Arthur Miller'ın oyunlarındaki işçiler nereden geldi: depo, tersane ve bir satıcı
Arthur Miller oyun yazarı olmadan önce ekmek dağıttı, yedek parça deposunda çalıştı, tersanede gece vardiyasına girdi. Bu işler Bir Satıcının Ölümü ve Köprüden Görünüş'e nasıl sızdı?
1995'in son haftasında The New Yorker okurları, dergide seksen yaşına basmış bir yazarın on yedi yaşında yazdığı kısa bir öyküyle karşılaştı. Öykünün adı "In Memoriam"dı; anlatıcı, babasının palto işinde çalışan bir gençti. Karşısında yorgun, tükenmiş yaşlı bir satıcı vardı. Adamın eve dönmek için bir nikellik yol parasına ihtiyacı vardı, ama bunu bir çocuktan istemeye bir türlü dili varmıyordu.
Yazar Arthur Miller'dı. Playbill'in aktardığına göre eleştirmen John Lahr, öyküyü Miller'ın 17 Ekim 1995'teki sekseninci yaş günü için dergiye yerleştirmişti. Lahr'ın sunuş yazısına göre müsveddeyi, Bir Satıcının Ölümü 1949'da Broadway'de sahnelendikten kısa süre sonra yazarın annesi Augusta Miller bulmuştu. Müsveddeye iliştirilmiş bir not, öykünün gerçek bir insana dayandığını söylüyordu: o satıcı, olaydan bir gün sonra kendini havai raylı şehir treninin önüne atmıştı.
Bu küçük öykü, Miller'ın tiyatrosunu anlamak için iyi bir anahtar. Amerikan sahnesinin en çok oynanan yazarlarından biri olmadan önce Miller ekmek dağıttı, kamyon sürdü, depoda katiplik yaptı, tersanede gece vardiyasına girdi. Bu işlerin hiçbiri bir yazarlık hazırlığı olarak seçilmedi; hepsi geçim derdinden doğdu. Ama sonunda oyunlarının insanları, dekorları, hatta konuşma biçimleri bu işlerden süzüldü.
Varlıklı bir evden geçim telaşına
Miller 17 Ekim 1915'te New York'ta doğdu. Babasının hazır giyim üreten bir şirketi vardı ve aile rahat yaşıyordu. Mental Floss'un derlemesine göre 1929'da başlayan Büyük Bunalım bu düzeni silip süpürdü: aile neredeyse her şeyini yitirdi ve eski varlığına bir daha kavuşamadı. 1928'de Harlem'den Brooklyn'e taşınmış olan Miller, okulu pek ciddiye almayan bir gençti; üniversiteye gitmek istediğinde masrafı kendisinin karşılaması gerektiğini anladı.
Arthur Miller Derneği'nin (Arthur Miller Society) hazırladığı yaşam kronolojisi, 1931 yılı için iki not düşüyor: okuldan önce mahalledeki bir fırının ekmeklerini dağıtıyor, yaz tatilinde babasının işinde çalışıyordu. Mental Floss bunlara lise yıllarında bir oto yedek parça dükkânı için teslimat kamyoneti kullandığını da ekliyor.
Liseden sonra: radyo, kamyon, kutu fabrikası
Liseyi bitirince iş listesi uzadı. Mental Floss'a göre Miller bir dönem radyoda şarkı söyledi, kamyon şoförlüğü yaptı, bir kutu fabrikasında çalıştı. Bunların çoğu kısa sürdü. Asıl tutunduğu yer bir oto yedek parça deposuydu: orada katip olarak çalıştı ve üniversite harcı için gereken 500 doları burada biriktirdi.
Dernek kronolojisi bu depo yıllarını 1933-34 olarak veriyor ve bir ayrıntı ekliyor: Miller orada çalışan tek Yahudiydi ve Amerikan antisemitizmiyle ilk gerçek, yüz yüze karşılaşmasını bu depoda yaşadı. Yani depo yalnızca para biriktirilen bir yer değil, toplumun kenarlarını ilk kez yakından gördüğü bir okul da oldu.
Depodan sahneye: İki Pazartesinin Hatırası
Bu deponun izi yirmi yıl sonra doğrudan sahneye çıktı. Miller, The Crucible üzerinde çalıştığı 1952'de yeni bir oyuna başladı ve onu 1955'te bitirdi: A Memory of Two Mondays, Türkçe karşılığıyla İki Pazartesinin Hatırası. Oyun, Büyük Bunalım yıllarında Brooklyn'deki bir oto yedek parça deposunda geçer. O dönemde ABD'de işsizlik yüzde 25'e dayanmıştı. Merkezde, okumak için para biriktiren genç bir adam ve onun etrafında geçinmeye çalışan depo işçileri vardır. Mental Floss'a göre oyundaki işçiler, Miller'ın depodaki gerçek iş arkadaşlarına dayanır.
Oyun 29 Eylül 1955'te Broadway'deki Coronet Tiyatrosu'nda, Köprüden Görünüş'ün ilk tek perdelik biçimiyle aynı gecede sahnelendi ve 149 kez oynandı. Yani Miller'ın iki farklı işinden doğan iki oyun, aynı perdenin iki yüzü gibi aynı akşam seyirciyle buluştu.
Gazetecilikten oyun yazarlığına
Depoda biriken parayla Miller 1934'te Michigan Üniversitesi'ne girdi. Amacı gazetecilikti; öğrenci gazetesi The Michigan Daily'de muhabir ve editör olarak çalıştı. Dernek kronolojisine göre 1936'da ilk oyunu No Villain'ı altı günde yazdı ve üniversitenin Hopwood ödülünü aldı. Bu başarı yönünü değiştirdi: gazetecilikten İngiliz dili ve edebiyatına geçti. 1937'de Kenneth T. Rowe'un oyun yazarlığı derslerini aldı ve Honors at Dawn ile bir Hopwood ödülü daha aldı.
1938'de mezun olunca New York'ta Federal Tiyatro Projesi'ne katıldı. Bu proje, Bunalım yıllarında işsiz kalan tiyatro emekçilerine iş sağlamak için kurulmuş bir devlet programıydı. Mental Floss'a göre Miller burada radyo oyunları yazıp okudu; ancak proje, hükümetin komünizm kuşkuları yüzünden bir yıl sonra kapatıldı.
Tersanede gece vardiyası
Dernek kronolojisi 1941 için kısa bir satır içeriyor: Miller, Brooklyn Donanma Tersanesi'nde gece vardiyasında gemi montajcısı yardımcısı olarak ek bir işe girdi. Mental Floss, lisedeyken geçirdiği bir sakatlık nedeniyle askere alınmadığını, tersanede çalışırken de radyo için yazmayı sürdürdüğünü ve bu metinlerin bir kısmının CBS ile NBC tarafından yapıldığını aktarıyor.
Tersane, Brooklyn kıyısındaki çalışma dünyasıyla Miller'ın ilk doğrudan teması sayılabilir. Bu kıyı, birkaç yıl sonra yazacağı en sert oyunlardan birinin sahnesi olacaktı.
Köprüden Görünüş: rıhtımda dinlenen bir hikâye
Köprüden Görünüş'ün kökü, Brooklyn'in liman mahallesi Red Hook'a uzanır. York Theatre Royal'ın oyun üzerine hazırladığı yazıya göre Miller, sendikanın yozlaşmış yönetimine karşı çıktıktan sonra öldürülen Pete Panto adlı genç bir liman işçisinin hikâyesini araştırmak için mahallede uzun süre dolaştı. Bu araştırmadan, dönemin tanınmış bir sinema yönetmeniyle birlikte geliştirdiği The Hook adlı bir senaryo çıktı. Senaryo hiç çekilmedi; aynı kaynağa göre Hollywood yapımcıları hikâyede köklü değişiklikler isteyince Miller onu bıraktı.
Ama Red Hook'ta duyduğu başka bir hikâye aklında kaldı. Miller'ın kendi anlatımıyla bu, bir liman işçisinin, kendi evinde kaçak olarak yaşayan iki akrabasını, biri yeğeniyle nişanlanmasın diye Göçmenlik Bürosu'na ihbar etmesiydi. York Theatre Royal'a göre Miller bu hikâyeyi 1947'de duydu ve sekiz yıl sonra ona dönerek Köprüden Görünüş'ü yazdı. Oyunun merkezinde de bu rıhtım dünyasından bir liman işçisi durur. İki perdelik son biçimi ise 11 Ekim 1956'da Londra'da Peter Brook yönetiminde sahnelendi.
Bir nikellik yol parasından Willy Loman'a
En ünlü oyunu Bir Satıcının Ölümü'nün tohumu ise baştaki öyküde. Mental Floss'a göre Miller, babasıyla birlikte yeni bir giyim atölyesi açmaya çalışırken oradaki satıcılara ne kadar hor görüldüğüne tanık oldu; "In Memoriam" bu gözlemden doğdu. Playbill'in aktardığı bir cümlesinde genç Miller, satıcılığı "onurlu bir kölelik" diye anar ve öykünün kahramanının işine ilgi duymaya çalışsa da o işin kalıbına hiçbir zaman tam oturmadığını yazar.
Yaklaşık on beş yıl sonra bu yorgun adam, Willy Loman olarak Broadway'e çıktı. Oyunun 1949'da sahnelenmesiyle, gençlik yıllarında babasının işyerinde gördüğü yüz, Amerikan tiyatrosunun en tanınan karakterlerinden birine dönüştü.
Türkiye'de Willy Loman
Oyunun Türkiye'deki en yeni yorumu 2026 baharında geldi: Cumhuriyet'in haberine göre Rufus Norris'in yönettiği, Hira Tekindor'un çevirdiği Satıcının Ölümü 27 Mart 2026'da Zorlu PSM'de prömiyer yaptı. Willy Loman'ı Halit Ergenç, Linda Loman'ı Zerrin Tekindor canlandırıyor. Ergenç, rolü kurarken "kendi gücünden ve güçsüzlüklerinden beslendiğini" söylüyor. Bunalım yıllarında bir gencin palto atölyesinde gördüğü satıcı, doksan yılı aşkın bir süre sonra İstanbul'da bir sahnede yeniden ayağa kalkıyor.
Ne kadarı yaşanmış, ne kadarı kurgu?
Bu bağlar ne kadar sıkı? Burada dikkatli olmak gerekiyor. Depo ile İki Pazartesinin Hatırası arasındaki ilişki açık, çünkü oyun neredeyse bire bir aynı yeri anlatıyor. Satıcı öyküsü de Miller'ın gençlik müsveddesiyle belgelenmiş durumda. Köprüden Görünüş'te ise iz, Miller'ın tersanede çalışmasından çok, yıllar sonra Red Hook'ta yaptığı araştırmaya ve orada dinlediği hikâyeye dayanıyor. Miller'ın gençliğine dair ayrıntıların önemli bir bölümü de kendi anlatımlarından, özellikle otobiyografisi Timebends'den geliyor; yani bir yazarın kendi hayatını geriye dönüp nasıl kurguladığı da bu hikâyenin bir parçası.
Yine de ortada değişmeyen bir şey var: Miller'ın sahnesi, geçimini erkenden kendisi sağlamak zorunda kalmış birinin gözünden kuruldu. Bugün Willy Loman'ı oynayan her oyuncu, aslında bir gencin Brooklyn'de bir nikel için bekleyen yaşlı bir adama baktığı o anı yeniden canlandırıyor. Açık soru şu: Bugünün depo işçilerinin, kuryelerinin, gece vardiyacılarının arasından hangi yazar çıkacak ve onların hikâyesini sahneye taşıyacak?
Fotoğraf: Anefo, CC0, Wikimedia Commons