Yazılı sohbetAna sohbet odası — üye olmadan da gir Sesli ve görüntülüKonuşarak sohbet et, istersen kameranı aç Canlı yayınlarYayındakileri izle

Kötü bir tanışmadan yirmi beş yıllık mektup dostluğuna: Arendt ve McCarthy

Mary McCarthy'nin ağzından kaçan bir cümle, Hannah Arendt'le tanışmalarını üç yıllık sessizliğe çevirdi. Bir metro peronunda kurulan bağ ise yirmi beş yıl ve dört yüz sayfa mektup sürdü.

Kötü bir tanışmadan yirmi beş yıllık mektup dostluğuna: Arendt ve McCarthy
Kültür 8 Ekim 2026 5 dk okuma 5 okunma

1945'te New York'ta bir akşam oturmasında, Amerikalı yazar Mary McCarthy ağzından rahat bir cümle kaçırdı: Hitler'e neredeyse acıdığını söyledi, çünkü adam kendisinden nefret etmesi gereken Fransızların onu sevmesini bekliyordu; bu ona gülünecek kadar saçma geliyordu. Odadaki Almanya kökenli Yahudi bir kadın, Hannah Arendt, hiç beklemediği bir sertlikle karşılık verdi: “Bunu nasıl benim önümde söyleyebilirsin — Hitler'in kurbanı, toplama kampında bulunmuş bir insanın önünde!”

Tanışmaları böyle bitti. Üç yıl boyunca birbirleriyle konuşmadılar. Sonra bir metro peronunda karşılaştılar ve Arendt doğruca McCarthy'nin yanına gitti: “Bu saçmalığı bitirelim. Biz çok benzer düşünüyoruz.” McCarthy özür diledi; Arendt da bir itirafta bulundu: aslında toplama kampında değil, Fransa'da düşman uyruklular için kurulmuş bir gözetim kampında kalmıştı. Bu düzeltmeyle başlayan ilişki yirmi beş yıl sürdü ve yirminci yüzyılın en yoğun mektup dostluklarından biri oldu.

Neden bu hikâye bir dedikodudan fazlası

Bu sahne şu sıralar yeniden tartışılıyor, çünkü Arendt araştırmacısı Roger Berkowitz'in A World We Share: Hannah Arendt and the Power of Friendship in a Broken World adlı kitabı (Yale University Press, 2026) tam bu meseleyi merkeze alıyor. Kitaptan Literary Hub'da yayımlanan bölümde Berkowitz, Arendt'in kadın arkadaşlarıyla kurduğu bağın, ünlü Heidegger ve Jaspers mektuplarının gölgesinde kaldığını savunuyor. Ona göre Arendt kadınlarla “kamusal dünyaya daha az bağlı, duygusal yankıya, bedensel canlılığa ve bakıma daha çok kök salmış, daha sessiz bir bağlanma biçimi” kurmuştu.

Berkowitz'in kitabının ana iddiası daha iddialı: ortak hayatın zemini hakikat değil, dostluk olmalı. Washington Monthly'de çıkan değerlendirmeye göre Berkowitz, kesinlik iddialarının toplulukları parçaladığını, dostluğun ise insanı bir etikete indirgemeyi reddetmek anlamına geldiğini öne sürüyor; dostluk “bir masanın etrafında, konuşulan sözlerle” doğar. Aynı değerlendirme bir karşı not da düşüyor: bu “yemek masası modeli” entelektüeller arasında işler, ama yalnızlığın sınıfsal nedenlerini açıklamaya yetmez. Yani kitap bir tez olarak tartışmalı; hikâye ise tartışmasız iyi bir hikâye.

Birbirine hiç benzemeyen iki zihin

Arendt Königsberg'de büyümüş, Almanya'dan kaçmış, Heidegger ve Jaspers'ın öğrencisi olmuş bir düşünce insanıydı; kavramlarla, Kant'la, Augustinus'la çalışıyordu. McCarthy altı yaşında yetim kalmış, keskin dilli bir Amerikalı romancı ve eleştirmendi; başlıca aracı kavram değil, ironiydi. Ortak noktaları, Carol Brightman'ın derlemesine yazdığı girişte işaret ettiği gibi, karşılıklı saygı ve “entelektüel sahtekârlığa duyulan ortak nefret”ti.

Mektuplarının tamamı 1995'te Between Friends: The Correspondence of Hannah Arendt and Mary McCarthy, 1949–1975 adıyla, Carol Brightman'ın derlemesi ve girişiyle yayımlandı (Harcourt Brace). Brightman'ın deyişiyle yazışma “bir conte philosophique” niteliği taşıyor: felsefi bir masal gibi, ikisinin birlikte yaşadığı dünya üzerine ortak bir soruşturma.

İçerik hiç de yalnızca yüksek fikirlerden oluşmuyor. Berkowitz'in anlattığına göre McCarthy, Arendt'in Totalitarizmin Kaynakları kitabını “banyoda, arabada, bakkalda” okuyup bitirmiş ve Arendt'e bunun “gerçekten olağanüstü bir iş, insan düşüncesinde bir ilerleme” olduğunu yazmıştı. Aynı mektup trafiğinde McCarthy, evlilik dışı ilişkilerini gizlemek için Arendt'i işin içine katıyor; bir seferinde üçüncü eşi Bowden Broadwater'a postalanmak üzere Arendt'e bir mektup gönderiyor, böylece eşi onun Londra'da olduğunu anlamayacak.

Mary McCarthy, 1963'te New York'ta
Mary McCarthy, 1963'te New York'ta — Dick DeMarsico, World Telegram staff photographer, Public domain (Wikimedia Commons)

“Zanaatkâr” bir dostluk

Berkowitz, araştırmacı Kathleen Jones'un bu ilişki için kullandığı tanımı alıyor: “workmanly”, yani zanaatkâr ya da iş arkadaşı gibi bir dostluk. Bunda romantik bir fazlalık yok; iki “çırak”ın yolun bir bölümünü birlikte yürümesi var. Dostluk burada bir duygu halinden çok bir çalışma biçimi: birbirinin müsveddesini okuyan, itiraz eden, düzeltmeye çalışan iki kişi.

Bu çalışma biçiminin sınırları da vardı. Kültür tarihçisi Svetlana Boym'un Cabinet dergisindeki denemesinde aktardığı küçük sahne bunu iyi gösteriyor: McCarthy, Arendt'in Maine'deki mutfağı için ançüez ezmesi almış, Arendt kavanozu görünce yüzünü buruşturup “Bu ne? Ha.” demiştir. Boym bu tepkiyi şöyle okuyor: Arendt bu kadar “sonlu ve indirgeyici” bir biçimde tanınmak istemiyordu. Dostluk bile insanı kahvaltı alışkanlıklarına sığdırma hakkı vermiyordu.

1963 kırılması ve yanında duran tek kişi

Dostluğun en çok sınandığı dönem, Arendt'in 1963'te yayımlanan ve “kötülüğün sıradanlığı” kavramını ortaya atan Eichmann in Jerusalem kitabının ardından yaşandı. Kitap Arendt'i kendi çevresinden, özellikle New York'un Yahudi entelektüel çevresinden büyük ölçüde kopardı.

McCarthy o tartışmada açıkça Arendt'in yanında durdu. 1964 kışında, dönemin en etkili fikir dergisinde “The Hue and Cry” başlıklı uzun bir yazı yayımladı; başlık, eleştirmenlerin Arendt'in peşine bir suçluyu kovalar gibi düştüğünü ima ediyordu. McCarthy, Arendt'e yöneltilen “kendi fikirlerine tutulmuşluk” ve “kurbanlar yerine zalimleri tercih etmek” türü suçlamaları reddetti. Metnin kendi döneminde ikna edici bulunmadığını da eklemek gerekiyor: Marie Syrkin gibi yazarlar McCarthy'yi konuyu bilmemekle eleştirdi, pek çok okur savunmayı Arendt'in tezlerini tekrarlamaktan öte bulmadı. Yani McCarthy iyi bir avukat olmadı; sadece ortalık dağılırken ayrılmadı.

Son mektup, sonrası

Arendt Aralık 1975'te kalp krizinden öldü. Masasında bitmemiş bir kitap kaldı: The Life of the Mind. Üç bölüm planlanmıştı, ikisi tamamlanmıştı; üçüncünün ilk sayfası daktilodaydı. Kitabı yayına hazırlama işini McCarthy üstlendi. Yazılmamış “Yargı” bölümünün yerine, Arendt'in 1970 güzünde New School'da Kant üzerine verdiği derslerden ilgili bölümleri koydu ve kitabın nasıl doğduğunu, Arendt'in çalışma alışkanlıklarını anlatan bir sonsöz yazdı. Ciltler 1977 ve 1978'de çıktı. McCarthy ayrıca cenazede okuduğu metni 1976'da “Saying Good-bye to Hannah” adıyla yayımladı.

Bir arkadaşın ölümünden sonra onun yarım kalan cümlelerini tamamlamaya çalışmak, bir dostluğun yapabileceği en tuhaf iş olsa gerek. Burada açık bir soru da duruyor: bu hikâyenin bütün o çarpıcı sahneleri — metro peronu, ançüez kavanozu, perondaki o iki cümle — sonradan anlatanların elinden geçerek bize ulaştı; Arendt'in Boym'dan rahatsız olacağı türden bir “indirgeme” tam da böyle çalışıyor. İki insanın yirmi beş yıl boyunca birbirine ne anlattığını, geriye kalan dört yüz sayfa mektuptan ne kadar okuyabiliyoruz? Bir dostluk, tutulmuş kaydından ne kadar fazlasıdır?

Fotoğraf: Barbara Niggl Radloff, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.