Yutulan beyaz taş: Filipin komiksinin halk hikâyelerinden doğuşu
Darna 1950'de Wonder Woman'a benzeyerek çıktı ama kökleri köy anlatılarındaydı. Soledad Reyes'in makalesi, Filipin komiksini halk mitlerinin basılı devamı sayıyor.
Zayıf, hastalıklı bir köy kızı olan Narda, gökten düşmüş beyaz bir taşı yutar ve tek bir kelime söyler: "Darna!" O anda kanatlı bir taç, yıldızlı bir göğüslük ve uçma gücüyle donanmış bir kahramana dönüşür. Filipinler'in en tanınan süperkahramanı 1950'de böyle ortaya çıktı. Wonder Woman'a benziyordu, ama onunla aynı dünyadan gelmiyordu.
Aradaki farkı H.M.A. Leow'un JSTOR Daily'de derlediği yazı net koyuyor: Darna'nın gücü uzaydan gelse de hikâyesinin ağırlık merkezi akrabalık bağları ve köy hayatıdır. Yazının dayandığı akademik çalışma, Ateneo de Manila Üniversitesi'nden edebiyat araştırmacısı Soledad S. Reyes'in Philippine Studies dergisinde 2009'da yayımlanan "The Komiks and Retelling the Lore of the Folk" makalesi. Reyes'in iddiası şu: Filipin çizgi romanı, yerel adıyla komiks, dışarıdan alınmış bir tür değil; sözlü halk anlatısının basılı biçimde devamı.
-
Yemek tarifleri
Malzeme listesi, adım adım yapılış, süre ve porsiyon bilgisiyle. Çorbadan tatlıya kategoriye göre gez ya da aradığını doğrudan ara.
Tariflere bak → -
Nasıl yapılır rehberleri
Telefon ayarlarından resmî işlemlere, hesap güvenliğinden günlük hayattaki küçük sorunlara: numaralı adımlar ve tahmini süreyle anlatılmış rehberler.
Rehberleri gör → -
Program arşivi
Tarayıcılar, güvenlik araçları, ofis ve medya yazılımları. Her kayıtta ne işe yaradığı, sürümü ve indirme bağlantısı.
Programlara göz at → -
Sesli ve görüntülü sohbet
Odalarda grup görüntülü sohbet, birebir sesli arama ve canlı yayın. Tarayıcıdan çalışır — eklenti, uygulama ya da kurulum gerekmez.
Odalara gir →
Reyes'in tarifiyle komiks, "sıradan insanların anlatı birikimine ait hikâyeleri, yani mitleri, destanları, efsaneleri ve masalları yeniden anlatmanın son derece erişilebilir bir yolu"ydu. Araştırmacıya göre bu yapıtlar, "atalarımızın hayatlarını anlamlandırmak için başvurduğu metinlere, sıradan insanın zengin anlatı birikimine olan derin borçları" görülmeden anlaşılamaz. Bu yüzden konu yalnızca çizgi roman tarihi değil: bir toplumun kendi korkularını ve umudunu hangi kalıplara döktüğünün izi.
Bir dergi ekinden çıkan tür
Resimli komiks Filipinler'de 1920'lerde göründü. Başlangıç noktası, Tagalog dilinde yayımlanan Liwayway (Şafak) dergisinde 11 Ocak 1929'da çıkan Kenkoy oldu; metni Romualdo Ramos yazıyor, çizimleri Tony Velasquez yapıyordu. Leow'un aktardığına göre bu seriyle "görüntülerin anlatıyı takip etmede kilit rol oynadığı, bütünüyle yeni bir okuma dünyası" açıldı.
Kenkoy, Reyes'in deyişiyle "Amerikan döneminin ürünü"ydü: modaya uygun giyinen, fırsatçı, çıkarını kovalayan bir tip. Konuştuğu dile "carabao English" deniyordu; Tagalog, İspanyolca ve İngilizceyi gramer kurallarını hiç gözetmeden karıştıran, tam da bu yüzden gülünç bir melez. Yani karakter bir yandan yeni yönetimin getirdiği modernliğe yerel tepkiyi gösteriyordu.
Ama Reyes'in dikkat çektiği nokta başka: "İstediğini elde etmek için oyunlara ve şakalara başvuran" Kenkoy, aslında halk masallarının çok eski bir tipini sürdürüyordu. Filipin anlatılarında Pilandok adlı küçük cüce geyik, kendisinden kat kat güçlü rakipleri zekâsıyla alt eder. Kenkoy, o cüce geyiğin şehirli hâliydi.
Mitolojik figür nasıl kahramana dönüşür
Dönüşümün mantığı sanıldığı kadar karmaşık değil. Halk inancındaki doğaüstü varlıklar, insanın karşısında duran ve açıklaması olmayan bir tehdidin adıdır. Aswang, Filipin anlatılarında şekil değiştiren kötücül varlıkların genel adı; gündüz sıradan bir komşu, gece bir başka şey olabilen bir tip. 16. yüzyılda adaya gelen İspanyol kayıtları bile aswang'ın yerel inançtaki en korkulan varlık olduğunu not düşmüş. Ona yakın bir figür olan manananggal ise gövdesinin üst yarısını alt yarısından ayırıp kanatlanan bir yaratık olarak anlatılır.

Bu varlıkların karşısına dikilen figür de hazırdı. İspanyol öncesi Filipin topluluklarında babaylan denen şifacı-şamanlar vardı; çoğu kadın olan, ölülerin ve doğanın ruhlarıyla iletişim kurduğuna inanılan, topluluk içinde soylularla eş sayılan bir sınıf. Yani komiks yazarının elinin altında hem canavar hem de canavarı görebilen uzman vardı; eksik olan tek şey, bunları aylık dergi formatına sığdıracak bir kurgu iskeletiydi.
Reyes'e göre komiksin kalıcı başarısı egzotik mekânlardan değil, ezilenin tarafında durmaktan geliyordu. İkonik karakterler "güçsüzün hâline derin bir yakınlık" taşıyordu; kamu kurumlarının insanları toprak sahiplerinin baskısından, hastalıktan ve açlıktan koruyamadığı yıllarda bu yakınlık doğrudan karşılık buluyordu. Reyes'in cümlesi şöyle: "Onları avlayan, yerin derinliklerinden ya da uzaydan gelip peşlerini bırakmayan ürkütücü yaratıklar, korku salmayı sürdüren gerçek canavarların olası cisimleşmeleriydi."
Burada çalışan mekanizma şu: mit, adı konamayan bir baskıya bir yüz veriyor. Çizgi roman da aynı işi yapıyor, üstüne bir de o yüzü yenebilecek birini çiziyor. Mitolojik figürün kahramana dönüşmesi, hikâyenin yönünün tersine çevrilmesinden başka bir şey değil.
Uzay çağı ile köy korkusu aynı sayfada
Komiks 1945'ten sonra hızla yayıldı. Reyes bunu kısmen "yazarların komiksin idealleştirilmiş dünyasını çevrelerindeki sefalet ve umutsuzlukla yan yana koyma isteğine" bağlıyor. Sonraki yıllarda yazarlar hem İspanyol öncesi geçmişi hem sömürge dönemini malzeme olarak kullandı: 1933'te Liwayway'de çıkan Tarzan benzeri Kulafu'yu, 1950 ve 1960'larda ortaçağ şövalyeleri ve yerli yiğitler izledi.
1970'lerde iş bir kat daha karıştı. Star Boy ve Star Lad gibi başlıklara Batı medyasından "ürkütücü robotlar ve uzaydan gelen başka yaratıklar" girdi. Reyes bunun nedenini sade koyuyor: "Yalnızca Hollywood filmlerinden değil, Amerikan televizyon dizilerinden de bol bol ödünç almak kolaydı; bunlar son derece erişilebilir ve her yerdeydi." Yine de aynı dönemde "efsanelerimizden ve mitlerimizden bir dizi doğaüstü yaratığı" dirilten hikâyeler yan sayfalarda duruyordu; aswang bunların başında geliyordu.

Darna adının kaynağı: yaygın bir yanılgı
Darna'yı yazar Mars Ravelo kurdu, çizgilerini Nestor Redondo verdi; karakter 13 Mayıs 1950'de Pilipino Komiks'in 77. sayısında göründü. Öncesi de var: Ravelo aynı fikri 23 Temmuz 1947'de Bulaklak dergisinde Varga adıyla denemiş, ad hakkı o dergide kaldığı için yayıneviyle yolları ayrıldığında karakteri yeniden adlandırmak zorunda kalmıştı.
Adın kökeni üzerine yaygın bir inanç var: Filipin destan şiirindeki efsanevi kuş Ibong Adarna'dan geldiği söylenir. İngilizce Vikipedi maddesine göre bu doğru değil; "Darna", kahramanın insan hâlinin adı olan "Narda"nın harflerinin yer değiştirmiş hâli. Ravelo bu adı çocukluk arkadaşlarından birinden almış. Halk hikâyesinden beslenen bir karakterin adının halk hikâyesinden gelmemesi, ödünç almanın her zaman doğrudan olmadığının iyi bir örneği.
Türkiye'den bakınca: aynı yıllar, farklı kaynak
Benzer bir yerlileştirme Türkiye'de de yaşandı, ama kaynak farklıydı. Suat Yalaz'ın Karaoğlan'ı ilk kez 18 Ağustos 1959'da Akşam gazetesinde göründü, 1 Nisan 1963'ten itibaren haftalık dergi olarak çıktı; hikâyeler 13. yüzyıl Orta Asya'sında geçiyor. Sezgin Burak'ın Tarkan'ı ise 14 Nisan 1967'de Hürriyet'te tefrika edilmeye başladı ve kahramanını Avrupa Hun döneminde kurguladı. Karaoğlan'ın beslendiği damarlar arasında Dede Korkut da sayılıyor.
Karşılaştırmayı biz kuruyoruz, Reyes'in makalesinde böyle bir bölüm yok. Ama fark açık: Türk çizgi roman kahramanı ağırlıkla tarihe yerleşti, Filipin kahramanı doğaüstü halk inancına. İkisi de yabancı türü alıp yerel malzemeyle doldurdu; biri kronolojiyi, öteki mitolojiyi seçti. Bunun nedenlerini ölçmüş bir çalışma elimizde yok, dolayısıyla bu nokta bir yorum olarak kalıyor.
Bundan sonrası
Komiks 1980 ve 1990'larda okur yitirdi; yazar ve çizerlerin çoğu sektörden ayrıldı ya da iş için başka ülkelere gitti. Yeni okuru çekmek isteyenler popüler medyadan unsur almayı sürdürdü: Dragon Ball Z ve Sailor Moon gibi Japon anime serileri, yabancı kültürlerden beslenme geleneğine eklenen son halkalar oldu.
Reyes buna rağmen "halkın anlatı birikimi"ni, yani Filipin mitlerini, efsanelerini ve destanlarını, "komiksi bugüne kadar ayakta tutmuş baskın akım" olarak görüyor. Makalesini şöyle bitiriyor: "Kahramanlara ve kendi çıkarını aşan davranış örneklerine umutsuzca ihtiyaç duyan bir ülkede komiks, sıradan insanların kahramanlık malzemesi saydığı niteliklerin olası kaynağı olarak kendini sunuyor."
Bu değerlendirmenin bir sınırı var ve Reyes'in kendi çerçevesinde duruyor: makale 1930'lar ile 1970'ler arasındaki seçili komiksleri art zamanlı olarak inceliyor. Dijital yayın ve sosyal ağ üzerinden dağılan bugünün Filipin çizgi romanı için aynı sonucun geçerli olup olmadığı, ayrı bir ölçümü bekliyor. Açık soru da bu: halk anlatısı, sayfadan ekrana geçerken aynı taşıyıcı işlevini koruyor mu?
Fotoğraf: Gian Bernal, CC0, Wikimedia Commons