Kültür

Renkler neden bir çembere dizildi? Newton'dan Goethe'ye renk tekerleklerinin öyküsü

Newton gökkuşağının iki ucunu birleştirip ilk renk çemberini çizdi; ardından böcek çizerleri, ressamlar ve Goethe kendi çemberlerini kurdu. 1704-1810 arasında rengi düzene sokma çabasının hikâyesi.

28 Ekim 20265 dk okuma
Renkler neden bir çembere dizildi? Newton'dan Goethe'ye renk tekerleklerinin öyküsü

Frankfurt'taki Goethe Müzesi'nde avuç içi büyüklüğünde bir suluboya durur. Altı renkten oluşan simetrik bir halka; kırmızının yanına "güzel", sarının yanına "iyi", mavinin yanına "sıradan" gibi sözcükler yazılmış. 1809 tarihli bu çizim, Johann Wolfgang von Goethe'nin rengi yalnız fiziğin değil, insan ruhunun da konusu saydığını gösteren en bilinen belgedir. Ama hikâye ondan yaklaşık yüz yıl önce, bir prizma ve İngiliz bir fizikçiyle başlar.

Bugün her boya programında karşımıza çıkan renk çemberi doğal bir şekil gibi görünür. Oysa ışığın tayfı düz bir şerittir: bir ucunda kırmızı, öbür ucunda mor durur ve iki uç asla buluşmaz. Rengi bir halkaya dizmek bir buluştu; 18. yüzyıl boyunca fizikçiler, böcek bilimciler, ressamlar ve şairler bu halkayı tekrar tekrar yeniden çizdi.

Newton gökkuşağını büküyor

Isaac Newton, beyaz ışığı prizmayla renklerine ayırdığı deneyleri 1672'de Royal Society'nin dergisi Philosophical Transactions'ta duyurdu. Otuz yılı aşkın bir süre sonra, 1704'te yayımlanan Opticks adlı kitabında bu renkleri bir daireye yerleştirdi. Kitabın birinci bölümünün ikinci kısmındaki bir problemde amaç pratikti: Birkaç rengi belli oranlarda karıştırırsanız ortaya hangi renk çıkar?

Newton'un çözümü geometrikti. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, çivit ve mor; yedi renk dairenin çevresine diziliyor, karışımın rengi ise bu renklerin ağırlık merkezine bakılarak bulunuyordu. Merkeze yaklaşan karışım beyaza dönüyordu. Dilimler eşit değildi: Newton, Opticks boyunca tayftaki renkleri müzik gamındaki notalara benzetmişti ve dilimlerin genişliğini de bu müzik aralıklarına göre ayarladı.

Newton'un Opticks'te yayımladığı renk çemberi: yedi renk, müzik aralıklarına göre eşit olmayan dilimlere bölünmüş
Newton'un Opticks'te yayımladığı renk çemberi: yedi renk, müzik aralıklarına göre eşit olmayan dilimlere bölünmüş — Isaak Newton, Public domain (Wikimedia Commons)

Çember biçiminin asıl artısı şuydu: Tayfın iki ucu yan yana gelince, kırmızı ile morun karışımından doğan ve tayfta hiç bulunmayan erguvan tonlarına da bir yer açılıyordu. Düz şerit bunu yapamazdı.

Işık başka, boya başka

Newton'un çemberi ışığın karışımını anlatıyordu; ressamın paletinde ise toz boyalar karışır ve kurallar aynı işlemez. Royal Society'nin anlatımına göre matematikçi Brook Taylor, 1719'da yayımladığı perspektif kitabının ekinde Newton'un çemberinin boya karıştırmaya rehber olabileceğini önerdi; oysa kuram ışığa dayanıyordu.

Public Domain Review'un derlediği arşive göre Richard Waller 1688'de Royal Society için bir renk tablosu hazırladı. Claude Boutet'ye atfedilen 1708 tarihli minyatür resim kılavuzunda yedi ve on iki renkli çemberler yer aldı. Jacques-Fabien Gautier 1746'da siyah ile beyazın da ana renk sayılması gerektiğini savundu.

Kelebek çizerlerinin çemberleri

En etkili çemberlerden ikisi böcek bilimcilerden geldi; kelebekleri doğru tarif etmek isteyen biri için rengin adını koymak gündelik bir zorunluluktu.

İngiliz gravürcü ve böcek bilimci Moses Harris, 1766'da yayımlanan The Natural System of Colours'ta kırmızı, sarı ve maviyi "büyük ya da temel" renkler olarak ele aldı ve bu üçünden sayısız tonun nasıl türetilebileceğini gösterdi. Kitapta iki çember vardı: "prizmatik" çemberin merkezinde kırmızı, sarı ve mavi dururken, "bileşik" çember turuncu, yeşil ve moru merkeze alıyordu. Harris, Newton'un çividini çıkarıp sistemi üçün katlarına dayandırmıştı.

Moses Harris'in The Natural System of Colours'taki prizmatik renk çemberi, 1963 tıpkıbasımından
Moses Harris'in The Natural System of Colours'taki prizmatik renk çemberi, 1963 tıpkıbasımından — Zenao1, CC BY-SA 4.0 (Wikimedia Commons)

Avusturyalı doğa bilimci Ignaz Schiffermüller ise 1772'de yayımlanan Versuch eines Farbensystems'te on iki renkli bir çember çizdi. Amacı, doğadaki sayısız rengi tarif edecek ortak bir ad sistemi kurmaktı.

Goethe: renk, ışık ile karanlığın buluşması

Goethe'nin 1810'da yayımlanan Zur Farbenlehre'si üç bölümden oluşuyordu ve bunlardan biri doğrudan Newton'a karşı yazılmış bir eleştiriydi. Goethe'nin anlattığına göre bir prizmadan beyaz bir duvara baktığında duvarın düz kalan yerinin renksiz göründüğünü, rengin ancak açık ile koyunun karşılaştığı kenarlarda belirdiğini fark etti ve o an içgüdüyle "Newton'un öğretisinin yanlış olduğunu" yüksek sesle söyledi.

Goethe için karanlık ışığın yokluğu değil, onun karşısında duran etkin bir kutuptu. Renk ikisinin etkileşiminden doğuyordu. Newton'un yedi renkli, eşit olmayan dilimli çemberine karşılık Goethe altı renkli, simetrik bir halka çizdi. Karşılıklı duran renkler gözde birbirini çağırıyordu: Bir renge uzun süre bakınca karşısındaki rengin izi beliriyordu.

Fizik tarihi bu tartışmada Newton'u haklı çıkardı; ışığın tayfa ayrışması bugün de Newton'un anlattığı gibi açıklanır. Ama Goethe'nin gözlemleri boşa gitmedi. Hermann von Helmholtz 1853'te, kuramı reddederken bile Goethe'nin olguları "doğaya titizlikle sadık" biçimde betimlediğini kabul etti. Ewald Hering'in 1872'de geliştirdiği karşıt renkler kuramı, Goethe'nin karşılıklı renk gözlemlerinin izini taşır.

Goethe bu işi şiirinden bile önemli sayıyordu. Eckermann'ın aktardığına göre şair olarak yaptıklarıyla övünmediğini, ama yüzyılında renk biliminin gerçeğini bilen tek kişi olmaktan "az gurur duymadığını" söylemişti.

Halkadan küreye: Runge

Çemberin bir eksiği vardı: Bir rengin açığını ve koyusunu göstermiyordu. Alman ressam Philipp Otto Runge bu sorunu üçüncü boyutla çözdü. Goethe ile 1803'te Weimar'da tanışmış, renk üzerine uzun süre yazışmıştı. 1810'da Hamburg'da yayımlanan Farben-Kugel'de saf renkleri bir kürenin ekvatoruna yerleştirdi; kutuplarda beyaz ve siyah, merkezde gri duruyordu. Goethe, Runge'nin taslağını yayımlanmadan önce okumuş ve Farbenlehre'de ondan söz etmişti. Runge aynı yıl, 33 yaşında veremden öldü.

Philipp Otto Runge'nin 1810 tarihli renk küresi: üstte kürenin iki yüzü, altta yatay ve dikey kesitleri
Philipp Otto Runge'nin 1810 tarihli renk küresi: üstte kürenin iki yüzü, altta yatay ve dikey kesitleri — Philipp Otto Runge, Public domain (Wikimedia Commons)

Duygunun da bir rengi var mı?

Goethe ile Friedrich Schiller 1798-1799'da "mizaçlar gülü" adını verdikleri bir şema daha hazırlamışlardı. On iki rengi insan karakterleri ve uğraşlarıyla eşleştiren bu çizim, rengi eski dört mizaç anlayışına bağlıyordu. Open Culture'ın değerlendirmesine göre rengin psikolojiyle bu buluşması, 20. yüzyılda ticari tasarımdan soyut resme ve Bauhaus'a kadar uzanan bir etki bıraktı.

Newton'un sorusu "hangi renk nereden gelir?" idi; Goethe'ninki "renk bize ne yapar?" Bugün ekranlardaki renk seçicileri Newton'un ışık hesabına, bir iç mimarın "sıcak" ve "soğuk" renk sözleri ise Goethe'nin mirasına daha yakın duruyor. İki sorunun tek bir şekilde buluşup buluşamayacağı, renk biliminin hâlâ tam yanıtlayamadığı bir mesele olarak duruyor.

Fotoğraf: The original uploader was Luestling at German Wikipedia., Public domain, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
PaylaşWhatsAppXFacebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

49,7955,5266,44İstanbul17°

Yudum Dünyası

Kaf Dağı'nın eteğinde bir köy var.

Karakterini yarat, meydanda dolaş, buradakilerle yüz yüze tanış. Tarayıcında, ücretsiz.

  • 🧑 Karakterini yarat
  • 🎲 Kahvede bir el at
  • 🏠 Grubunla ev kur
Günün testiBu hafta hangi oyunu oynamalısın?Kütüphanende yüz oyun var, hiçbirini açmıyorsun. Altı soruda o kısır döngüyü kıralım.
Günün burcuAkrepSevgili Akrep, bugün duygusal enerjin tavan yapıyor ve bu, ilişkilerine sıcaklık ve samimiyet katacak.…

Günün sorusu

"Saatleri Ayarlama Enstitüsü" romanının yazarı kimdir?

Haftanın düellosu

Bu bölümde

Yudum DünyasıKaf Dağı'nın eteğinde bir köy seni bekliyor.Ücretsiz katıl →