Radyum 1898'de keşfedildiğinde bilim dünyası için olağanüstü bir maddeydi: karanlıkta kendiliğinden parlıyor, ısı yayıyor, tükenmiyor gibi görünüyordu. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde bu hayranlık ticarete taşındı. Radyumlu diş macunu, radyumlu krem, "canlandırıcı" radyumlu su satıldı. Aynı dönemde bir başka kullanım alanı doğdu: karanlıkta okunabilen saat kadranları.
İş: milimetrik rakamları boyamak
Kadran boyama işi el becerisi ve sabır isteyen bir işti; fabrikalar bu işe çoğunlukla genç kadınları aldı. Ücret, dönemin pek çok fabrika işine göre iyiydi ve iş "temiz" sayılıyordu. Boyanın içindeki radyum tuzu, çinko sülfür gibi bir maddeyle karıştırıldığında sürekli ışıyan bir karışım veriyordu.
Rakamlar çok küçük olduğu için fırça ucunun sivri kalması gerekiyordu. Öğretilen yöntem şuydu: fırçayı dudakların arasında çevirerek uç vermek. Bu hareket her kadranda birkaç kez tekrarlanıyordu. Kadınlara maddenin zararsız olduğu söylenmişti; hatta boyayı eğlence olsun diye tırnaklarına, dişlerine, düğmelerine sürenler oldu — karanlıkta parlasın diye.
Vücut radyumu kemik sanıyor
Radyum, kimyasal olarak kalsiyuma benzer davranır. Vücuda giren radyum kanda uzun süre kalmaz; kemiğe yerleşir ve orada bozunmaya devam eder. Yaydığı parçacıklar kemik dokusunu ve kemik iliğini içeriden zedeler. Etki yavaştır: belirtiler aylar, çoğu zaman yıllar sonra çıkar.
İlk şikâyetler diş ağrılarıydı. Çekilen dişlerin yerleri iyileşmiyor, çene kemiğinde iltihap ve erime başlıyordu; bu tabloya dönemin hekimleri "radyum çenesi" adını taktı. Sonra kendiliğinden kırıklar, şiddetli kansızlık ve bazı vakalarda kemik tümörleri geldi.
Şirketlerin tutumu
Hastalık yayıldığında şirketler sorumluluğu reddetti. Bazı vakalarda hastalığın nedeni olarak başka rahatsızlıklar gösterildi; işçilere yapılan muayeneler sonuçları kendilerine bildirilmeden dosyalandı. Oysa aynı fabrikalarda radyumla laboratuvar ortamında çalışan bazı kimyagerlerin kurşun paravan ve maşa kullandığı biliniyordu — koruma bilgisi vardı, sahaya inmemişti.
Mahkeme ve hukukun değişmesi
Hastalanan kadınların açtığı davalar hem tıbbi hem hukuki açıdan zordu. İş kazası mevzuatı ani olaylara göre yazılmıştı; yıllar sonra ortaya çıkan bir zehirlenme kapsam dışı kalıyordu. Ayrıca zaman aşımı süreleri, hastalığın geç fark edilmesi nedeniyle çoktan dolmuş sayılıyordu.
Buna rağmen davalar sürdü ve basında geniş yer buldu; duruşmalara sedyeyle gelen davacıların görüntüleri kamuoyunu harekete geçirdi. Sonuçta varılan uzlaşmalar ve kararlar, işverenin çalışanını maruz bıraktığı uzun vadeli zarardan sorumlu tutulabileceğini yerleştirdi. Bu davalar, meslek hastalıkları hukukunun ve iş yerinde radyasyon güvenliği düzenlemelerinin gelişmesinde dönüm noktası kabul edilir.
Bilime dolaylı katkı
Acı bir yan sonuç: hastalanan işçilerin uzun süre izlenmesi, radyoaktif maddelerin insan vücudundaki davranışı hakkında ilk sistemli veriyi üretti. Kemikte biriken radyum miktarı ile hastalık arasındaki ilişki üzerine yapılan çalışmalar, sonraki yıllarda radyasyon güvenlik sınırlarının belirlenmesinde kullanıldı.
Bugün
Radyumun yarılanma ömrü yaklaşık 1.600 yıldır. Bu nedenle o dönem çalışılan fabrika alanlarında ve bazı mezarlarda ölçülebilir radyoaktivite uzun süre kaldı; birçok sahada temizlik çalışması yapıldı. Saat sanayii önce daha zayıf ışıyan maddelere, ardından radyoaktif olmayan, ışığı depolayıp yavaşça bırakan fosforlu boyalara geçti.
Hikâyenin kalıcı dersi teknik değil kültürel: bir maddenin yeni, modern ve heyecan verici olması güvenli olduğu anlamına gelmez. Zararın anlaşılması yıllar aldı; kabul edilmesi ise ancak zarar görenler ısrar ettiği için mümkün oldu.