Etçil bitkiler insan yiyebilir mi? Bir gazete uydurmasının 150 yılı
Bilinen en büyük etçil bitkinin tuzağında bulunan en iri av bir sıçan. Buna karşın insan yiyen ağaç fikri 150 yıldır dolaşıyor: kaynağı 1874'te bir gazetede uydurulmuş tek bir yazı.
Borneo'nun Kinabalu yamaçlarında, deniz seviyesinden iki bin metre yukarıda, toprağa yatmış kocaman bir testi duruyor. Kırk bir santim boyunda, yirmi santim genişliğinde; dolu olduğunda içinde üç buçuk litreye kadar sıvı taşıyor, bunun iki buçuk litresi sindirim suyu. Adı Nepenthes rajah ve etçil bitkiler arasında bilinen en büyük tuzak onun.
Bu testinin içinde bugüne kadar bulunmuş en iri hayvan bir sıçandı. Avuç içine sığan bir kemirgen. Bitkiler dünyasının bütün rekoru bu.
Yine de soru her kuşakta yeniden sorulur: etçil bir bitki insan yiyebilir mi? Soruyu canlı tutan şey botanik değil; bir sinema şarkısı ve ondan yüz yıl önce, 1874'te bir gazetede uydurulmuş tek bir yazı. O yazının izi hâlâ sürüyor. Aşağıda iki şeyi yan yana koyuyoruz: tuzağın gerçekte nasıl çalıştığı ve insan yiyen ağacın kim tarafından, hangi masada icat edildiği.
Kıskaç sayı sayıyor: sinekkapanın elektrikli hesabı
En tanıdık etçil bitki olan sinekkapan (Dionaea muscipula) aslında şaşırtıcı ölçüde yerel bir canlı: doğal yayılışı Kuzey Karolina'daki Wilmington kentinin yüz kilometrelik çevresine sıkışmış durumda. Kıskaç yaprağın iç yüzünde her yarıda üçer tane kıl var. Bu kıllara dokunulduğunda yaprak elektriksel bir uyarı üretiyor.
Würzburg Üniversitesi'nden Rainer Hedrich'in ekibinin 2016'da Current Biology dergisinde yayımladığı çalışma, bu uyarıların sayıldığını gösterdi. Jennifer Böhm ve arkadaşlarının ölçümlerine göre ilk dokunuş kapanı kapatmıyor, yalnızca hazır duruma getiriyor; ikinci dokunuşta yaprak kapanıyor; av içeride çırpındıkça üreyen her yeni uyarı sindirim hazırlığını bir adım ilerletiyor. Beşinci uyarıdan sonra salgı bezleri sindirim enzimlerini ve sodyum taşıyıcısını devreye sokuyor.
Hedrich bunu, çalışmanın üniversite duyurusunda şöyle anlatıyor: uyarıların sayısı bitkiye avın büyüklüğü ve besin değeri hakkında bilgi veriyor, böylece bitki avlanmanın maliyetiyle kazancını dengeleyebiliyor. Yani kıskaç yağmur damlasına ya da rüzgârda düşen bir kum tanesine boşuna enerji harcamıyor.
Kapanma yaklaşık onda bir saniye sürüyor, sindirim ise on gün kadar. Sinekkapanın menüsü de beklenenden sıkıcı: diyetinin üçte biri karınca, yüzde otuzu örümcek, geri kalanı böcek. Uçan sinek payı yüzde beşin altında.

İbrik aslında bir mide
Nepenthes'in testisi ise kıskaç değil, çukur tuzak: ağız kenarındaki tatlı salgıya gelen hayvan kayıyor ve sıvının içine düşüyor. O sıvı duru su değil. Buch ve arkadaşlarının 2015'te PLOS ONE'da yayımladığı ölçümlere göre tuzağa sirke sineği atıldığında sıvının asitliği hızla artıyor: 48 saatte pH 4'e, 96 saatte 3 civarına iniyor.
İşi yapan enzimler nepentezin I ve II adı verilen, pepsine benzer iki asidik proteaz. Yanlarında esterazlar, fosfatazlar, ribonükleazlar ve kitinazlar var. Kitinaz özellikle önemli: böceğin kabuğunu yapan kitini parçalıyor. Kısacası ibrik, dışarıya taşınmış bir mide.
Burada ölçek sorusunun cevabı da çıkıyor. Bir mide, içine giren şeyi parçalayabildiği kadar besleyicidir. Nepenthes'in sıvısı bir karıncayı, bir hamam böceğini, kötü şansla bir kurbağayı çözebilir. Bir insan kolunu tutacak hacmi de, onu çözecek enzim miktarını da hiçbir bitki üretmiyor.
En büyükler gerçekten ne yakalıyor?
Omurgalı yakalama kayıtları duyulduğundan çok daha seyrek. Aşağıdaki tablo, tür tanımlarında ve bu türlerin literatüründe aktarılan ölçülerle belgelenmiş av kayıtlarını bir araya getiriyor; ibrik ölçüleri Nepenthes tür kayıtlarından, sinekkapan verileri Würzburg çalışmasından ve türün diyet ölçümlerinden, emiş hızı ise kesekapanlar üzerine yapılan biyomekanik çalışmalardan geliyor.
| Tür | Tuzak | Ölçü | Belgelenmiş en iri av |
|---|---|---|---|
| Nepenthes rajah (Borneo) | Çukur tuzak | 41 cm boy, 20 cm genişlik; 3,5 litreye kadar sıvı | Boğulmuş sıçan (ilk kayıt 1862, 1988'de yeniden görüldü); boğulmuş dağ tupayası (2011) |
| Nepenthes attenboroughii (Palawan) | Çukur tuzak | Ölçülen en büyük ibrik 1,5 litreden fazla | Ölü bir sivrifare (Ekim 2012'de belgelendi, sindirimi Aralık'ta görüntülendi) |
| Dionaea muscipula (Karolina kıyısı) | Kıskaç | Kapanma yaklaşık 0,1 saniye, sindirim yaklaşık 10 gün | Karınca ve örümcek (diyetin yüzde 33'ü karınca, yüzde 30'u örümcek) |
| Utricularia (kesekapanlar) | Emiş keseciği | Emiş yarım milisaniye kadar | Milimetrik su omurgasızları |
Nepenthes attenboroughii örneği, haberciliğin bu konuda nasıl kaydığının iyi bir göstergesi. Türü 2007'de Filipinler'in Palawan adasındaki Victoria Dağı'nda bulan Alastair Robinson, Stewart McPherson ve Volker Heinrich'in tanımı 2009'da Botanical Journal of the Linnean Society'de çıktı. Basın türü hemen "kemirgen yiyen bitki" diye duyurdu. Robinson o sırada hiçbir ibrikte kemirgen görülmediğini, olağan avın büyük böcekler olduğunu söyleyerek düzeltti. İlk omurgalı kaydı ancak 2012'de, ölü bir sivrifareyle geldi.
Bitki neden avcılığa başladı: eksik olan şey azot
Etçillik bir yırtıcılık hevesi değil, bir muhasebe çözümü. Bu bitkiler turbalıklar, kumullar, serpantin kayalık yamaçlar gibi azot ve fosforun çok kıt olduğu, buna karşın ışığın bol olduğu yerlerde yaşıyor. Kökten çekilemeyen azot yapraktan alınıyor.
Wisconsin Üniversitesi'nden Thomas Givnish'in 2015'te PNAS'ta yazdığına göre, o tarihte tanınan etçil bitki sayısı 20 cins ve 12 aile içinde en az 583 tür; ve bu yaşam biçimi birbirinden bağımsız olarak en az dokuz kez ortaya çıkmış. Çukur tuzak en az altı, yapışkan tuzak beş, kıskaç iki, ıstakoz sepeti tipi tuzak bir kez ayrı ayrı icat edilmiş. Popular Science'ın aktardığı daha yeni sayımlar tür sayısını 800 ile 860 arasına çıkarıyor.
Bu muhasebenin en güzel kanıtı, en büyük etçil bitkinin avcılığı kısmen bırakmış olması. Melinda Greenwood ve Charles Clarke'ın 2011'de PLoS ONE'da yayımladığı çalışma, Kinabalu'da 2050 metrede Nepenthes rajah ibriklerini izledi. İbrik kapağındaki bol salgıyı yemeye gelen dağ tupayası (Tupaia montana) ve zirve sıçanı (Rattus baluensis), yerken dışkılarını ibriğin içine bırakıyor. Gündüz saatlerinde tupayanın ibrik ziyaret sıklığı saatte 0,46; sıçanın 0,01. Araştırmacılar bunu tek bir etçil bitki türüyle birden fazla küçük memeli türü arasında kurulmuş ilk karşılıklı yarar ilişkisi olarak tanımladı. Yakın bir türde, Nepenthes lowii'de, yaprak azotunun yüzde 57 ile 100'ü arasındaki bölümün bu dışkılardan geldiği hesaplanmıştı.
Yani dünyanın en büyük "et yiyen" bitkisi, memelileri yemek yerine onlardan gübre toplamayı öğrenmiş. Bu, insan yiyen ağaç fikrinin tam tersi bir ilişki.
1874: insan yiyen ağaç masada icat edildi
Şimdi mitin kaynağına. 26 Nisan 1874'te New York'ta yayımlanan New York World gazetesinin günlük baskısında, Madagaskar'da yeni bir bitki türünün bulunduğu bildirildi: insan yiyen bir ağaç. Yazı iki gün sonra haftalık baskıda yeniden çıktı. Anlatıya göre Karl Leche (bazı kaynaklarda Carl Liche) adlı Alman bir botanikçi, adanın içlerinde "Mkodo" adlı bir halkın bir kadını bu ağaca sunuşuna tanık olmuştu. Metin ağacın yapraklarını "aç yılanların öfkesiyle" bir an titreyip sonra ansızın kıvrılıp yapışan uzantılar olarak tarif ediyordu.
Yazı tutmak için gereken her şeye sahipti: uzak bir ada, bilinmeyen bir halk, bilimsel ağırlık taşır görünen bir Alman adı. Pek çok gazete ve dergi yazıyı aynen bastı; The Garden dergisi 1874 Haziran'ında, ardından Frank Leslie's Pleasant Hours ve The Farmer's Magazine da aktardı.
Gerçek, on dört yıl sonra ortaya çıktı. 1888'de Current Literature dergisinde Frederick Maxwell Somers, yazının New York World muhabiri Edmund Spencer'ın kurgusu olduğunu açıkladı ve Spencer'ın gerekçesini aktardı: yazı bir sohbetin sonunda ortaya çıkmıştı, Spencer insanda korku duygusu yaratmak için iyi bilinen bir şeyi fazlasıyla abartmanın yeterli olduğunu savunuyordu. Ne Karl Leche vardı ne Mkodo diye bir halk.
Ama uydurma kendi soyunu üretmişti bile. James William Buel'in 1887'de çıkan Sea and Land adlı resimli kitabı, Afrika ve Güney Amerika'ya ait olduğu söylenen "ya-te-veo" bitkisini tanıttı. Ad İspanyolca "seni şimdiden görüyorum" demek; bitkinin çıkardığı tıslamadan geliyormuş. Kitaptaki gravür bugün de dolaşımda.

Mite inanıp arazide arayanlar da oldu. Michigan'ın eski valisi Chase Salmon Osborn, 1924'te Madagascar: Land of the Man-Eating Tree adlı kitabını yayımladı; ağacı kendisinin bulamadığını, ama anlatılar ve söylentiler duyduğunu yazdı. Konuyu kapatan metin ise 1955'te geldi: bilim yazarı Willy Ley, Salamanders and Other Wonders kitabında işin özünü iki cümleyle bitirdi. Elbette insan yiyen ağaç diye bir şey yok, diye yazdı; öyle bir kabile de yok.
Asıl tehlike ters yönde
Mitin yaşama gücünün sebebi belki şu: etçil bitki, bitkiler hakkında kurduğumuz tek varsayımı bozuyor. Bitki kıpırdamaz, beklemez, avlanmaz diye düşünürüz; sinekkapan onda bir saniyede kapanıyor, kesekapan yarım milisaniyede emiyor. Bu kadarı doğru olduğunda gerisini hayal etmek kolaylaşıyor.
Gerçek yön ise tersi. Nepenthes rajah IUCN listesinde tehlikede, ticari amaçlı doğadan toplanması CITES Ek I kapsamında yasak. Nepenthes attenboroughii kritik tehlikede; dar yayılışının yanı sıra kaçak bitki toplayıcılığı bir diğer baskı. Yani tuzak kuran taraf bitkiler, kayıp veren taraf da bitkiler.
Açık kalan soru şu: Nepenthes'in "tuvalet" ilişkisi kaç türde var? N. lowii ve N. rajah için ölçüldü, ama cinste yüzlerce tür bulunuyor ve çoğunun ibrik içeriği hiç sayılmadı. Bu dağların en ilginç hikâyesi, insan yiyen ağacın değil, memeliyle anlaşma yapmış bitkinin hikâyesi olabilir.
Fotoğraf: Kinabalu_Mesilau_N._rajah_upper_pitcher_plant_2.jpg: JeremiahsCPs derivative work: Mgiganteus (talk), CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons