Yale Üniversitesi Beinecke Nadir Kitaplar Kütüphanesi'nde MS 408 numarayla kayıtlı el yazması, dünyanın en çok incelenen ama en az anlaşılan kitabıdır. Yaklaşık 240 sayfası günümüze ulaşmıştır; sayfa numaralarındaki atlamalar, en az on beş yaprağın kayıp olduğunu gösterir. Kitap küçüktür: yaklaşık 23'e 16 santim, yani bir tablet boyutunda. İçindeki her şey — yazı, çizim, düzen — tutarlıdır; tek eksik, ne dediğidir.
Yazının kendisi
Metin soldan sağa akar, satır sonlarında hece bölünmesi yoktur, boşluklarla ayrılmış öbekler "kelime" gibi davranır. Araştırmacılar yaklaşık 25-30 farklı temel işaret sayar. Kimi işaretler yalnız kelime başında, kimi yalnız sonunda görünür; bazıları neredeyse hiç yan yana gelmez. Bu düzen rastgele karalamada beklenmez.
İstatistiksel incelemeler işi daha da ilginç kılar. Kelime sıklıkları doğal dillerdekine benzer bir dağılım gösterir. Öte yandan metnin "entropisi" düşüktür: aynı kelime ya da çok benzer kelimeler beklenenden sık, hatta arka arkaya tekrarlanır. Bazı sayfalarda üç kelimenin peş peşe neredeyse aynı yazıldığı görülür. Bilinen hiçbir Avrupa dilinde bu davranış yaygın değildir.
Bir başka bulgu, elin tek olmadığıdır: uzmanlar en az iki farklı yazım "lehçesi" ayırt eder. Bu, kitabı birden çok kişinin yazdığına ya da aynı kişinin farklı dönemlerde farklı alışkanlıklar edindiğine işaret eder.
Resimler ne anlatıyor?
Kitap, çizimlerine göre bölümlere ayrılır. En kalın bölüm bitkilerdir: her sayfada bir bitki, kökü, yaprakları ve çiçeğiyle çizilmiş, yanında metin. Sorun şu ki bu bitkilerin çoğu bilinen hiçbir türe oturmuyor; bazıları farklı bitkilerin parçalarının birleştirilmiş hâli gibi görünüyor.
Astronomi bölümünde dairesel çizelgeler, yıldızlar ve burç figürleri var; kimi dairelerin çevresinde küçük insan figürleri sıralanmış. Balneolojik denen bölümde yeşilimsi sıvılarla dolu havuzlarda, borularla birbirine bağlanmış kanallarda yıkanan kadınlar çizilmiş. Bir de katlanır büyük sayfa var: dokuz madalyondan oluşan, haritayı andıran karmaşık bir düzen. Son bölümde çizim azalır, yalnız yoğun metin ve yıldız işaretleriyle başlayan kısa paragraflar kalır — dönemin tarif/reçete kitaplarını andırır.
Kitabın yolculuğu
Parşömenin karbon tarihlemesi 15. yüzyılın ilk yarısını verir; mürekkep ve boya analizleri de aynı dönemle uyumludur. Yani nesne gerçekten eskidir.
Kitabın izini sürebildiğimiz en eski sahibi 17. yüzyıl başında Prag'da yaşamış bir eczacıdır; ilk sayfada silinmiş imzası morötesi ışıkta okunabilmiştir. Ardından kitap Prag'daki bilim çevrelerinde el değiştirir. 17. yüzyıl ortasında bir bilgin, kitabı çözebileceğini umduğu ünlü bir Cizvit araştırmacıya gönderir; mektuplaşmalar arşivde durur, ama çözüm gelmez. Kitap Cizvitlerin elinde kalır ve İtalya'da bir villada bir sandığın içinde yüzyıllarca bekler. 1912'de koleksiyonu satın alan sahaf Wilfrid Voynich onu fark eder ve kitap adını ondan alır. 1969'da Yale'e bağışlanır.
Çözme denemeleri
1921'de bir akademisyen, işaretlerin içinde gizli mikro-harfler bulduğunu ve metnin 13. yüzyıl İngiliz düşünürü Roger Bacon'a ait olduğunu duyurdu; iddia birkaç yıl içinde çürütüldü — gördüğü "harfler" mürekkebin çatlaklarıydı. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, Japon ve Alman şifrelerini kıran ekiplerden uzmanlar boş zamanlarında metne saldırdı. Sonuç alınamadı.
Son yıllarda da "çözdüm" duyuruları eksik olmuyor: kimi metni bir Orta Doğu diline, kimi bir Slav diline, kimi kadın sağlığı üzerine yazılmış kısaltmalı bir Latinceye bağlıyor. Ortak sorun aynı: önerilen anahtar birkaç satırda anlamlı görünse de kitabın tamamına uygulandığında tutarlı bir metin vermiyor. Bir şifrenin çözüldüğünün ölçütü, çözümün tekrar edilebilir olmasıdır.
Üç ihtimal
1) Şifreli bir doğal dil. Bilinen bir dil, kelime kelime ya da harf harf başka bir sisteme çevrilmiş olabilir. Bu durumda metnin garip tekrar örüntüleri şifreleme yönteminin yan etkisi olur.
2) Yapay bir dil. 15. yüzyılda "kusursuz dil" arayışı yaygındı. Kitap, kimsenin kaydetmediği kurgusal bir dille yazılmış olabilir.
3) Anlamsız ama titiz bir üretim. Alıcıyı etkilemek için üretilmiş, kurallı ama içi boş bir metin. Bu ihtimal en kolay ve en can sıkıcı olanıdır; ancak metnin istatistiksel yapısı, rastgele üretimden daha düzenli görünür. Öte yandan basit bir kart-ızgara yöntemiyle böyle bir "sahte dil" üretilebileceğini savunan çalışmalar da vardır.
Neden hâlâ konuşuluyor?
Çünkü elimizde nadir bir şey var: tamamen okunabilir bir nesne, tamamen okunamayan bir içerik. Kitabın her sayfası dijital olarak taranmış ve herkesin erişimine açılmıştır; yani sırrı bir kasada değil, tam tersine ortada durmaktadır. Altı yüz yıldır kimsenin çözemediği metin, bugün internete bağlanan herkesin önünde açık duruyor — ve hâlâ susuyor.