Kralların armağanı tavşan, Kara Veba'dan sonra köylü sofrasına nasıl indi

Ortaçağ İngiltere'sinde tavşan, kralların tane tane hediye ettiği, tavuktan dört beş kat pahalı bir lükstü. Kara Veba'dan sonra ise varlıklanan köylülerin sofrasına ve zanaatkârların sırtına indi.

Kralların armağanı tavşan, Kara Veba'dan sonra köylü sofrasına nasıl indi
Kültür 17 Ekim 2026 6 dk okuma 1 okunma

1235 yılında İngiltere Kralı III. Henry, Worcestershire'daki Martley malikânesinin beyi Geoffrey Despenser'a bir armağan gönderdi: Guildford'daki kraliyet parkından yakalanmış on canlı tavşan. Bugün İngiliz kırlarında her çalının dibinden fırlayan, tarlaları delik deşik ettiği için zararlı sayılan bu hayvan, o gün bir kralın soylu dostuna layık gördüğü bir hediyeydi.

Tarihçi Alex Brown'ın The Conversation'da yazdığına göre tavşanın İngiltere'deki öyküsü, ortaçağ toplumunun ne kadar hızlı değişebildiğini gösteren bir ayna. Önce kralların ve Norman soylularının lüksü olan hayvan, Kara Veba'nın ardından hâli vakti yerinde köylülerin sofrasına ve zanaatkârların sırtına indi.

Bu yalnız bir mutfak hikâyesi değil. Ortaçağda kimin neyi yiyip giyebileceği yasayla düzenlenen bir konuydu ve tavşan bu çekişmenin tam ortasında durdu. Brown'ın yazısı yeni bir kazı ya da deney sonucu değil; malikâne kayıtlarına, kraliyet emirlerine ve el yazmalarına dayanan bir derleme. Fiyat ve tüketim bilgileri tek tek belgelerden geliyor, bu yüzden bütün ülke için genelleme yaparken dikkatli olmak gerekiyor.

Önce hangi tavşan?

Türkçede tek kelimeyle "tavşan" diyoruz ama hikâyenin kahramanı, bilimsel adı Oryctolagus cuniculus olan Avrupa ada tavşanı. Evcil tavşanların atası olan bu tür aslen İber Yarımadası ve Güney Fransa kökenli; toprağa derin yuvalar kazıyor ve kalabalık koloniler hâlinde yaşıyor. Açık arazide yaşayan, daha iri yabani tavşanla (Lepus) aynı hayvan değil. İngilizce de bu ayrımı yapar: ilki "rabbit", öteki "hare". Eski İngilizce metinlerde ada tavşanı çoğunlukla "coney" adıyla geçer.

Ada tavşanı Britanya'nın yerli hayvanı değil. Uzun süre Normanların getirdiği düşünüldü; ancak Exeter Üniversitesi ile Historic England'ın 2019'da duyurduğu bir bulgu bu tarihi geriye çekti. Sussex'teki Fishbourne Roma Sarayı'nda 1964 kazılarında çıkan ve yıllarca bir kutuda bekleyen 4 santimlik bir kaval kemiği parçasını, zooarkeolog Fay Worley 2017'de tavşana ait olarak tanıdı. Radyokarbon tarihlemesi hayvanın MS 1. yüzyılda yaşadığını gösterdi. Kemikte kasap izi yoktu; ekip, bu tavşanın yemek için değil, varlıklı saray sakinlerinin egzotik evcil hayvanı olarak tutulmuş olabileceği sonucuna vardı.

Yine de yazılı belgelerde tavşan ancak Norman döneminden itibaren görünüyor. Roma'dan kalan o tek kemikle ortaçağın ilk kayıtları arasında uzun bir sessizlik var.

Ondalığı ödenmeyen yeni hayvan

En eski kayıtlardan biri Scilly Adaları'ndan geliyor ve bir vergi anlaşmazlığına dayanıyor. 1176'da toprak sahibi Richard de Wyka, ürünün onda birini kiliseye bağış olarak veren ondalık uygulamasını tavşanları için yerine getirmemişti. Gerekçesi, "bu tür şeyler için ondalık ödenmediğini" sanmasıydı. Brown bu şaşkınlığı, tavşanın o yıllarda hâlâ bir yenilik olduğunun işareti olarak okuyor.

Kralın sayarak harcadığı hayvan

13. yüzyılda tavşan, kralın bizzat ilgilendiği kadar nadirdi. 1235'teki on tavşanlık hediyeden birkaç yıl sonra III. Henry, Guildford parkından 30-40 tavşan yakalatmak için adam gönderdi; ama bir şartla: hayvanlar ancak tavşanlık iyi doluysa alınacaktı. Kral koloninin tükenmesini istemiyordu.

Henry'nin 13. yüzyılın başındaki şölenler için verdiği erzak emirlerinde geyik eti, yaban domuzu, balık, kuğu, tavus kuşu, tavuk, yumurta ve yabani tavşan sayılıyordu. Ada tavşanı bu listeye ilk kez 1240 Noel şöleninde girdi. Yani sofrada yabani tavşan sıradan, ada tavşanı ise yeni ve gösterişli bir yemekti.

Fiyatı da statüsüne uygundu: bir tavşan, tavuğun dört beş katına mal oluyordu. Sahipleri tavşanlıklarını hem kaçak avcılardan hem yırtıcı hayvanlardan öyle özenle koruyordu ki bazı yerlerde gözetleme kuleleri ve taş bekçi evleri yapıldı.

1316-1321 yıllarında hazırlanan Kraliçe Mary Mezmur Kitabı'nda gelincikle tavşan avlayan kadınlar
1316-1321 yıllarında hazırlanan Kraliçe Mary Mezmur Kitabı'nda gelincikle tavşan avlayan kadınlar — Bilinmeyen, Public domain (Wikimedia Commons)

Veba düzeni altüst ediyor

1346-1353 yılları arasında Avrupa'yı kasıp kavuran Kara Veba, kıta nüfusunun üçte biri ile üçte ikisi arasında bir bölümünü öldürdü. Hayatta kalanlar içinse tablo beklenmedik biçimde değişti: toprak boşa çıktı ve kolay edinilir hâle geldi, işçi azaldığı için emeğin değeri arttı, ücretler yükseldi.

Elinde biraz para biriken köylü ve zanaatkâr, üst tabakanın yaşamına öykünmeye başladı. Bu durum yönetenleri öylesine rahatsız etti ki 1363'te insanların toplumsal konumuna göre ne giyebileceğini sınırlayan bir yasa çıkarıldı. Yasanın gerekçesinde, insanların "konumlarının ötesinde aşırı giyinmesinin" ülkeyi büyük bir yıkıma ve yoksulluğa sürüklediği yazıyordu.

Tavşan bu değişimin tam göbeğine düştü. 14. ve 15. yüzyıllarda varlıklı köylüler tavşan eti yemeye, hâlini yükseltmek isteyen zanaatkârlar tavşan kürkü giymeye başladı. Sıradan gri tavşanın kürkü ısınmak için kullanılırken bazı tavşanlıklar daha nadir gümüş grisi ya da siyah tavşanlarda uzmanlaştı. Yani tavşan yaygınlaşsa da itibarını büsbütün yitirmedi: VII. Henry'nin gece giysileri siyah tavşan kürküyle diktirilmişti.

Tavşanlık kazançlı bir işe dönüşüyor

Değişimin ekonomik yüzünü tarihçi Mark Bailey, 1988'de Agricultural History Review dergisinde yayımlanan Doğu Anglia çalışmasında incelemişti. Bailey'e göre tavşanlıklar, getirisi düşük işletmelerden ortaçağın sonlarında büyüyen bir sektöre dönüştü. Kara Veba sonrasında değişen ekonomik ve toplumsal koşullar ile toprak sahiplerinin tavşanlıkları daha yoğun işletmesi, onları kazançlı bir gelir kaynağı yaptı. Bailey, tahıla elverişsiz fakir topraklarda tavşanın bu zayıflığı bir ölçüde telafi edebildiğine de dikkat çekiyor.

Tarla kemiren hayvan, kuşku uyandıran av

Tavşan çoğaldıkça şikâyetler de çoğaldı. Malikâne hesap kayıtlarında, beyin tavşanlarının ekinleri yiyip araziye zarar verdiğine dair tekrar tekrar itirazlar yer alıyor. Köylü için tavşan artık hem sofrada bir lezzet hem de tarlasını kemiren ama başkasına ait bir maldı.

Avlanmak da masum bir uğraş sayılmıyordu. 1381 Köylü İsyanı'nın ardından 1390'da çıkarılan bir yasa, işçi ve zanaatkârların avlanmasını ve kaçak avcılığı yasakladı. Gerekçe, bu insanların av bahanesiyle bir araya gelip krala karşı "isyan planları ve komplolar kurması" korkusuydu. Kralın onayıyla yasak; tazıları, gelincikleri, ağları, ilmekleri ve orman hayvanlarını, yabani tavşanları, ada tavşanlarını ya da "soyluların eğlencesi" sayılan başka avları yakalamaya yarayan her türlü düzeneği kapsayacak biçimde genişletildi.

Bir kralın tane tane hediye ettiği hayvan, bir buçuk asır sonra sınıflar arasındaki gerginliğin konularından biri olmuştu.

Avcısını yargılayan tavşanlar

Ortaçağ insanı bu düzenle dalga geçmeyi de biliyordu. El yazmalarının kenar boşluklarında tavşanlara sık rastlanır: salyangoz sırtında mızrak dövüşüne çıkan tavşanlar, şövalyelik ideallerine yönelik hafif bir öz eleştiri olarak okunuyor. Bazı çizimler bir adım ileri gidip tavşanları insanlardan öç alırken gösteriyor.

Bunun en ayrıntılı örneklerinden biri, 1340'larda Londra'da resimlenen Smithfield Decretals adlı el yazması; Papa IX. Gregorius döneminde derlenen kilise hukuku metinlerinin bir kopyası. Kenar resimlerinde tavşanlar avcılarını yakalıyor, yargılıyor ve sonunda hem insan avcıyı hem tazısını idam ediyor.

Smithfield Decretals'ın kenar resimlerinden: tavşanlar yakaladıkları avcının başını kesiyor
Smithfield Decretals'ın kenar resimlerinden: tavşanlar yakaladıkları avcının başını kesiyor — Unknown authorUnknown author, Public domain (Wikimedia Commons)

Brown'a göre bu sahneler, toplumu bir günlüğüne tersine çeviren ortaçağ mizah geleneğine uyuyor. Durham'da bir çocuğun bir günlüğüne piskopos yapılması ya da Mayıs eğlencelerinde bir "düzensizlik beyi"nin başa getirilmesi aynı geleneğin parçalarıydı. Brown, Monty Python ve Kutsal Kâse (1975) filminin ünlü öldürücü tavşanını da bu ortaçağ ironisinin modern bir uyarlaması olarak görüyor.

"En bolu İngiltere'de"

1555'e gelindiğinde İsviçreli doğa bilimci Conrad Gesner, ada tavşanının üremediği pek az ülke olduğunu, ama en bol bulunduğu yerin İngiltere olduğunu yazıyordu. Kralın tek tek saydırdığı hayvan, üç asırdan biraz fazla bir sürede adanın her yanına yayılmıştı. Bugün Brown onu Britanya'nın en yıkıcı istilacı türlerinden biri olarak anıyor.

Açık kalan soru ise başlangıçta duruyor. Fishbourne'daki kemik, Roma'dan Normanlara uzanan yaklaşık bin yıllık boşluğu tek başına doldurmuyor. Tavşanın bu arada adada tutunup tutunmadığını ya da Normanlarla yeniden mi geldiğini, ancak yeni kemik buluntuları ve tarihlemeler söyleyebilir.

Fotoğraf: dun_deagh, CC BY-SA 2.0, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.