Arkeolog Starkey'nin 1938'deki ölümüne yeni açıklama
Araştırmacılar, İngiliz arkeolog James Starkey'nin öldürülmesinin Lakiş kazısı çevresindeki arazi anlaşmazlığıyla bağlantılı olduğunu savunuyor.

İngiliz arkeolog James Leslie Starkey'nin öldürülmesinin üzerinden 88 yıl geçti, ancak olayın arkasındaki neden hâlâ tartışılıyor. Kudüs İbrani Üniversitesi'nden Prof. Yosef Garfinkel ile Van Leer Kudüs Enstitüsü'nden tarihçi Dr. Roy Marom'un yeni çalışması, cinayetin rastgele bir şiddet olayı olmadığını öne sürüyor. Araştırmacılara göre saldırı, Lakiş kazısı ile komşu Filistin köyü el-Kubeybe'nin köylüleri arasındaki sert bir arazi uyuşmazlığına dayanıyordu.
Eski anlatı neydi?
Starkey, o dönemde Manda yönetimindeki Filistin'de çalışan önde gelen İngiliz arkeologlardan biriydi. 1932'den itibaren, İncil'de adı geçen Yahuda'nın önemli kentlerinden Lakiş'le özdeşleştirilen Tell ed-Duweir kazısını yönetti. Kazıya, ilaç sanayisi girişimcisi Sir Henry Wellcome gibi etkili destekçiler katkı veriyordu ve proje uluslararası ilgi görüyordu.
Starkey, 10 Ocak 1938'de Lakiş'ten Kudüs'e gitmek üzere yola çıktı. Orada Filistin Arkeoloji Müzesi'nin, yani bugünkü adıyla Rockefeller Müzesi'nin açılışına katılması bekleniyordu. Halil (Hebron) yakınında silahlı kişiler aracını durdurdu. Starkey'nin Lakiş kazısının yöneticisi olduğunu doğruladıktan sonra şoföre uzaklaşmasını söylediler ve arkeoloğu vurdular.
Dönemin İngiliz yetkilileri olayı, Arap Ayaklanması'nın (1936–1939) yarattığı genel şiddet ortamında bir haydutluk eylemi olarak nitelendirdi. Yetkililer ayrıca el-Kubeybe köyünü resmen sorumluluktan aklamıştı. Cinayetin ayrıntıları ve gerçek saiki uzun yıllar belirsiz kaldı.
Arazi anlaşmazlığı ve yeni deliller
Garfinkel'in on yıl önce, 2016'da Palestine Exploration Quarterly dergisinde yayımladığı makale, yerleşik görüşe ilk kez ciddi biçimde itiraz etmişti. Yayımlanmamış kazı raporları ile Manda Eski Eserler Dairesi kayıtları, Lakiş höyüğünün zirvesindeki tarım arazileri konusunda uzun süren bir çatışmayı ortaya koyuyordu. Heyet araziyi satın almaya ya da kiralamaya çalışmış, ancak görüşmeler defalarca tıkanmıştı. Sonunda Manda yönetimi devreye girerek araziyi kamulaştırdı ve kazının sürmesinin önünü açtı. Etkilenen ailelere tazminat ödenmesindeki gecikmeler gerginliği daha da artırdı.
Garfinkel o makalede, toprak sahiplerinin kamulaştırılan arazi için tam tazminat almadığını belirtmiş ve bunun intikam için güçlü bir neden olduğunu yazmıştı. Yine de yerel mağduriyet ile saldırganların kimliği arasındaki bağ kesin biçimde kurulamamıştı.
Bulletin of the History of Archaeology dergisinde yayımlanan yeni çalışma bu boşluğu doldurmayı hedefliyor. Araştırmacılar, daha önce kullanılmamış İngiliz sömürge kayıtlarını, Filistinli tarihsel anlatımları, istihbarat belgelerini ve köy sakinlerinin torunlarının aktardığı sözlü tanıklıkları bir araya getirdi. Çalışma, saldırıyı gerçekleştiren kişi olarak Filistinli isyancı komutan Îsa el-Battat'ı gösteriyor ve eylemi kazıya yönelik şikâyetlerle bağlantılı, yerel olarak örgütlenmiş bir operasyon olarak tanımlıyor.
Garfinkel, 2016'da kazı arşivlerini incelediğinde cinayetin arazi çatışması olmadan anlaşılamayacağının belli olduğunu söyledi. Eksik olanın Filistin tarafının bakış açısı olduğunu belirten Garfinkel'e göre özellikle sözlü tanıklıklar, arşiv belgeleriyle yerel topluluğun hafızasını birleştirmeyi ve suikastın koşullarını çok daha net kurmayı mümkün kılıyor.
Neden önemli?
Sömürge dönemi arkeolojisi çoğu zaman yalnızca bilimsel keşifler üzerinden anlatılır. Oysa kazılar, toprağa, emeğe ve mülkiyete dayanan gündelik çıkar çatışmalarının da içinde yürüyordu. Bir höyüğün tepesindeki tarla, bir arkeolog için kazı alanı, o tarlayı işleyen köylü için geçim kaynağıydı. Bu çalışma, arkeoloji tarihinin resmî raporlarla sınırlı kalmayıp yerel toplulukların anlatılarıyla da okunması gerektiğini gösteriyor.
Olayın bir başka boyutu, dönemin resmî açıklamalarının sorgulanmasıdır. Yönetimin cinayeti haydutluk saymış ve komşu köyü aklamış olması, kayıtların hangi çerçevede tutulduğu sorusunu gündeme getiriyor. Araştırmacıların yaklaşımı, tek bir kaynak türüne bağlı kalmanın tarihsel olayları eksik bırakabileceğini hatırlatıyor.
Starkey'nin ölümü, bölgede yürütülen en iddialı arkeolojik projelerden birinin vaktinden önce sona ermesine yol açmıştı. Yeni bulgular bu kaybın ardındaki toplumsal gerilimi daha görünür kılıyor. Çalışmanın sonuçları araştırmacıların yorumudur ve konu, farklı kaynakların karşılaştırılmasıyla tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.
Kaynak: Yudum — https://www.yudum.net/haber/arkeolog-starkeynin-1938deki-olumune-yeni-aciklama.html — Yazdırma tarihi:













