincin bencil düş dünyasına karışmaya direnen bir biçim kusursuzluğudur. Daha zor bir alıştırma alanı ise entelektüel uğraşlardır. Murdoch örnek olarak yabancı bir dil öğrenmeyi verir: Kişi, kendi isteğine boyun eğmeyen, saygı duymak zorunda olduğu bir yapıyla karşılaşır ve dürüstlük ile alçakgönüllülüğü orada, neredeyse fark etmeden çalışır.

Sınırlar ve itirazlar

Murdoch, kendi önerisinin sınırını da açıkça yazar. Erdemi, bencil bilincin perdesini delip dünyaya olduğu gibi katılma çabası olarak tanımladıktan sonra şunu ekler: "Bu çabanın tümüyle başarılı olamayacağı, insan doğasına ilişkin deneysel bir olgudur." Kerkenez anı geçer, ego geri döner; mesele tek bir aydınlanma değil, ömür boyu süren bir alıştırmadır.

Kitap çıktığında övgü kadar çekince de aldı. Filozof H. O. Mounce, 1972'de Philosophy dergisindeki değerlendirmesinde Murdoch'ın dönemin ahlak felsefesine yönelttiği eleştirilere katılmış, ama Weil'den gelen dikkat kavramının kullanımına ve iyilik ile bilgi arasında kurulan bağa çekinceyle yaklaşmıştı. Renford Bambrough ise son denemeyi Platon'un temel sezgilerini daha erişilir bir dile taşıdığı için övmüş, Murdoch'ın Platon yorumunun bazı yönlerinin tartışmaya açık olduğunu da not etmişti. Bir başka güçlük kitabın içinde saklı: İyi'yi doğrudan düşünmeye çalışan biri, dikkatin nesnesinin fark etmeden yeniden kendisine dönmesi tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Türkçede ve bugün

Kitap Türkçede İyinin Egemenliği adıyla, Tuğba Gülal çevirisiyle Ayrıntı Yayınları'ndan çıktı; ilk baskısı 2015 tarihlidir. 1919'da Dublin'de doğan, 1948-1963 arasında Oxford'da felsefe dersleri veren ve 1999'da Oxford'da ölen Murdoch, felsefesinden çok romanlarıyla tanınır; 1978'de Booker Ödülü'nü The Sea, the Sea ile almıştı. Felsefesiyle romanları arasındaki bağ da sıkıdır: Blum'a göre romanlarında sık sık başkalarını yalnız kendi fantezileri üzerinden gören, kendi dünyasında kaybolmuş karakterler vardır.

English Heritage'ın 2024'te Londra'da Murdoch'ın yaşadığı binaya koyduğu mavi plaket
English Heritage'ın 2024'te Londra'da Murdoch'ın yaşadığı binaya koyduğu mavi plaket — Spudgun67, CC0 (Wikimedia Commons)

Murdoch'ın açık bıraktığı soru bugün de yerinde duruyor. Kerkenez anı kendiliğinden gelir; onu çağırmaya çalışmak, Murdoch'ın deyişiyle zorlama bir zevke dönüşebilir. Öte yandan aynı pasajın devamında, doğaya bencil kaygılardan arınmak için bilerek dikkat verebileceğimizi de yazar. Dikkat, öğrenilip geliştirilebilen bir beceri mi, yoksa ancak hazırlıklı olana kendiliğinden gelen bir armağan mı? Murdoch'ın kitabı bu iki cevabı yan yana tutar ve hangisinin ağır bastığını okura bırakır.

Fotoğraf: Pavel Sirotkin, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.