Kanatlı kafatasından melek yüzüne: bir mezar taşı motifinin dönüşümü
Yeni İngiltere'nin 17. yüzyıl mezar taşlarındaki kanatlı kafatası, 18. yüzyılda yerini kanatlı melek yüzüne bıraktı. İki antropolog bu değişimi sayarak ölçtü; anlamı hâlâ tartışılıyor.
Boston'ın göbeğinde, Granary Burying Ground'un ince arduvaz taşları arasında duruyorsunuz. Önünüzdeki taşta 1690 tarihi okunuyor: "HERE LYES Ye BODY OF CAPt. THOMAS ANDREWs, AGED 58 YEARS." Yazının üstünde, taşın kemerli alınlığında bir kafatası var — ama sıradan bir kafatası değil, iki yanından kanat çıkmış.

Aynı mezarlıkta, yüz yıl sonraya tarihlenen taşlarda o kafatası yok. Yerinde yuvarlak, insan yüzlü, yine kanatlı bir figür duruyor. Kemik gitmiş, yanak gelmiş.
-
Yemek tarifleri
Malzeme listesi, adım adım yapılış, süre ve porsiyon bilgisiyle. Çorbadan tatlıya kategoriye göre gez ya da aradığını doğrudan ara.
Tariflere bak → -
Nasıl yapılır rehberleri
Telefon ayarlarından resmî işlemlere, hesap güvenliğinden günlük hayattaki küçük sorunlara: numaralı adımlar ve tahmini süreyle anlatılmış rehberler.
Rehberleri gör → -
Program arşivi
Tarayıcılar, güvenlik araçları, ofis ve medya yazılımları. Her kayıtta ne işe yaradığı, sürümü ve indirme bağlantısı.
Programlara göz at → -
Sesli ve görüntülü sohbet
Odalarda grup görüntülü sohbet, birebir sesli arama ve canlı yayın. Tarayıcıdan çalışır — eklenti, uygulama ya da kurulum gerekmez.
Odalara gir →
Bu, moda kaprisi diye geçiştirilecek bir ayrıntı değil. Mezar taşı, arkeologların pek az nesnede bir arada bulduğu üç şeyi sunar: üzerinde tarih yazılıdır, yapıldığı yerde durur ve binlerce örneği tek tek sayılabilir. 1960'larda iki antropolog tam bu yüzden Massachusetts mezarlıklarına girdi ve orayı açık hava laboratuvarına çevirdi. Bugün arkeoloji derslerinde anlatılan bir tarihlendirme yöntemi, kanatlı kafatasları üzerinde sınandı.
Kanatlı kafatası aslında ne anlatıyor?
American Antiquarian Society'nin yayımladığı Farber Mezar Taşı Koleksiyonu'nun tanıtım metninde Jessie Lie Farber, koloni dönemi taşlarındaki motif dağarcığını sayıyor: kafatasları (çoğunlukla kanatlı, yani "death's head" biçiminde), iskeletler, kum saatleri, kemikler, tırpanlar ve tabutlar. Farber'a göre bu imgelerin kaynağı doğrudan Püriten inancı: ölümlülük ve ölüme hazır olma, erken koloni taşlarının baskın temasıydı.
Aynı metnin sonundaki motif sözlüğünde iki satır, bütün hikâyeyi özetliyor. Kanatlı kafatası: "ölümlü insandan ruhun uçuşu." Kanatlı yüz: "ölenin sureti ya da ruhu, uçuş hâlindeki ruh." Yani kanat her iki motifte de aynı işi görüyor. Değişen, kanadın neye takılı olduğu.
Kafatasının kendisi Avrupa'da yüzyıllardır dolaşan memento mori geleneğinin parçası — Latince "ölümlü olduğunu hatırla". Yeni İngiltere örneğini özel kılan şey, taşın üzerinde tarih bulunması: motifi yıl yıl izleyebiliyorsunuz.
İki antropolog mezarlığı veriye çevirdi
Edwin Dethlefsen ve James Deetz, 1966'da American Antiquity dergisinde (cilt 31, sayı 4, s. 502-510) "Death's Heads, Cherubs, and Willow Trees: Experimental Archaeology in Colonial Cemeteries" başlıklı makaleyi yayımladı. Makalenin özetindeki tez açık: death's head tasarımlarının erken dönemdeki yaygınlığı Püritenlerin ölüme bakışını yansıtıyor; sonraki melek, söğüt ve vazo motifleri ise bu değerlerin çözülüşüne işaret ediyor.
Buldukları şey yalnızca bir sıralama değildi. Dethlefsen ve Deetz'e göre kanatlı melek yüzü ilk kez Cambridge'deki "yenilikçi kentli sınıf" arasında ortaya çıkıyor; ama tam da bu merkezde görece küçük bir azınlık olarak kalıyor ve asıl hızlı benimsenişi, etki merkezinden uzaktaki taşra yerleşimlerinde gerçekleşiyor. Yenilik şehirde doğuyor, şehir ondan sıkılırken taşra onu kucaklıyor.
Yılda bir mil hızla yayılan bir motif
Arkeologlar Sherene Baugher ve Frederick A. Winter, Archaeology dergisinin Eylül/Ekim 1983 sayısındaki yazılarında bu yayılmayı bir rakama bağlıyor: Deetz ve Dethlefsen, melek motifinin koloni dönemi Yeni İngiltere'sindeki yayılma hızını hesaplamış ve yaklaşık yılda bir mil, yani kabaca 1,6 kilometre bulmuştu.
Baugher ve Winter aynı yazıda yöntemin mantığını da anlatıyor: bir nesne biçiminin popülerliği normalde sınırlı sayıda örnekle başlar, geniş ve yaygın bir dağılıma ulaşır, sonunda söner. Grafiğe dökülünce ortası şişkin, iki ucu incelen bir mercek biçimi çıkar. Arkeolojide bu eğriler üst üste konarak, tarihi bilinmeyen katmanlar birbirine göre sıralanabilir; yönteme seriasyon deniyor.
Dethlefsen ve Deetz'in yaptığı tam olarak şuydu: tarihi bilinmeyen kazı alanlarında kullanılan bu yöntemi, her nesnesinin tarihi üstünde yazılı olan bir alanda denediler. Mezar taşları, yöntemin doğru sonuç verip vermediğini kontrol edebilecekleri bir cevap anahtarıydı. Baugher ve Winter'ın aktardığına göre motiflerin sırası, seriasyon için varsayılan mercek biçimli örüntüye uydu.
Kemik nasıl yüze dönüştü?
Değişim bir günde olmadı. Jessie Lie Farber, geçişin ara basamaklarını tek tek tarif ediyor. Kimi taşta kafatasının dişlerinin üstüne bir "ağız çizgisi" eklenmiş ve kuru kafaya canlı, hatta gülümser bir ifade verilmiş. Kimi taşta dişler o kadar aşağı çekilmiş ki artık diş değil, boyun süsü gibi duruyor. Bazı kafataslarında göz çukurları bademe dönmüş, içine göz bebeği ve üstüne kaş kondurulmuş; burnun üçgen boşluğu gerçek bir burunla doldurulmuş. Tersi de var: kimi kanatlı yüzde kafatasının hatları hâlâ seçiliyor.
Farber'ın deyişiyle, istenerek olsun ya da olmasın, yerleşik motife eklenen ve ondan eksiltilen bu ayrıntılar kafatasından yüze geçişi daha ince, daha az sarsıcı kıldı. Farber ayrıca değişimin ne ani ne de tutarlı bir ilerleme izlediğini, yöreden yöreye farklılaştığını vurguluyor.

Değişim sayılabiliyor
Bu dönüşüm yalnız gözle değil, sayıyla da görülüyor. Farber'ın aktardığına göre, Harriette Merrifield Forbes'un 1920'lerde Massachusetts'te çektiği fotoğraflardan oluşan koleksiyondaki taşların motif analizi 1675-1800 arası için şu tabloyu veriyor.
| Kafatası ve iskelet motifi, dönem başı | neredeyse bütün taşlarda |
|---|---|
| Kafatası ve iskelet motifi, dönem sonu | yaklaşık her otuz taştan birinde |
| Kanatlı yüz motifi, dönem başı | yaklaşık her on taştan birinde |
| Kanatlı yüz motifi, dönem sonu | neredeyse her iki taştan birinde |
Farber'ın kendi uyarısını da yazmak gerek: Forbes koleksiyonu geniş olsa da rastgele bir örneklem değil. Yani bu oranlar, bölgenin tamamı için kesin bir sayım sayılmaz.
Koleksiyonun ölçeği fikir veriyor. Daniel ve Jessie Lie Farber'ın yirmi yılı aşkın sürede çektiği fotoğraflar, 9.000'den fazla taşın 13.500'ü aşkın görüntüsünü kapsıyor. Forbes'un 1.260'tan fazla taşa ait 1.370'ten fazla fotoğrafı ve Ernest Caulfield'ın 1950'lerde Connecticut'ta çektiği yaklaşık 600 fotoğrafla birlikte toplam 14.834 fotoğraf, 9.300'den fazla mezar taşı ediyor.
Taşı kim yonttu?
Farber'a göre uzun süre Yeni İngiltere'nin erken taşlarının İngiltere'den gemilerde safra olarak getirildiği sanılıyordu. Araştırma bunun tersini gösterdi: birkaç istisna dışında taşlar bulundukları yerin yakınından çıkarılmış ve yerli taşçılar tarafından işlenmişti. Mezar taşı yontmak çoğu zaman duvarcıların ve başka zanaatkârların ikinci, yarı zamanlı işiydi.
Ustayı bulmak ayrı bir uğraş. Farber üç yol sayıyor: imza aramak, ölenin adından yola çıkıp tereke kayıtlarında taş için yapılmış bir ödeme izi bulmak ve üslubu tanımak. İmzalar çoğunlukla ölçülü ve göze batmayan yerlere, hatta toprak altında kalacak biçimde atılmış — "G.Allen, Sc" gibi. Buradaki "Sc", Latince sculpsit, yani "yontan odur" demek. Gösterişlisi de var: Connecticut, East Glastonbury'de 1762 tarihli Daniel House taşının alınlığına iri harflerle "MAD:BY:PETER:BUCKLAND" yazılmış.
Üsluptan teşhis en riskli yol. Farber'ın saydığı tuzaklar uzun: kentlerdeki atölyelerde birden fazla usta neredeyse ayırt edilemez iş çıkarıyordu, kimi zaman biri süslemeyi biri yazıyı yapıyordu; çıraklar ustayı kopyalıyordu; aynı yörede birbirini etkileyen ustalar bir "yontma okulu" oluşturuyordu; bir ustanın kendisi birden fazla üslupta çalışabiliyordu. Üstelik taşçılar taşınıyor, yeni yerde başka bir taş cinsine ve yeni müşterinin beğenisine göre üslup değiştirebiliyordu. Farber bu yüzden, taş ustası atıflarının sürekli değişen, yeni buluşlarla düzeltilen genç bir alan olduğunu hatırlatıyor.
Malzeme de dönemi ele veriyor. Farber, koloni taşı denince akla ilk arduvazın geldiğini yazıyor: 17. ve 18. yüzyılın başında baskın malzeme o. Yüzyıl ilerledikçe kumtaşı ve şist yaygınlaşıyor; 19. yüzyılda ulaşım düzelince Vermont'un beyaz mermeri moda oluyor. Farber'ın notu acı: o beyaz mermer, mezarlıklarda kullanılan taşların en yumuşağı, en kolay işleneni ve en kısa ömürlüsü. Bugün çoğu okunamayacak kadar aşınmış durumda.
Yorumun sınırı: kimse kesin konuşmuyor
Buraya kadar anlatılan sıralama sağlam. Sıralamanın anlamı değil.
Farber, kanatlı kafatasından kanatlı yüze geçişin hem zamanlaması hem de önemi konusunda akademik bir tartışma bulunduğunu ve bu alanda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu açıkça yazıyor. Daha genel olarak da şunu söylüyor: araştırmacılar belirli motiflerin anlamı konusunda keskin biçimde ayrışıyor, hatta bu anlamın ne ölçüde tespit edilebileceğini bile tartışıyorlar. Verdiği örnekler yerinde: ters duran bir kalbin anlamı nedir? Bir kafatasının yüzündeki gülümseme ya da asık ifade ne demek? Belirli bir çiçeğin veya çarkıfeleğin sembolik bir karşılığı mı var, yoksa boşluğu dolduran bir süs mü?
Farber'ın uyarısı net: bazı tasarımlar öyle kolay yorumlanamaz ve zorlandığında çıkan sonuç, ustanın niyetinden çok bakanın gözündekini yansıtır.
Değişimi açıklayan gerekçeler de sorgulanıyor. Virginia Eyalet Tarihî Kaynaklar Dairesi'nden arkeolog Joanna Wilson Green, kurumun sitesindeki yazısında dönüşümü Birinci Büyük Uyanış'a bağlıyor: ona göre bu dinî canlanma, cenaze imgesini ölümün ve çürümenin biyolojik tasvirinden uzaklaştırıp daha yumuşak, daha temsilî bir yere taşıdı. Green'e göre vazo ve söğüt motifinin ortaya çıkışı ise İkinci Büyük Uyanış'a ve yeniden canlanan Yunan tarzı ilgisine denk düşüyor; söğüt hem yas hem yeniden doğuş sembolü olarak okunuyor.
Ama bu açıklama her yerde tutmuyor. Baugher ve Winter, aynı örüntüyü dinî ve etnik açıdan çok daha çeşitli olan New York mezarlıklarında sınadıklarında taşların Yeni İngiltere kalıbına beklendiği kadar uymadığını yazıyor. Yani motifin anlamı yalnız motife bakılarak okunamıyor; yerel bağlam olmadan cümle tamamlanmıyor.
Osmanlı mezar taşı aynı soruyu başka türlü cevaplıyor
Türkçede memento mori üzerine epey yazı var, ama neredeyse tamamı resim sanatı üzerinden ilerliyor. Mezar taşını tek tek sayarak okuyan arkeoloji geleneği pek anlatılmıyor. Oysa Türkiye'de mezar taşı, başka bir soruyu cevaplayan zengin bir arşiv.
Marmara Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nden Ahmet Sacit Açıkgözoğlu, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi'nin 2009 tarihli sayısında (cilt 7, sayı 14, s. 297-314) mezar taşlarını "öncelikle tarihî birer vesika" diye tanımlıyor. Açıkgözoğlu'na göre "serpuşlar ve çeşitli semboller vazife, meşrep, sanat ve mesleklere de işaret ettiğinden, mezar taşları kıyafet tarihimiz, moda ve çağlar boyu süregelen değişiklikleri gözler önüne sermektedir."
Fark tam burada. Yeni İngiltere taşının alınlığındaki motif, ölenin kim olduğunu değil, geride kalanların neye inandığını yazıyor. Osmanlı taşındaki serpuş ise doğrudan ölenin kimliğini söylüyor: mesleğini, rütbesini, bağlı olduğu yapıyı.
Bu okumanın sayısal karşılığı da var. Oktay Gündoğdu ve Lütfi Şeyban'ın İSTEM dergisinde 2021'de yayımladığı "Sakarya Osmanlı Mezar Taşlarından Örneklerle Dardağan Serpuşlar" çalışması (sayı 38, s. 273-302) 1.210 mezar taşını inceliyor ve kitabelere göre sınıflandırıldığında taşların meslek gruplarını açıkça ortaya koyduğunu gösteriyor.
İki gelenek de aynı temel özelliği paylaşıyor: taş, tarihiyle birlikte yerinde duran nadir bir belge. Ayrıldıkları yer, o belgeye ne yazıldığı.
Peki taş bugün ne söylüyor?
Dethlefsen ve Deetz'in 1960'larda kurduğu yöntem hâlâ iş görüyor. Ama asıl soru yerinde duruyor: 18. yüzyılda Yeni İngiltereli bir aile, taşçıya kafatası yerine yüz yonttururken ne düşünüyordu? İnancı mı değişmişti, taşçının elindeki kalıp mı, yoksa komşunun taşı mı? Farber'ın yazdığı gibi, bu alan hâlâ daha fazla araştırma bekliyor.
Bir sonraki adım belki de taşın kendisinde değil, taşın etrafındaki kâğıtlarda: tereke defterlerinde, ödeme kayıtlarında, atölye hesaplarında. Kanadı kimin seçtiğini bir gün belki bir fatura söyler.
Fotoğraf: Matthias Nonnenmacher, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons