Şinkansen'de domuz çöreği kavgası: Aynı vagonda iki ayrı koku dünyası
Japonya'nın hızlı treninde açılan bir kutu çörek neden yıllardır kavga çıkarıyor? Nörolog Yusuke Fujioka'ya göre sorun görgü değil algı: Aynı vagondaki iki yolcu aynı kokuyu almıyor olabilir.

Shin-Osaka istasyonunda bir karton kutu el değiştirir. İçinde buharı hâlâ tüten domuz etli çörekler vardır; Osaka'nın meşhur lezzetlerinden biri. Yolcu Tokyo'ya giden Şinkansen'e biner, numaralı koltuğunu bulur, kapılar kapanır. Kutunun kapağı açıldığı anda buğulanmış hamur, soğan ve sıcak domuz yağı kokusu çevredeki sıralara yayılır. Ekspres trende kapılar bir kez kapandıysa, yolcunun inmek istediği durağa kadar kokudan kaçmanın yolu yoktur; bu yolculuk iki saat de sürebilir, beş saat de.
Mart 2026'nın başında bir Japon girişimci tam bu sahneyi sosyal medyada anlattı. Japon gazetesi Nikkan Gendai'nin aktardığına göre yanındaki yolcu ona "551 Şinkansen'de yenmez" demiş, girişimci de tepki göstermiş ve Tokyo'ya kadar ikisi tek kelime etmemişti. Girişimcinin itirazı basitti: madem trende yenmesin, istasyonda neden sıcak çörek satılıyor? Paylaşım 35 milyondan fazla gösterim ve 2.900'ü aşkın yorum aldı; tartışma bir kez daha alevlendi.
Japonya'nın kamusal görgü kurallarıyla ünlü olduğunu düşününce bu inatçı kavga tuhaf görünür. Shiga Tıp Bilimleri Üniversitesi'nin Moleküler Sinirbilim Araştırma Merkezi'nde doçent olan nörolog Yusuke Fujioka, Psyche dergisinde yayımlanan denemesinde bu tuhaflığa bambaşka bir açıklama getiriyor: Tartışma görgüden çok algıyla ilgili. Aynı vagonda oturan iki yolcu aynı havayı soluyor ama aynı kokuyu almıyor olabilir.
Bir telefon numarasından doğan çörek
Tartışmanın merkezindeki çörek, Japonca adıyla butaman, 551 Horai adlı Osaka firmasının ürünü. Japonca Vikipedi'deki kayda göre hikâye 1945'te başlıyor: Tayvan'ın Chiayi kentinden gelen Luo Bangqiang ve memleketinden arkadaşları, Osaka'nın Namba semtinde küçük bir lokanta açıyor. Lokantaya, Çin efsanelerindeki ölümsüzler diyarının adı olan Hōrai veriliyor; kurucular için Japonya bir düş ülkesiydi. Kobe'de Tianjin usulü etli çöreklerin iyi sattığını duyunca aynı ürünü Osaka'da denemeye karar veriyorlar.
Markadaki "551" sayısı da aynı kayda göre dükkânın o yıllardaki telefon numarasından geliyor; şirket bu sayıyı "tatta da hizmette de burada bir numara olalım" hedefiyle eşleştirmiş. Bugün 551 Horai'nin Kansai bölgesinde elliden fazla satış noktası var ve çörekler her dükkânda elde sarılarak satılıyor. İlginç ayrıntı şu: Shin-Osaka gibi istasyonlardaki ve havalimanlarındaki şubelerde birkaç saat taşınabilen soğutulmuş çörekler de satılıyor. Yani ürün bir bakıma yolculuk için tasarlanmış; sorun da tam olarak yolculuğun içinde patlıyor.
Sekiz yıldır süren bir sohbet
Fujioka'ya göre tartışma ilk kez 2018'de internette geniş yankı buldu ve o günden beri aralıklarla yeniden alevleniyor. Japon iş haberleri sitesi ITmedia'nın o yılki haberine göre fitili, 13 Mart 2018'de aynı sitede yayımlanan ve 551 çöreğinin bir gün Şinkansen'de yenemez hâle gelip gelmeyeceğini soran bir köşe yazısı ateşledi. Aynı yazı, tartışmanın başka kokulu yiyeceklere de uzandığını gösteren bir ayrıntıyı da hatırlatıyordu: Shin-Osaka'nın turnike içindeki yeme-içme alanında satılan takoyaki (ahtapotlu hamur topları) kutularının üzerinde, yolcudan Şinkansen içinde ve istasyonda yememesini rica eden bir etiket vardı.
ITmedia'nın sorusuna yanıt veren demiryolu şirketi JR Tokai, etiketin kendi isteği olmadığını, alanı işleten yan kuruluşun 2011'deki açılıştan beri bu uygulamayı sürdürdüğünü söyledi; gerekçe, yolcuların araç içindeki yemek kokusu konusundaki olası şikâyetleriydi. Fujioka'nın denemesindeki tespit de bununla örtüşüyor: Şinkansen'i işleten şirketler keskin kokulu yiyecekleri toptan yasaklamaktan kaçınıyor, işi yolcuların sağduyusuna ve birbirine gösterdiği özene bırakıyor.
Aynı mekân, ayrı algı
Fujioka tarafını saklamıyor: Trende çörek yenmesine karşı olanlardan. Kokunun kendisinde yoğun, içgüdüsel bir rahatsızlık yarattığını, kimsenin kaçamadığı kapalı bir alana böyle yayılan bir koku sokulmasını uzun süre anlayamadığını yazıyor. Karşı taraf ise istasyonda satılan yerel bir lezzetin tadını çıkardığı için neden azar işittiğini anlamıyor. Fujioka'ya göre kavgayı bu kadar parlayıcı yapan şey, iki tarafın da kendi deneyimini apaçık bir gerçek saymasıdır.
Nörologun önerdiği teşhis tek cümleye sığıyor: "Ortak mekânı ortak algı sanıyoruz." Görgü kurallarının büyük kısmı bu varsayıma dayanır. Sırada beklerken araya kaynak yapılmasından hepimizin rahatsız olacağını varsayarız; yere çöp atmayız çünkü çöplü bir yolun herkese çirkin göründüğünü düşünürüz. Fujioka, farklılığın göründüğü durumlarda bile nezaketin işlediğini hatırlatıyor: Trende yaşlı birine yer veren kişinin yaşlı olması gerekmez, çünkü karşısındakinin zorluğu ortadadır. Asıl çıkmaz, ortak sanılan bir deneyimin kimse fark etmeden yüzeyin altında çatallandığı yerde başlar.
Felsefenin bu soruyla ilişkisi eski. John Locke 17. yüzyılda, bir insanın menekşeye bakınca gördüğü rengin bir başkasının kadife çiçeğine bakınca gördüğü renk olup olamayacağını sormuştu; böyle bir fark dışarıdan hiç anlaşılmazdı. Fujioka'nın örneğini ilginç kılan, aynı sorunun koku söz konusu olduğunda artık yalnızca düşünce deneyi olmaması. Bu kez farkın bir kısmı genlerde ölçülebiliyor, yine de gündelik hayatta görünmez kalıyor.
Kişnişin sabun kokusu
Fujioka'nın ilk örneği kişniş. Bazıları için ferah bir yeşillik olan bu bitki, bazılarına sabun ya da böcek gibi kokar. Genetik test şirketi 23andMe'den Nicholas Eriksson ve ekibinin 2012'de yayımladığı çalışma, Avrupa kökenli 14.604 katılımcıda kişnişin sabun gibi geldiğini söyleyenlerle 11. kromozomdaki koku alma reseptörü genleri kümesinde yer alan bir varyant arasında bağlantı buldu. Kümedeki genlerden OR6A2, kişnişe karakteristik kokusunu veren aldehitlere güçlü biçimde bağlanıyor.
Bulgunun sınırı da aynı çalışmada yazılı: Yaygın varyantların bu özelliği açıklama payı düşük, yaklaşık yüzde 9 düzeyinde. Yani genler kişniş ayrılığının yalnızca bir parçası; alışkanlık, mutfak kültürü ve deneyim de işin içinde.
Domuz yağındaki görünmez molekül
Çörek tartışmasına daha yakın örnek, androstenon adlı uçucu bir steroid. Fujioka'nın hatırlattığı gibi domuz yağı bu bileşiği içerebiliyor ve androstenon çoğu zaman hayvansı diye tarif edilen bir kokuya katkıda bulunuyor. Rockefeller Üniversitesi'nden Leslie Vosshall ile Andreas Keller'in, Duke Üniversitesi'nden Hiroaki Matsunami'nin ekibiyle birlikte yürüttüğü ve 2007'de Nature'da yayımlanan çalışma, yaklaşık 400 kişiye 66 kokuyu kokutmuştu. Üniversitenin duyurusuna göre OR7D4 adlı reseptör geninin iki kopyası da belirli bir biçimde olanlar androstenonu keskin ve iğrenç buluyor; başka bir varyantı taşıyanların bir kısmına ise aynı molekül vanilya gibi geliyor, bir kısmı hiç koku almıyor.
Fujioka'nın andığı ikinci çalışma doğrudan yemek masasına iniyor. Norveç Et Araştırma Merkezi'nden Kathrine Lunde ve arkadaşlarının 2012'de PLoS ONE dergisinde yayımladığı araştırmada, katılımcılara farklı düzeylerde androstenon içeren pişmiş domuz eti kokutuldu ve tattırıldı. Duyarlı varyantın iki kopyasını taşıyanlar bu etleri, diğer varyantı taşıyanlara göre daha olumsuz değerlendirme eğilimindeydi. Androstenonun özellikle erkek domuzlardan elde edilen ette doğal olarak bulunduğunu da aynı makale belirtiyor.

Burada dikkatli olmak gerekiyor ve Fujioka da dikkatli: Çöreğin hayvansı kokusunu tek başına androstenonun açıkladığını iddia etmediğini açıkça yazıyor. Belirli bir çörekte bu molekülün ne kadar bulunduğu da bilinmiyor. OR7D4 örneği onun için bir kanıt değil, tartışmanın yapısını anlamaya yarayan bir model. Ama model güçlü: Aynı kokuya maruz kalan iki yolcudan biri istemsiz bir duygusal tepki doğuran hayvansı bir koku alırken öteki iştah açıcı bir aroma alabilir. Fujioka'nın deyişiyle, "Taraflardan hiçbiri abartmıyor. Beyinleri aynı kaynaktan nitelik olarak farklı algı deneyimleri kuruyor."
Az etkilenen, makul olanı belirliyor
Fujioka benzer yapıyı başka gündelik sürtüşmelerde de görüyor. Misofonide, yani belirli seslerin orantısız bir duygusal tepkiye yol açtığı durumda, birinin çiğneme ya da nefes alma sesini duymak bile yoğun ve istemsiz bir sıkıntı yaratabiliyor. Herkesin aynı sesi aynı biçimde duyduğunu varsayarsak bu sıkıntı da, rahatlama isteği de anlaşılmaz görünür. Ofiste klimanın kaç dereceye ayarlanacağı tartışmalarının bitmemesini de aynı varsayıma bağlıyor: Aynı oda sıcaklığının herkeste aynı bedensel deneyimi yarattığını sanıyoruz.
Denemenin belki en keskin gözlemi şu: Bu tür durumlarda neyin makul tepki sayılacağına çoğu zaman daha az etkilenen kişi karar veriyor. Uyaran ona katlanılabilir geliyorsa herkese de öyle gelmesi gerektiğini düşünüyor; daha çok etkilenen kişi ise abartmakla suçlanıyor. Fujioka bu yüzden katı kuralların da, iki taraftan eşit taviz beklemenin de bu çatışmaları çözmeye yetmeyeceği sonucuna varıyor.
Talep yerine rica, yasak yerine teşekkür
Nörologun önerisi bir yasak listesi değil. Görünmeyen biyolojik farkların toplumsal iş birliğini mümkün kılan varsayımları sessizce aşındırabileceğini, bilimsel bilgiye sahip olanların bu gizli asimetrileri anlatma sorumluluğu taşıdığını yazıyor. Ama beklentisini de abartmıyor: Bilimsel anlayış insanları kendiliğinden daha nazik yapmaz, yalnızca empatinin nerede gerektiğini gösterebilir.
Fujioka'nın kurduğu tabloda iki taraf da bir şey öğreniyor. Çörek seven yolcu, keyfinin yanındakine ne kadar ağır gelebileceğini gerçekten hayal edebilirse belki kutuyu açmayı inene kadar erteler. Kokudan rahatsız olan yolcu da kokusuz bir yolculuğun kısmen başkalarının kendini tutmasıyla mümkün olduğunu görür ve buna minnet duyar. Böylece talepler ricaya, kendini tutmak da bir incelik jestine dönüşebilir. Bazılarının, karşısındakinin sıkıntısını anladıktan sonra bile kendi keyfini öne koymaya devam edeceğini de kabul ediyor.
Denemenin kapanışı bir soru. Bir dahaki çörek tartışmasında, ilk ısırıktan ya da ilk azardan önce kısa bir duraklama olabilir mi? Fujioka'ya göre görgü belki tam o duraklamada başlıyor: İki yolcunun, aynı çöreğin burunlarını çok farklı yolculuklara çıkarıyor olabileceğini fark ettiği anda. Geriye herkesin kendine sorabileceği bir soru kalıyor: Gündelik kavgalarımızın kaçı aslında aynı dünyayı farklı duyduğumuzdan habersiz olmamızdan çıkıyor?
Fotoğraf: bryan... from Taipei, Taiwan, CC BY-SA 2.0, Wikimedia Commons
Kaynak: Yudum — https://www.yudum.net/haber/sinkansen-domuz-coregi-kavgasi-ayni-vagonda-iki-koku-dunyasi.html — Yazdırma tarihi:















