Küçük Albert kimdi? Yüz yıllık deneyin çözülemeyen kimlik bilmecesi
Watson ve Rayner'ın 1920 tarihli koşullu korku çalışması herkesin bildiği bir hikâye. Bilinmeyen: bebeğin kim olduğu hâlâ tartışmalı ve deneyin kendisi, bilimsel ölçütlerle bakıldığında sanıldığından çok daha zayıf.
Aralık 1919'da Johns Hopkins Hastanesi'nin bir odasında kamera çalışıyordu. Yerde oturan bebek sekiz aylık, yirmi altı günlüktü. Önüne konan beyaz fareye elini uzattı. Tam o anda, arkasındaki askıdan sarkan çelik çubuğa çekiçle vuruldu. Çubuk dört ayak uzunluğunda, dörtte üç inç kalınlığındaydı; Watson ve Rayner makalelerinde bu ayrıntıyı açıkça yazmışlardı.
Bebeğin tepkisini de aynı kuru üslupla kaydettiler: "Fare gösterildiği anda bebek ağlamaya başladı. Neredeyse anında keskin biçimde sola döndü, sol yanına devrildi, dört ayak üstünde doğruldu ve emeklemeye başladı."
-
Yemek tarifleri
Malzeme listesi, adım adım yapılış, süre ve porsiyon bilgisiyle. Çorbadan tatlıya kategoriye göre gez ya da aradığını doğrudan ara.
Tariflere bak → -
Nasıl yapılır rehberleri
Telefon ayarlarından resmî işlemlere, hesap güvenliğinden günlük hayattaki küçük sorunlara: numaralı adımlar ve tahmini süreyle anlatılmış rehberler.
Rehberleri gör → -
Program arşivi
Tarayıcılar, güvenlik araçları, ofis ve medya yazılımları. Her kayıtta ne işe yaradığı, sürümü ve indirme bağlantısı.
Programlara göz at → -
Sesli ve görüntülü sohbet
Odalarda grup görüntülü sohbet, birebir sesli arama ve canlı yayın. Tarayıcıdan çalışır — eklenti, uygulama ya da kurulum gerekmez.
Odalara gir →
"Küçük Albert" Türkçede çok anlatılmış bir hikâye. Ansiklopedi maddesinden blog yazısına kadar herkes aynı çerçeveyi kurar: Watson bir bebeğe korku öğretti, sonra o korkuyu silmedi, bugünkü etik kurullar bu yüzden var. Doğrudur. Ama bu anlatımın dışında kalan iki şey var ve ikisi de daha ilginç. Birincisi: o bebeğin kim olduğu hâlâ bilinmiyor, üstelik iki ayrı akademik ekip on beş yıldır bu konuda birbirine karşı savunma yapıyor. İkincisi: deneyin kendisi, yöntem açısından bakıldığında, psikoloji ders kitaplarının verdiği güvenden çok daha kırılgan.
Makalede gerçekte ne yazıyor
Çalışma, Şubat 1920'de Journal of Experimental Psychology dergisinde "Conditioned Emotional Reactions" başlığıyla çıktı. Watson, insandaki temel duyguları "korku, öfke ve sevgi" olarak üçe ayırıyor, gerisinin öğrenildiğini savunuyordu. Albert'in neden seçildiğini de saklamadılar: "Genel olarak durgun ve duygusuz bir çocuktu. Dengeli oluşu, onu bu testte denek olarak kullanmamızın başlıca nedenlerinden biriydi. Böyle deneyler yaparak ona görece az zarar verebileceğimizi düşündük."
Oturumlar makalede Albert'in yaşıyla etiketlenmiş: 11 ay 3 gün, 11 ay 10 gün, 11 ay 15 gün, 11 ay 20 gün ve 1 yıl 21 gün. Beyaz fare dışında tavşan, köpek, maymun, saçlı ve saçsız maskeler, pamuk, kürk manto ve yanan gazete kâğıdı denendi.
Son oturumun ardından çalışma yarım kaldı. Nedeni makalenin kendisinde yazıyor: "Ne yazık ki Albert, yukarıdaki testlerin yapıldığı gün hastaneden alındı. Böylece koşullu duygusal tepkileri ortadan kaldırabileceğimiz bir deneysel teknik geliştirme fırsatı bizden esirgenmiş oldu." Bu tek cümle, sonraki yüz yılın tartışmasının çekirdeği oldu.
Makalenin sonunda Watson ve Rayner, yirmi yıl sonra bir psikanalistin Albert'in kürk korkusunu çocukluk rüyalarına bağlayacağını alaycı bir dille anlatıyor. Amaç dönemin psikanaliz okuluyla alay etmekti; bugün okununca, bir çocuğun geleceği üzerine şaka yapılmış olması metnin en rahatsız edici yerlerinden biri.
Zayıf nokta: tek çocuk, ölçüm yok, sönmeyen korku iddiası
Deneyin ünü, sonucunun ne kadar sağlam olduğuyla hiç orantılı değil. Sorunlar sırayla şöyle:
- Tek denek. Bir çocuktan elde edilen gözlem, istatistiksel anlamda hiçbir şeyi kanıtlamaz. Karşılaştırma grubu yok, tekrar yok.
- Ölçüm yok. Tepkiler Watson ve Rayner'ın kendi gözlem notlarına dayanıyor. Bağımsız bir değerlendirici, kör kodlama, sayısal bir korku ölçeği — hiçbiri yok.
- Koşullanma zayıf ve dayanıksızdı. Psikoloji tarihçisi Ben Harris, 1979'da American Psychologist'te yayımladığı "Whatever happened to Little Albert?" yazısında bunu göstermişti: Albert'in fareye ve diğer hayvanlara verdiği tepkiler görece zayıf ve tutarsızdı; sonraki oturumlarda koşullanmanın sürmesi için gürültünün yeniden eşleştirilmesi gerekmişti. Yani "korku bir ay boyunca sönmeden kaldı" cümlesi, arada tazeleme yapıldığı gerçeğiyle birlikte okunmalı.
- Filmin kendisi bir kanıt değil. Watson'ın 1923'te yayımladığı sessiz film yaklaşık beş dakika sürüyor ve 2 ile 31 saniye arasında değişen 34 kısa klipten oluşuyor. Powell ve arkadaşlarının 2014'te yaptığı sayıma göre ortalama klip uzunluğu 9 saniye. Hangi sahnenin neden atıldığını bilmiyoruz.
Harris aynı yazıda çalışmayı kötü tasarlanmış ve yorumlanamaz bulmuş, onu bilimsel bir bulgudan çok "sosyal bilim folkloru" olarak nitelemişti.
Yukarıdaki sessiz görüntüler Watson'ın kendi kaydından geliyor; Wikimedia Commons bu filmi kamu malı olarak barındırıyor ve kaynağını, Jaap van der Steen'in "Baby Albert Experiments" başlığıyla YouTube'a yüklediği kopya olarak gösteriyor.
2009: "Onu bulduk, adı Douglas Merritte"
Bebeğin kimliği seksen dokuz yıl boyunca meçhul kaldı. 2009'da Hall P. Beck, Sharman Levinson ve Gary Irons, American Psychologist'te "Finding Little Albert" başlıklı yazıyla bir aday sundular.
İzleri şuradan sürmüşlerdi: Watson ve Rayner, Albert'in annesinin hastaneye bağlı Harriet Lane Home'da sütanne olarak çalıştığını yazmıştı. 2 Ocak 1920 tarihli federal nüfus sayımında Johns Hopkins'te yaşayan personel arasında "foster mother" olarak kayıtlı üç kadın vardı. Bunlardan biri Arvilla Merritte'ti ve 9 Mart 1919'da hastane kampüsünde bir erkek bebek doğurmuştu. Doğum tarihi, Albert'in yaşından geri hesaplanan pencereye oturuyordu. Adli antropolog William Rodriguez'in yaptığı fotoğraf karşılaştırması da "iki fotoğraf aynı kişi olabilir" sonucunu vermişti.
Douglas Merritte'in mezar taşında 9 Mart 1919 – 10 Mayıs 1925 yazıyordu; ölüm belgesinde neden olarak hidrosefali ve nöbetler gösterilmişti.
2012: iddia büyüdü, Watson'a sahtecilik yakıştırıldı
2012'de Alan Fridlund, Beck, William Goldie ve Irons, History of Psychology dergisinde çok daha ağır bir tez ortaya attı: filmdeki bebek nörolojik olarak bozuktu. Sonradan gün yüzüne çıkan tıbbi kayıtlar Douglas'ta doğumdan kısa süre sonra hidrosefali göründüğünü belgeliyordu. Ekip, Watson'ın çocuğun durumunu büyük olasılıkla bildiğini ve yayımladığı metinde bunu kasten gizlediğini öne sürdü. Bu, artık sadece etik bir ihmal değil, bilimsel sahtecilik iddiasıydı.

2014: "Yanlış çocuk. Asıl aday Albert Barger"
İki yıl sonra Russell A. Powell, Nancy Digdon, Ben Harris ve Christopher Smithson aynı dergide — American Psychologist, Eylül 2014 — "Correcting the Record on Watson, Rayner, and Little Albert" başlıklı yanıtı yayımladılar. Aynı nüfus sayımı kaydındaki üçüncü sütanneye baktılar: 16 yaşındaki Pearl Barger. Soyadı "B" ile başlıyordu ve Beck'in ekibi de bunu fark etmiş ama Pearl'ün hastanede bir bebeği olduğuna dair kanıt bulamamıştı.
Powell ve arkadaşları, profesyonel bir soy araştırmacısının yardımıyla Pearl Barger'ın 1919'da bir çocuk doğurduğunu ve 1921'de Charles Martin'le evlendiğini saptadı. Çocuğun tam adı William Albert Martin'di; hastane kayıt formunda adı "Albert (W.) Barger" olarak geçiyordu ve yakınları ona "Albert" diyordu. Watson ve Rayner'ın kullandığı "Albert B." adıyla doğrudan örtüşen tek aday buydu.
Karşılaştırmayı Powell ekibinin makalesindeki hastane kayıtlarından derledim:
| Ölçüt | Watson ve Rayner'ın bildirdiği Albert | Douglas Merritte | Albert Barger |
|---|---|---|---|
| Ad uyumu | "Albert B." | Uymuyor | Kayıtta "Albert (W.) Barger" |
| Ağırlık (9 ay) | 21 libre (yaklaşık 9,5 kg) | 14 libre 15 ons (yaklaşık 6,8 kg) | 22 libre 6 ons (yaklaşık 10,2 kg) |
| Sağlık | "Doğuştan sağlıklı" | Doğumdan sonra hidrosefali | Kayıtta "iyi gelişmiş, iyi beslenmiş" |
| Hastaneden ayrılış yaşı | 12 ay 21 gün | 12 ay 15 gün | Tam 12 ay 21 gün |
| Ölüm | — | 1925, 6 yaşında | 2007, 87 yaşında |
Watson ve Rayner, Albert'i "doğuştan sağlıklı ve hastaneye getirilmiş en iyi gelişmiş çocuklardan biri, dokuz aylıkken yirmi bir libre" diye tanımlamıştı. Powell ekibine göre Douglas'ın o yaştaki ağırlığı dönemin ölçütlerine göre bile sağlıklı sayılan alt sınırın altındaydı ve filmdeki tombul bebekle bağdaşmıyordu. Fridlund ekibinin filmden ölçtüğü kafa çevresi benzerliğini de yeterli bulmadılar: iki ölçüm arasındaki fark yüzde 1'in altındaydı ama bebeklerde bu, yüzdelik dilim olarak ciddi bir farka karşılık geliyordu.
Ama Barger tezi de kapanmış bir dosya değil
Powell ve arkadaşlarının kendi makalelerinde yazdıkları cümle önemli: Albert Barger lehine kanıt güçlü görünse de kesin değil. Uymayan yerler var.
Watson, 1924'te Albert'in son oturumdan "kısa süre sonra şehir dışından bir aile tarafından evlat edinildiğini" yazmıştı. Albert Barger ise annesiyle birlikte kaldı. Ayrıca hastanede kaldığı süre boyunca kızamık, orta kulak iltihabı ve inatçı bir öksürük geçirmişti; bu da "doğuştan sağlıklı" tanımıyla tam örtüşmüyor. Powell ekibi, filmin üçüncü bölümünde Albert'in başının aşağı yukarı sallanmasını bu öksürüğe bağlı bir ipucu olarak okuyor — ki bu da bir yorum, kanıt değil.
Watson'a yöneltilen sahtecilik iddiasına gelince: Powell ekibi bunu inandırıcı bulmuyor. Watson'ın kendi anlatımını zaman içinde değiştirdiği, sonuçların gücünü abarttığı doğru; ama bunun teyit yanlılığıyla açıklanabileceğini, üstelik 1920'lerde bile araştırmayı yanlış aktarmanın bilim çevrelerinde ağır bir kusur sayıldığını, dolayısıyla Watson'ın çocuğu filme çekip yayımlayarak böyle bir riski almasının mantıklı olmadığını savunuyorlar.
Albert Barger hayvanlardan korkuyor muydu?
Bu sorunun cevabı da temiz çıkmıyor. Powell ekibi, koşullanmanın kalıcı olmadığı yönündeki kendi tahminlerine güvenerek yetişkin Albert'te iz beklemiyordu. Ama Barger'ın yeğeni ve mirasçısı Dorothy Parthree, dayısının köpeklerden ve genel olarak hayvanlardan hoşlanmadığını anlattı: ziyaretine gidildiğinde evdeki köpekler ayrı bir odaya kapatılırdı, havlama sesinden rahatsız olur, kimi zaman kulaklarını tıkardı.
Buradan doğrudan bir sonuç çıkarmak zor. Parthree'ye göre bu bir fobiden çok bir hoşlanmama hâliydi; dayısı son derece titiz bir insandı ve hayvanlar onun için düzensizlik anlamına geliyor olabilirdi. Üstelik Barger yeğenine, çocukken bir köpeği olduğunu ve o köpeğin ölümüne tanık olduktan sonra köpeklerden soğuduğunu anlatmıştı. Powell ekibinin kendi ifadesiyle: koşullanmanın kalıntı bir etkisi olma ihtimali dışlanamaz, ama bunu gösteren açık bir kanıt da yok. Yüz yıl önce kötü tasarlanmış ve kötü raporlanmış bir deney için fazlasıyla uygun bir belirsizlik.
Etik kuralların olmadığı bir dünyada
Bugün insanı afallatan şey, Watson'ın kuralları çiğnemiş olması değil; çiğneyecek kural olmamasıydı. Powell ve arkadaşlarının hatırlattığı gibi, Amerikan Psikoloji Derneği'nin ilk resmî etik kuralları 1953'te kabul edildi. 1920'de bir araştırmacının denek adını gizlemesi zorunlu değildi. Aynı derginin 1920 cildinde bireysel katılımcı sonucu veren 13 makaleden beşi katılımcıların tam adını yazmıştı; yalnızca üçünde katılımcılar harf ya da rakamla anonimleştirilmişti.
Watson'ın kariyeri de bu deneyle bitmedi, başka bir nedenle kesildi: Rosalie Rayner'la ilişkisi yüzünden Johns Hopkins'ten ayrıldı ve reklamcılığa geçti. Koşullanma fikrini sonraki yıllarda tüketiciye uyguladı.
Sırada ne var
Korkunun geri alınabileceğini gösteren çalışma, Albert'ten dört yıl sonra ve Watson'ın danışmanlığında yapıldı. Mary Cover Jones, 1924'te "Peter" adlı üç yaşındaki bir çocuğun tavşan korkusunu, tavşanı yavaş yavaş yaklaştırıp sevdiği yiyecekle eşleştirerek azalttı. Bugünkü kademeli maruz bırakma yaklaşımlarının atası sayılan bu çalışma, Küçük Albert kadar anlatılmaz.
Kimlik tartışmasının yakında kapanacağına dair bir işaret yok. Elde olan şey iki ayrı aile arşivi, iki hastane dosyası, bulanık bir sessiz film ve kesinlik iddia etmeyi imkânsız kılan boşluklar. Ben Harris'in yıllar önce yaptığı uyarı belki de en isabetli olanı: bir bebeğin akıbetine takılmak yerine, bu hikâyenin her on yılda nasıl yeniden anlatıldığına bakmak, psikolojinin kendisi hakkında daha çok şey söylüyor. Powell ekibinin kendi endişesi de bu yönde — "Albert nörolojik olarak bozuktu" anlatısı ders kitaplarına girmeye başladı ve bu, henüz kanıtlanmamış bir iddianın yeni bir efsaneye dönüşmesi anlamına geliyor.
Fotoğraf: John B Watson, Public domain, Wikimedia Commons