Hesse'nin okuma dersi: kitap mutluluk vermez, seni sana geri yollar
Hesse 1918'de “dünyanın bütün kitapları sana mutluluk getirmez” diye yazdı. İki yıl sonra üç okur tipini anlattı: kitabın işi bir şey vermek değil, okuru kendine geri yollamak.
1918 Nisanı'nda kırk yaşında bir adam oturup on iki satırlık bir şiir yazdı ve ilk dizesinde hayatını geçirdiği şeyi inkâr etti: "Alle Bücher dieser Welt / Bringen dir kein Glück" — dünyanın bütün kitapları sana mutluluk getirmez. Yazan kişi Hermann Hesse'ydi: gençliğinde Tübingen'de bir kitapçıda çalışmış, yıllarca kitap tanıtımı yazarak geçinmiş, 1946'da Nobel edebiyat ödülünü alacak biri.
Şiirin adı da sade: "Bücher", yani "Kitaplar". Ama Hesse onu kitaba karşı yazmadı. Dize devam ediyor: kitaplar mutluluk getirmez, "ama gizliden gizliye seni kendine geri gösterir." Yani kitabın işi bir şey vermek değil, bir yol göstermek. İki yıl sonra Hesse aynı düşünceyi düzyazıya taşıdı ve okurları tiplere ayıran bir deneme yazdı.
Bunun neden önemi var: bugün okumanın ölçüsü çoğunlukla nicelik. Yılda kaç kitap, haftada kaç sayfa, listede kaç klasik. Hesse'nin ölçütü bambaşka bir yerde duruyor — kitap seni kendine ne kadar yaklaştırdı? Ve o ölçüte göre en iyi okur en çok okuyan değil.
Nisan 1918'de yazılmış on iki satır
Şiirin Almanca aslı üç kıtadan oluşuyor ve Hesse'nin şiirlerini toplayan Almanca kaynaklarda nisan 1918 tarihiyle geçiyor. Kelime kelime Türkçesi şöyle:
Dünyanın bütün kitapları / sana mutluluk getirmez, / ama gizliden gizliye seni / kendine geri gösterir.
Orada ihtiyacın olan her şey var, / güneş, yıldız ve ay, / çünkü sorup durduğun o ışık / senin kendi içinde oturur.
Kitaplıklarda uzun uzun / aradığın bilgelik / şimdi her yapraktan parlıyor — / çünkü artık o senin.
Dikkat edilecek yer üçüncü kıta. Hesse kitabı rafa kaldırmıyor; bilgeliğin "her yapraktan parladığını" söylüyor. Yani okurun içinde bir şey yerine oturduğunda kitap değersizleşmiyor, tam tersine ilk kez okunabilir hale geliyor. Şiir "kitap okumayın" demiyor, "kitabı önce kendinize bakmak için kullanın" diyor.

1920: üç okur mu, aynı okurun üç hali mi?
Şiirde üç kıtaya sığdırdığı fikri Hesse 1920'de düzyazıda açtı. Hesse, Richard Woltereck ile birlikte çıkardığı Vivos voco dergisinde okuma üzerine bir deneme yayımladı; metin İngilizceye "On Reading Books" adıyla, Hesse'nin yazılarından derlenen My Belief: Essays on Life and Art kitabında girdi (çeviri Denver Lindley, 1974).
Deneme kendi yöntemine şüpheyle başlıyor. Lindley çevirisindeki haliyle Hesse, "insanları zihnimizde tiplere ayırmak ve insanlığı onlara göre bölmek gibi doğuştan bir eğilimimiz var" diye yazıyor — yani birazdan kuracağı sınıflandırmanın bir alışkanlık olduğunu baştan söylüyor. Sonra üç okuru tarif ediyor:
| Naif okur | Kitabı içerik olarak tüketir. Hesse'nin Almanca ifadesiyle "bu okur kitabı, yiyen kişinin yemeği aldığı gibi alır; yalnızca alandır, yer ve kendini doldurur." Kitap önden gider, okur arkasından. |
|---|---|
| Hayal gücüyle okuyan | Ne içeriği ne biçimi tek başına en önemli değer sayar. "Bu okur, çocukların bildiği gibi bilir ki her kitabın on, yüz anlamı ve manası olabilir." Satırın altındaki yaratma dürtüsünün peşine düşer. |
| Tamamen kendisi olan okur | "Bu üçüncü okur o kadar kişiliktir, o kadar kendisidir ki, okuduğunun karşısında bütünüyle özgür durur." Kitap artık izlenecek bir rehber değil, yalnızca bir kıvılcım. |
Alıntıların Almanca halleri Hesse'nin bu denemesinden aktarılan metinde geçiyor; Lindley'nin İngilizce çevirisi de aynı üç tanımı veriyor. Hesse'nin kendi uyarısı ise sınıflandırmayı bir kimlik testine çevirmeyi engelliyor: "hiçbirimizin bu tiplerden birine kalıcı olarak ait olması gerekmediği vurgulanmalı." Aynı kişi sabah birinci okur, akşam üçüncü olabilir. Hesse bunları insan türleri değil, haller olarak kuruyor.
Neden çocuğu örnek alıyor
İkinci okurun tanımındaki "çocukların bildiği gibi" ifadesi süs değil. Hesse'ye göre bir kitabın tek bir doğru anlamı olduğu fikri sonradan öğrenilen bir şey; çocuk bu fikre henüz teslim olmamıştır. Denemenin en çok dolaşan cümlelerinden biri bu özgürlüğü uç noktaya götürüyor: Lindley çevirisine göre bu aşamada Kırmızı Başlıklı Kız masalı "bir kozmogoni ya da felsefe gibi, ya da çiçekli bir erotik şiir gibi" okunabilir.
Burada Hesse okuma tekniği değil, okurun duruşunu anlatıyor. Metin değişmiyor; metne hangi soruyla gittiğin değişiyor. Bu da şiirin söylediği şeyin düzyazı hali: kitap aynadır, aynanın içindeki görüntü senden gelir.

1929: sevgisiz okumanın bedeli
Hesse okuma üzerine en çok okunan metnini dokuz yıl sonra yazdı: 1929'da Leipzig'de Reclam'ın yayımladığı Eine Bibliothek der Weltliteratur, yani "Bir dünya edebiyatı kütüphanesi". Kırk beş sayfalık bu deneme bir kitap listesi gibi görünür, ama asıl iddiası listede değil, duruşta. Hesse'nin oradaki cümlesi şu: "Gerçek okur ise bir sevene dönüşmek zorundadır." Ve hemen ardından geleni: "Lesen ohne Liebe, Wissen ohne Ehrfurcht, Bildung ohne Herz ist eine der schlimmsten Sünden gegen den Geist." — "Sevgisiz okumak, saygısız bilmek, kalpsiz kültürlenmek, ruha karşı işlenen en kötü günahlardan biridir."
Denemenin ikinci iddiası da listeye dair: Hesse kapanmış bir kanon sunmuyor, herkesin kendi yolunu kuracağını, yolun hiç bitmediğini ve kimsenin onu tamamlamadığını söylüyor. Kültürlenmenin dışarıya kanıtlanacak bir amacı yok; kendi içinde tamamlanıyor. Bu metin Türkçede Entelektüelin Kütüphanesi adıyla çıktı (Era Yayınları, mart 1994) ama baskısı uzun süredir tükenmiş durumda.
Önerinin sınırı
Hesse'nin üç okuru bir ölçüm değil, bir denemecinin gözlemi. Örnek sayısı yok, yöntem yok; metin zaten bunu iddia etmiyor. Dolayısıyla "hangi okur tipiyim" sorusunu bir kişilik testine çevirmek, Hesse'nin kendi uyarısına rağmen yapılmış bir okuma olur.
İkinci sınır daha ilginç. Üçüncü okurun özgürlüğü sonuna kadar götürülürse metnin kendisi önemsizleşir: her kitap yalnızca okurun kendi düşüncesini tetikleyen bir vesile olur. Hesse bunu bir varış noktası olarak değil, gelip geçilen bir hal olarak kurgulamış görünüyor — denemede üç tipi aşama gibi dizmesine karşın hiçbirine kalıcı yerleşilmediğini özellikle belirtmesi bu yüzden. Ama metnin kendisi bu uçla ne yapacağını tam söylemiyor; bu açık kalan taraf.
Üçüncü sınır çeviride. 1918 şiiri İngilizce dünyasında büyük ölçüde Ludwig Max Fischer'in çevirisiyle, The Seasons of the Soul derlemesiyle dolaşıyor (North Atlantic Books, 2011). Almanca aslındaki "seni gizlice kendine geri gösterir" ifadesi orada "kalbe doğru gizli bir yol inşa eder" gibi daha yumuşak bir söyleyişe dönüşüyor. İki okuyuş arasındaki fark küçük değil: biri kitabı bir işaret levhası yapıyor, öteki bir inşaat.
Türkçede Hesse denince akla romanları geliyor; onun okuma üzerine metinleri dağınık ve çoğu baskıda yok. Açık soru şu: 1920 denemesinin tam bir Türkçe çevirisi erişilebilir olsaydı, "yılda kaç kitap" tartışması nasıl değişirdi? Hesse'nin cevabı tahmin edilebilir — sayı değil, kitabı kapattığında kimin konuştuğu önemli.
Fotoğraf: Nobel Foundation, Public domain, Wikimedia Commons