Sanam Tapınağı'ndaki fayans atölyesi: Kuş kralları gücü toprakla değil zanaatla mı kurdu?
Sudan'da Kral Taharka'nın yaptırdığı Sanam Tapınağı'nın dibinde bir fayans atölyesi bulundu. Kireçtaşı yerine ezilmiş kabuk kullanan Kuşlu ustalar, Mısır'ı kopyalamaktan çok uyarlamış görünüyor.
Bugünkü Sudan'ın kuzeyinde, Nil'in dördüncü çağlayanına yakın bir kum düzlüğünde arkeologlar kül tabakaları arasında yüzlerce küçük boncuk, bozuk çıkıp atılmış parçalar ve üzerinde tek satır yazı olmayan yeşil bir mezar heykelciği buldu. Hepsi, MÖ 7. yüzyılda Kuş kralı Taharka'nın tanrı Amun adına yaptırdığı Sanam Tapınağı'nın hemen yanındaki bir atölyeden çıktı. Burada iki buçuk bin yılı aşkın bir süre önce, Mısırlıların "parıldayan" dediği mavi-yeşil sırlı malzeme üretiliyordu.
Buluntu, eski Nubya'nın uzun süre üzerine yapışan bir etiketi sınamak için elverişli bir zemin sunuyor: Kuş Krallığı'nın, kuzey komşusu Mısır'ın taklitçisi olduğu düşüncesi. Çalışmanın başyazarı, Durham Üniversitesi'nden arkeolog Rennan Lemos, Antiquity dergisinin Phys.org'da yayımlanan bülteninde sorunu şöyle özetliyor: "Son dönemdeki çalışmalar, Kuş'u yalnızca Mısır'ın bir kopyası olarak gösteren eski görüşleri giderek daha çok sorguluyor; ama Kuş devletinin kaynakları, emeği, üretimi ve prestij mallarının dağıtımını nasıl denetlediğine dair önemli sorular hâlâ ortada duruyor."
Sanam'daki atölye bu sorulardan birine doğrudan yanıt veren ender kanıtlardan biri. Araştırmacılara göre Kuş devleti yalnızca değerli nesnelerin üretimini değil, onları yapmak için gereken hammaddeye, iş gücüne ve uzmanlık bilgisine erişimi de elinde tutuyordu. Üstelik ustalar Mısır tarifini olduğu gibi almamış, kendi topraklarının koşullarına göre değiştirmiş görünüyor.
Banyo duvarındaki fayans değil: Mısır fayansı aslında ne?
Türkçede "fayans" denince akla mutfak ve banyo duvarlarını kaplayan sırlı seramik karolar gelir. Kelime, Fransızca üzerinden, ortaçağ sonunda sırlı çömlekçiliğiyle ünlenen İtalyan kenti Faenza'nın adından gelir. Arkeologların "Mısır fayansı" dediği malzemenin ise bu karolarla ortak noktası neredeyse yalnızca adı.
Mısır fayansı kil temelli bir seramik değildir. Gövdesi ince öğütülmüş kuvars kumundan oluşur; buna az miktarda alkali (bitki külü ya da doğal soda gibi) ve kireç karıştırılır. Çalışmanın yazarları malzemeyi "esas olarak silikanın değişen oranlarda alkali ve kireçle karıştırılmasıyla bilinçli olarak üretilen camsı bir malzeme" diye tanımlıyor. Hamur görece düşük sıcaklıkta pişirilince yüzeyde camımsı, parlak bir tabaka oluşur ve bu tabaka malzemeyi bir arada tutar.
Cam da değildir: cam, bileşenlerinin tümüyle eritilip sıvı hâle getirilmesiyle elde edilir; fayansta ise kuvars taneleri yalnızca kısmen kaynaşır. Bu yüzden fayans camdan çok daha gözeneklidir. British Museum bu belirsizlikten kaçınmak için malzemeye artık "sırlı kompozisyon" (glazed composition) adını veriyor; literatürde "sinterlenmiş kuvars" ya da "sırlı frit" terimleri de kullanılıyor.
Eski Mısırca adı tjehenet, yani "parıldayan" ya da "göz kamaştıran"dı. En sık mavi, yeşil ya da beyaz renkte yapılırdı; mavi-yeşil tonların Sina'nın turkuazını ve Afganistan'dan gelen lacivert taşını taklit ettiği düşünülür. Kalıba dökülebildiği için boncuk, muska, bok böceği biçimli skarabeler ve mezar heykelcikleri için en yaygın malzemeydi.
İlginç bir akrabalık da var: Osmanlı döneminin ünlü İznik seramikleri de kil yerine ağırlıklı olarak silikadan oluşan, düşük ısıda pişirilen "frit" bir gövdeye sahiptir. Aralarında iki bin yıldan fazla zaman olsa da iki gelenek, kuvarsı kilin yerine koyma fikrinde buluşur.
Mısır'ı yöneten güneyli krallık
Nubya, Nil vadisinin bugünkü Sudan ile güney Mısır arasında kalan bölümüne verilen addır. Bölge, Mısır'ın gölgesinde anılsa da kendi karmaşık toplumlarını erkenden kurmuştu: Kerma şehir devleti MÖ 2450 ile 1450 arasında birinci ve dördüncü çağlayanlar arasındaki vadiye hâkimdi. Mısırlılar bu güneyli komşularına "Kuş" diyordu.
MÖ 8. yüzyılda roller tersine döndü. Napata merkezli Kuş kralları Mısır'ı da yönetimleri altına aldı; Mısır tarihindeki 25. Hanedan, yaklaşık bir asır süren bu Nubyalı firavunların hanedanıdır. Kuş tarihinde yaklaşık MÖ 750 ile 270 arasına, krallık merkezinin adından ötürü "Napata dönemi" denir. Taharka, MÖ 690 ile 664 arasında hem Kuş'un kralı hem Mısır'ın firavunu olarak tahtta oturdu. Hanedan, Mısır'ın Asurlular tarafından ele geçirilmesiyle kuzeydeki toprakları yitirdi; Kuş Krallığı ise Nil'in güneyinde yüzyıllarca yaşamayı sürdürdü.
25. Hanedan krallarının Mısır dilini, yazısını, tapınak mimarisini ve dinini benimsemesi, onları uzun süre "Mısırlılaşmış taşralılar" gibi gösteren bir okumaya yol açtı. Sanam Tapınağı da bu okumaya uygun görünür: Mısır tapınaklarını örnek alan bir planla Amun'a adanmıştır. Yeni çalışmanın sorusu tam da burada başlıyor: Dışarıdan Mısırlı görünen bir tapınağın arka tarafında, işler nasıl yürüyordu?
Yüz yıllık bir boşluğun kapanması
Sanam ilk kez 1912-1913'te İngiliz Mısırbilimci Francis Llewellyn Griffith tarafından tek bir sezonda kazıldı. Griffith tapınakta şabti ve muska üretiminde kullanılmış fayans kalıpları buldu, ama bu nesnelerin yapıldığı yeri bulamadı. Kalıplar orada bir üretim olduğunu söylüyordu; üretimin kendisi ise bir asırdan uzun süre kayıp kaldı.
Alana yeniden dönen ekip, New York Üniversitesi'nden Mısırbilimci Kathryn Howley'nin yönettiği Sanam Tapınağı Projesi. Yüz yılı aşkın aradan sonra yapılan ilk kazılar olan bu çalışmalarda Lemos da yer alıyor. Projenin tanıtım sayfasına göre ekibin incelediği alanlar, Nubya tarihinin Napata dönemine ait bilinen tek fayans üretim alanlarını kapsıyor.
Atölyede neler bulundu?
Ekibin Antiquity'de yayımlanan sonuçlarına ve bültende paylaşılan fotoğraf açıklamalarına göre atölyeden çıkan başlıca izler şunlar:
| Buluntu | Ayrıntı |
|---|---|
| Fayans boncuklar | Yüzlerce; aralarında çok renkli disk boncuklar var |
| Fayans kap parçaları ve "fire" | Pişirmede bozulup atılmış parçalar |
| Yeşil fayans şabti | Üzerinde yazı yok; tapınağın başka bir bölümünde bulunan bir kalıpla eşleşiyor |
| Ateşleme çukuru | Çevresinde sıkışmış kül katmanları, havuzcuklar ve bir direk deliği; üstünde kaydedilen çökmüş kerpiç, çukurun üzerinde bir fırın yapısı olduğunu düşündürüyor |
| Depolama küpü | Mısır marn kilinden, çift katlı ağızlı; atölyenin altındaki sıkışmış katmandan çıktı |
Bir terimi açalım: "Fire" (İngilizcede waster), pişirme sırasında çatlayan, eğrilen ya da birbirine yapışan ve bu yüzden atılan parçalara denir. Arkeolojide bir atölyenin en güvenilir imzalarından biridir, çünkü bozuk mal ticarete girmez, yapıldığı yerde kalır. Türkiye'den bir örnek: Kütahya'daki kazılarda bulunan İznik üslubunda fire parçaları, bu tür seramiklerin Kütahya'da da üretildiğini kanıtlamıştı.
Şabti (uşebti), Mısır'da ve Nubya'da mezara konan küçük heykelciklerdir. Öbür dünyada ölünün yerine tarlada çalışacak hizmetkârları temsil ederler; çoğu kez ellerinde çapa, sırtlarında sepet taşırlar. Sanam'daki atölyede bulunan şabtinin tapınağın başka bir köşesindeki kalıba uyması, nesnenin burada üretildiğine dair güçlü bir bağ kuruyor.

Dumanlı bir iş, kutsal alanın dibinde
Fayans üretimi kokulu ve dumanlı bir işti. Bültene göre Mısır'da fayans atölyeleri genellikle yerleşimlerin kenarına kurulurdu. Sanam'da ise ocaklar bir tapınağın hemen yanında yanıyordu. Yazarların açıklaması şu: Nubya'da tapınaklar devlet ekonomisinin merkezindeydi ve kraliyet gücüyle iç içeydi. Değerli malların üretimini kral ve tanrıyla aynı çatı altına almanın getirisi, dumanın verdiği rahatsızlıktan daha ağır basmış olmalı.
Lemos'a göre bu bulgular, "Sanam Tapınağı'nın yalnızca dinî bir anıt değil, aynı zamanda devlet denetiminde bir üretim merkezi" olduğunu gösteriyor. "Atölye, kraliyet gücüyle bağlantılı fayans nesneler üretti; bunların arasında Nuri'deki kraliyet mezarlığına gidecek şabtiler de vardı" diyor.
Nuri, Sanam'ın yakınlarında, Nil'in batı yakasındaki kraliyet piramit mezarlığıdır. Orada mezar yaptıran ilk kral, Sanam'ı da yaptıran Taharka'ydı ve onun piramidi Nuri'deki piramitlerin hem en eskisi hem en büyüğüdür. Taharka'dan sonra gelen Napata krallarının çoğu da buraya gömüldü. Böylece bir tapınağın arka tarafında pişen heykelcikler ile kralların sonsuzluk yolculuğu arasında doğrudan bir hat çiziliyor.

Kireçtaşı yerine kabuk
Atölyenin belki de en dikkat çekici yanı tarif. Fayans hamuruna giren kireç Mısır'da kolayca kireçtaşından elde edilebiliyordu; ancak Sudan'ın büyük bölümünde kireçtaşı kıt. Lemos, Kuşlu ustaların bu sorunu nasıl aştığını şöyle anlatıyor: "Atölye, Kuşlu zanaatkârların Mısır'dan esinlenen teknolojileri yerel koşullara uyarladığını ortaya koyuyor. Sudan'ın büyük bölümünde kıt olan kireçtaşına dayanmak yerine, fayans tarifinde kireç kaynağı olarak ezilmiş deniz kabuklarını kullanmış görünüyorlar. Bu, basit bir taklitten çok teknolojik yeniliğe işaret ediyor."
Kimya açısından bu şaşırtıcı bir ikame değil: hem kireçtaşı hem de yumuşakça kabukları büyük ölçüde kalsiyum karbonattan oluşur. Dikkat çeken, ustaların aynı işlevi görecek yerel bir kaynağı bulup tarife yerleştirmesi; araştırmacıların "taklit değil yenilik" vurgusu da buna dayanıyor.
Toprak mı, zanaat mı?
Araştırma daha geniş bir karşılaştırma da öneriyor. Mısır'da iktidar genellikle toprağın ve tarımın denetimi üzerinden ifade ediliyordu; Kuş devletinin ise otoritesini prestij nesnelerinin üretimini denetleyerek kurduğu anlaşılıyor. Başka bir deyişle, Kuş kralının elindeki güç yalnızca ambarlardaki tahılda değil, bir boncuğu ya da şabtiyi parlatmayı bilen ellerde ve o ellere hammadde ulaştıran zincirde de saklıydı.
Lemos bunu bir yaratıcılık meselesi olarak görüyor: "Bu, eski Nubya toplumlarının yaratıcılığını ve kendi yolunu çizme gücünü öne çıkarıyor. Kuşlular Mısır'ın kültürel pratiklerini olduğu gibi benimsemek yerine yabancı teknolojileri ve fikirleri seçerek uyarladılar, kendi üretim yöntemlerini geliştirdiler ve özgül olarak Kuş'a ait toplumsal ve yönetsel anlamlar taşıyan nesneler yarattılar."
Bulgunun sınırları
- Kabuk tarifi bir yorum. Lemos'un kendi ifadesi "kullanmış görünüyorlar". Bültende hangi analizlerle bu sonuca varıldığı ve kabukların nereden geldiği ayrıntılı anlatılmıyor.
- Tek bir alan. Sanam, Napata dönemine ait bilinen tek fayans üretim yeri. "Kuş devleti üretimi böyle denetliyordu" genellemesi, başka atölyeler bulunana kadar tek bir örneğe dayanıyor.
- Mısır karşılaştırması kaba bir çerçeve. "Mısır'da toprak, Kuş'ta zanaat" ayrımı, iki büyük toplumu tek cümleye sığdırıyor; ayrıntıda iki tarafta da başka iktidar araçları vardı.
Yine de Sanam'daki küller, Kuş'un tarihini yalnızca anıtlardan ve kral yazıtlarından değil, ustaların gündelik işinden okumak için bir kapı aralıyor. Açık soru şu: Tapınağın gölgesinde çalışan bu ustalar kimdi, krala bağlı uzmanlar mı, yoksa tapınağa hizmet eden yerel aileler mi? Kazının bundan sonraki sezonları ve fayans parçaları üzerindeki malzeme analizleri, bu sorunun yanıtını Nubya'nın kendi topraklarından çıkarabilir.
Fotoğraf: Bertramz, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons