Rashomon etkisini sinema değil antropoloji adlandırdı: belleğin payı ne?

Aynı olayı yaşayanların farklı anlatmasına “Rashomon etkisi” deniyor. Tabiri akademik yazına 1988’de bir antropoloji makalesi taşıdı; belleğin bu farktaki payı ise laboratuvar bulgularında göründüğünden daha dar.

Rashomon etkisini sinema değil antropoloji adlandırdı: belleğin payı ne?
Kültür 10 Ekim 2026 7 dk okuma 8 okunma

1980 ile 1984 arasında, Pasifik adaları üzerine çalışan bir grup antropolog düzenli olarak bir araya gelip tuhaf bir soruyu tartıştı: aynı köyde, aynı insanlarla, birbirine yakın tarihlerde çalışan iki araştırmacı neden birbirini tutmayan iki ayrı anlatıyla döner? Grubun kendine taktığı ad “Rashomon Oturumları”ydı. Toplantıları yürüten Amerikalı görsel antropolog Karl G. Heider, bu yılların sonunda vardığı yeri 1988’de American Anthropologist dergisinde yayımladı: “The Rashomon Effect: When Ethnographers Disagree” (cilt 90, sayı 1, s. 73-81). Heider’a göre o dönemde “Rashomon etkisi”, antropolojide vakti gelmiş bir tabirdi.

Tabir bugün sinema yazısından psikolojiye, iletişim araştırmalarından yapay zekâ makalelerine kadar her yerde dolaşıyor ve çoğunlukla tek bir cümleye indirgeniyor: insanlar aynı olayı farklı hatırlar. Oysa hem tabirin kökeni hem arkasına yerleştirilen bilim bundan karışık. İki anlatı arasındaki fark belleğin bozulmasından gelebilir; ama anlatma anındaki çıkardan, bakılan noktadan ya da sorulan sorunun kelimelerinden de gelebilir. Bunlar birbirinden ayrı mekanizmalar ve laboratuvarda ayrı ayrı ölçülüyor.

Filmin kurgusu: dört anlatı, tek orman

Akira Kurosawa’nın Rashomon’u 25 Ağustos 1950’de Tokyo’da gösterime girdi. Kurgu şöyle: yağmur altında yıkık bir kapının altına sığınmış bir oduncu, bir rahip ve bir yolcu, ormanda bir samurayın ölümüyle ilgili duyduklarını birbirine aktarır. Dört ayrı anlatı dinlenir — haydut Tajōmaru’nun, samurayın karısı Masago’nun, bir medyumun ağzından konuşan samurayın ve oduncunun. Dördü de kendi içinde tutarlıdır, dördü de birbirini tutmaz; film hangisinin doğru olduğunu söylemeden biter.

Senaryo, Akutagawa Ryūnosuke’nin iki metninden derlendi. Olay örgüsü ve kişiler 1922’de yayımlanan “Yabanın İçinde”den (藪の中), başlık ile çerçeve anlatısı “Rashōmon”dan (羅生門) geliyor. Film 10 Eylül 1951’de Venedik’te Altın Aslan’ı, 20 Mart 1952’de de Akademi’nin o yıllarda yabancı filme verdiği onur ödülünü aldı. Japon sinemasının Batı’da tanınması büyük ölçüde bu iki ödülle başladı.

Film 2023 başında Britanya’da yeniden gösterime girdi; aşağıdaki tanıtım, dağıtımı yapan British Film Institute’un yayımladığı fragman.

Akira Kurosawa 1953’te çekim sırasında
Akira Kurosawa 1953’te çekim sırasında — 映画の友 (Eiga no tomo), Public domain (Wikimedia Commons)

Tabiri kim buldu: kesin cevap yok

Terimin kökeni sanıldığı kadar net değil. İletişim araştırmacısı Robert Anderson, 2016’da Canadian Journal of Communication’da yayımlanan yazısında tabiri ilk kez 1966 başında Chicago Üniversitesi’nde bir derste hocası Nur Yalman’dan duyduğunu, Yalman’ın “antropolojinin baş sorunu Rashomon etkisiyle baş etmektir” dediğini aktarıyor. Gazeteci-araştırmacı Valerie Alia ise tabiri 1970’lerin sonunda kullandığını, sonra habercilik etiği üzerine 1996 tarihli kitabına taşıdığını bildiriyor. Heider’ın 1988 makalesi tabiri akademik yazına yerleştiren metin sayılıyor, ama onu “icat eden” belge değil. Bu tür tabirlerde sık görüldüğü gibi, ilk kullanımın kime ait olduğu büyük olasılıkla kesinleşmeyecek.

Her hatırlayış anıyı yeniden yazar mı?

Popüler anlatımda sık duyulan cümle şu: bir anıyı her hatırladığınızda onu yeniden kaydeder, dolayısıyla biraz değiştirirsiniz. Bu cümlenin arkasındaki deney 2000 yılında Nature’da yayımlandı. Karim Nader, Glenn Schafe ve Joseph LeDoux, sıçanlarda pekişmiş bir korku anısını hatırlatma işaretiyle yeniden etkinleştirdikten hemen sonra amigdalaya protein sentezini durduran anisomisin verdi (cilt 406, s. 722-726). Madde hatırlatmanın ardından verildiğinde anı sonraki testlerde kayboldu; hatırlatma olmadan verildiğinde anı yerinde kaldı. Etkinleşen anı, yeniden sabitlenmek için yeni protein üretimine ihtiyaç duyuyordu. Bu sürecin adı yeniden pekişme (reconsolidation): bir anının hatırlanınca kısa süre oynanabilir hale gelmesi.

Buradan “demek ki bütün anılarımız her hatırlayışta değişiyor” sonucunu çıkarmak bulgunun sınırını aşıyor. İnsanda aynı pencereyi yakalamak zor: Lotte Stemerding ve arkadaşları, propranolol ile korku anısını bozmayı deneyen bir çalışmayı 91 katılımcıyla yeniden kurdu ve 2022’de Scientific Reports’ta (cilt 12, makale 2285) özgün sonucu tekrarlayamadıklarını bildirdi. Yazarların vardığı yer şu: müdahalenin işe yaraması, hatırlatma seansının ayrıntılarına ve kişinin önceki öğrenme geçmişine fazlasıyla bağlı. Hücre düzeyinde gösterilen mekanizma, insanın kendi yaşamına ait anıları için henüz güvenilir bir kol değil.

Tek bir fiil, hız tahminini yedi mil oynattı

Belleğin anlatma anında büküldüğünü gösteren en bilinen çalışma, Elizabeth Loftus ile John Palmer’ın 1974’te Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior’da yayımladığı “Reconstruction of Automobile Destruction” (cilt 13, s. 585-589). Katılımcılara trafik kazası görüntüleri izletildi, sonra arabaların hızı soruldu — ama soru beş ayrı fiille kuruldu. Tahminler fiile göre kaydı.

“parçaladı” (smashed)40,8 mil/saat
“çarpıştı” (collided)39,3 mil/saat
“tosladı” (bumped)38,1 mil/saat
“vurdu” (hit)34,0 mil/saat
“dokundu” (contacted)31,8 mil/saat

Tablodaki ortalamalar Loftus ve Palmer’ın 1974 makalesinin birinci deneyine ait.

İkinci deney daha çarpıcı. 150 kişi üç gruba ayrıldı; birinci gruba “parçaladı”, ikinciye “vurdu” fiiliyle hız sorusu soruldu, üçüncüye hiç sorulmadı. Bir hafta sonra herkese “kırık cam gördünüz mü?” diye soruldu. Görüntüde kırık cam yoktu. “Parçaladı” grubunda 50 kişiden 16’sı (%32), “vurdu” grubunda 7’si (%14), soru sorulmayan grupta 6’sı (%12) gördüğünü söyledi. Tek bir kelime, olmayan bir ayrıntıyı anıya ekledi.

Hiç olmamış bir anı yerleştirilebiliyor

Loftus ile Jacqueline Pickrell’in 1995’te Psychiatric Annals’da yayımlanan çalışmasında 24 kişiye çocukluklarına ait dört kısa olay anlatıldı; üçü aile üyelerinden toplanmış gerçek olaylar, dördüncüsü uydurmaydı — beş yaşlarında bir alışveriş merkezinde kaybolup yaşlı biri tarafından ailesine kavuşturulma. Üç aşamalı görüşmenin sonunda 24 kişiden 6’sı (%25) hiç yaşanmamış olayı hatırladığını bildirdi; bazıları anlatıya kendi ayrıntılarını ekledi.

Tek bir çalışmaya fazla yüklenmemek gerekiyor, çünkü yayımlanan “yanlış anı oranları” çalışmalar arasında çok oynuyordu: her ekip “yanlış anı” sayılacak eşiği başka yerden çiziyordu. Alan Scoboria ve arkadaşları 2017’de Memory dergisinde (cilt 25, s. 146-163) sekiz hakemli yerleştirme çalışmasının 423 katılımcısına ait vaka kayıtlarını bir araya getirip hepsini aynı yedi ölçütle yeniden kodladı: telkini kabul etme, telkinin ötesine geçen ayrıntı, imge, tutarlılık, duygu, “hatırlıyorum” ifadesi ve telkini reddetmeme. Sonuç: vakaların %30,4’ü tam yanlış anı, %23’ü kısmi kabul.

2023’te Memory’de yayımlanan ön kayıtlı bir tekrar çalışması — Murphy ve arkadaşları, 123 katılımcı — alışveriş merkezi düzeneğini yeniden kurdu ve katılımcıların %35’inde yanlış inanç ya da anı bildirimi buldu; özgün çalışmada bu oran %25’ti. Sınırı da yazmak gerek: bu düzeneklerin hepsinde araştırmacı, aile üyelerinden aldığı gerçek anıların arasına tek bir uydurma olayı yerleştiriyor ve onu güvenilir bir kaynak kimliğiyle, ısrarla sunuyor. Günlük hayatta bu kadar elverişli koşul nadirdir. Bulgu “anılarımızın çoğu uydurma” demiyor; “bir anının yerleştirilmesi mümkün” diyor.

Emin olmak doğru olmak değil

Rashomon’un dört anlatıcısının ortak yanı, hiçbirinin tereddüt etmemesi. Güvenle doğruluğun aynı şey olmadığını ölçen bir çalışma var: Jennifer Talarico ve David Rubin, 11 Eylül 2001’in ertesi günü Duke Üniversitesi öğrencilerinden hem o sabaha ait anılarını hem de aynı günlere ait sıradan bir anıyı yazmalarını istedi; sonra 1, 6 ya da 32 hafta sonra aynı iki anıyı yeniden sordu. 2003’te Psychological Science’da (cilt 14, s. 455-461) bildirdikleri sonuç şu: iki anı türünde tutarlılık benzer biçimde düştü, ama katılımcıların canlılık ve doğruluk güveni yalnız o sabaha ait anıda yüksek kaldı. “Flaş anı” denen keskin hatırlayışı özel kılan şey doğruluğu değil, doğru olduğuna duyulan inanç.

Yanlış hatırlamak mı, başka anlatmak mı?

Düğüm burada. Filmin adını taşıyan “etki” tek bir olguyu değil, birkaç ayrı olguyu aynı çuvala koyuyor. Heider’ın 1988’de etnograf anlaşmazlıkları için saydığı nedenler bunu açıkça gösteriyor: biri gerçekten yanılmış olabilir — sahada az zaman geçirmek hatayı artırıyor; ikisi aynı kültürün farklı altkümelerine bakmış olabilir; gözlemler farklı zamanlarda yapılmış olabilir; ya da ikisi aynı şeyi görüp farklı yorumlamıştır, kendi kültürel geçmişi, kişisel özellikleri ve dil engeli yüzünden.

Filmdeki anlatılar arasındaki fark da büyük olasılıkla belleğin bozulmasından değil, her anlatıcının kendini belirli bir biçimde göstermek istemesinden geliyor. Kurosawa’nın sorusu “insan ne hatırlar” değil, “insan kendine dair hangi anlatıyı taşınabilir bulur” sorusuna daha yakın. Laboratuvar bulguları ise bambaşka bir noktayı gösteriyor: bir kelime, bir fotoğraf ya da güvendiğimiz birinin ısrarı, dürüst ve iyi niyetli bir insanın anısını da değiştirebiliyor.

Açık soru, ikisini dışarıdan ayırmanın yolu. Bir anlatı yanlış hatırlamadan mı, konuşma anındaki çıkardan mı, yoksa sorunun kelimelerinden mi böyle çıktı? Bu üçünü kesinlikle ayıran bir ölçüt bugün yok; elimizde yalnızca olasılıkları değiştiren koşullar var — anlatının olaydan ne kadar sonra alındığı, soranın nasıl sorduğu, anlatıcının kendisine dair ne riske attığı. Rashomon etkisinin kalıcı tarafı belki de bu: dört anlatıyı yan yana görsek bile, hangisinin yanlış hatırlama olduğunu söyleyemiyoruz.

Fotoğraf: Unknown authorUnknown author, Public domain, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.