Viktorya okulunda ezberin bir fiyatı vardı: çocuk başına sekiz şilin
Sağ elle yazma zorunluluğu, avuçlar sırada, tek kelime soru yok. Viktorya İngiltere'sinde okul kurallarının ardında pedagoji kadar bütçe vardı: 1862 düzenlemesi ödeneği çocuğun sınav sonucuna bağlamıştı.
Ders başlamadan önce sıralar arasında bir hareketlenme olur. Adı okunan oğlan çocuğu hafifçe eğilir, kız çocuğu reverans yapar, ikisi de "burada" der. Sonra herkes dimdik oturur; eller sıranın üstünde, avuçlar aşağı bakacak biçimde durur. Kalem dağıtıldığında sol elini uzatan çocuk uyarılır, çünkü yazı sağ elle yazılır.
Bu ayrıntıları Mental Floss'un Viktorya dönemi okul kuralları derlemesinde bir arada görmek mümkün: kız ve erkek çocukların ayrı kapılardan girdiği, öğretmene "sir", "miss" ya da "ma'am" diye hitap edildiği, grup çalışmasının ve soru sormanın yeri olmadığı bir düzen. Kurallar listesi tek başına tuhaf bir merak nesnesi. Asıl ilginç olan ise şu: bu katılığın büyük bölümü ahlak anlayışından değil, muhasebeden geliyordu.
-
Yemek tarifleri
Malzeme listesi, adım adım yapılış, süre ve porsiyon bilgisiyle. Çorbadan tatlıya kategoriye göre gez ya da aradığını doğrudan ara.
Tariflere bak → -
Nasıl yapılır rehberleri
Telefon ayarlarından resmî işlemlere, hesap güvenliğinden günlük hayattaki küçük sorunlara: numaralı adımlar ve tahmini süreyle anlatılmış rehberler.
Rehberleri gör → -
Program arşivi
Tarayıcılar, güvenlik araçları, ofis ve medya yazılımları. Her kayıtta ne işe yaradığı, sürümü ve indirme bağlantısı.
Programlara göz at → -
Sesli ve görüntülü sohbet
Odalarda grup görüntülü sohbet, birebir sesli arama ve canlı yayın. Tarayıcıdan çalışır — eklenti, uygulama ya da kurulum gerekmez.
Odalara gir →
Bir öğretmen, seksen çocuk
University of Leicester Özel Koleksiyonlar'ın Viktorya dönemi okul günlerine ayırdığı dijital sergiye göre bir sınıfta "altmış, hatta seksen çocuk" bulunabiliyordu. Böyle bir kalabalıkta tek yetişkinin yapabileceği şey sınırlıydı: öğretmen tahtaya yazıyor, çocuklar kopya ediyor ya da hep bir ağızdan tekrar ediyordu. Aynı sergi, başarılı görülen bazı öğrencilerin müdür tarafından "monitör" seçildiğini, bunların ya düzeni sağlamakla ya da ders anlatmaya yardım etmekle görevlendirildiğini anlatıyor.
British Library'nin Viktorya dönemi eğitim dosyasında tarihçi Liza Picard, bu düzenin adını koyuyor: Joseph Lancaster'ın geliştirdiği sistemde en parlak öğrenci öğrendiğini bir grup arkadaşına aktarıyor, onlar da sırayla başkalarına aktarıyordu. Picard yöntemi "derli toplu ve görünüşte verimli" diye tarif ediyor, ama hataya açık olduğunu da ekliyor; 1846'dan itibaren yerini eğitimli "çırak öğretmen" uygulaması almaya başlamış.

Neden bu kadar kalabalıktı? Çünkü ucuzdu. Picard'ın aktardığına göre yoksul çocuklara ücretsiz ders veren "paçavra okulları" 1861'de yalnız Londra'da kırk bini aşkın çocuğa ulaşmıştı; 1870'e gelindiğinde başkentte 250, taşrada yüzden fazla böyle okul vardı. Bu ölçekte bir kitleye yetişkin öğretmenle ders vermenin karşılığını kimse ödemek istemiyordu.
Ezber tesadüf değildi: ödenek sınav sonucuna bağlıydı
Ezberin neden bu kadar merkezde olduğunu anlamak için 1862 tarihli Revised Code'a, yani gözden geçirilmiş eğitim kanunnamesine bakmak gerekiyor. Metnin tam hâli İngiliz eğitim mevzuatı belge arşivinde yayımlanıyor ve okunduğunda mantık çıplak kalıyor: devlet ödeneği çocuk başına hesaplanıyor, hesabın bir kısmı devama, bir kısmı sınav sonucuna bağlanıyordu.
Kanunnamenin 40. maddesi sabah ve öğleden sonra derslerine ortalama devam üzerinden çocuk başına 4 şilin veriyordu. Yılda 200 ve üzeri derse katılmış, altı yaşını doldurmuş her çocuk için ayrıca 8 şilinlik bir kalem vardı, ama bu kalem "sınava tâbi" idi. 44. maddeye göre çocuk okuma sınavında kalırsa 2 şilin 8 peni, yazmada kalırsa 2 şilin 8 peni, aritmetikte kalırsa yine 2 şilin 8 peni düşülüyordu.
| Kalem | Çocuk başına yıllık |
|---|---|
| Gündüz derslerine ortalama devam | 4 şilin |
| Altı yaş üstü, 200 ve üzeri devamı olan çocuk için sınav ödeneği | 8 şilin |
| Okuma sınavında başarısızlık | 2 şilin 8 peni düşer |
| Yazma sınavında başarısızlık | 2 şilin 8 peni düşer |
| Aritmetikte başarısızlık | 2 şilin 8 peni düşer |
Rakamlar 1862 kanunnamesinin kendi metnindendir. Üç dersin üçünde birden kalan bir çocuk, okuluna sınav kaleminden hiçbir şey kazandırmıyordu. Öğretmenin maaşı bu ödeneğe bağlı olduğu için, sınıfta ne yapılacağını da bu tablo belirliyordu.
Aynı metnin 48. maddesi altı "standart" tanımlıyor ve her birinde çocuktan tam olarak ne isteneceğini tarif ediyor. Birinci standartta çocuk tek heceli kelimelerden kurulu bir anlatı okuyor, büyük ve küçük harfleri yazıyor, 20'ye kadar sayıları tanıyordu. Altıncı standartta ise gazeteden sıradan bir paragrafı okuması, yavaş yavaş okunan bir paragrafı yazması ve bir hesap sorusunu çözmesi bekleniyordu. Müfredat böylece üç derse indirgenmiş, dersin içeriği de sınavda sorulacak şeye indirgenmişti.
Ceza defteri ne diyor
Sopanın gerçekten ne sıklıkla kullanıldığını tahmin etmek yerine, tutulan defterlere bakmak mümkün. Somerset ve Devon arşiv hizmetini yürüten South West Heritage Trust, Quantock bölgesindeki okulların ceza defterlerini inceleyen bir dosya yayımladı. Nether Stowey ilkokulunun 1904-1927 arasını kapsayan defterinde yalnız 1910 yılında 97 erkek ve 25 kız çocuğun eline sopa vurulduğu, ayrıca 6 erkek ve 1 kız çocuğunun kamçılandığı kayıtlı.
Aynı dosyaya göre çocuklar kopya çekmek, işini özensiz yapmak, geç kalmak, yalan söylemek, ders sırasında konuşmak, not alıp vermek, teneffüste kavga etmek ve küfür etmekten ceza alıyordu; kız çocukları için listeye teneffüste erkeklerin peşinden koşmak da eklenmişti. Elle verilen ceza birden altı sopaya kadar değişiyor, küçüklerde sopa yerine cetvel kullanılıyordu.
Defterlerin varlığı başlı başına anlamlı: kurum, cezanın kayda geçirilmesinin ve denetçilerce görülmesinin dönemin sonlarına doğru standart hâle geldiğini belirtiyor. Yani sopa gizli bir uygulama değil, evrakı tutulan bir usuldü. Leicester sergisinin aktardığı bir okul kaydı da bunu açıkça yazıyor: ağır kabahatlerde "beden cezası ya da kabahatle orantılı bir görev" verileceği duyuruluyordu.
Sol el konusunda ne biliyoruz, ne bilmiyoruz
Sol elle yazmanın engellendiği, dönemin okulları hakkında en çok anlatılan şeylerden biri. Leicester sergisi bunu doğrudan yazıyor: solaklık cezalandırılıyordu. Mental Floss'un derlemesi de kuralı aynı biçimde aktarıyor; solak olsun olmasın herkes sağ elle yazacaktı.
Buna karşılık, çocuğun sol elinin sırtına bağlandığı ayrıntısını kurumsal bir arşiv kaydında doğrulayamadım. Bu ayrıntı ağırlıklı olarak kişilerin kendi anılarında ve sonraki dönem tanıklıklarında geçiyor; ne okul ceza defterlerinde ne de incelediğim müze dosyalarında bir karşılığını bulabildim. Kuralın kendisi belgeli, uygulamanın en sert biçimi ise şimdilik anlatıya dayalı.
Devamsızlığın adı tembellik değildi
Viktorya okulunun en büyük sıkıntısı çocukların gelmemesiydi ve nedeni basitti: çalışıyorlardı. İngiliz Ulusal Arşivi'nin 1833 tarihli Fabrika Yasası için hazırladığı ders dosyası yasanın çerçevesini şöyle özetliyor: dokuz yaşından küçük çocuk çalıştırılamaz, işveren çocuk işçinin yaş belgesini tutmak zorundadır, 9-13 yaş arası çocuk günde dokuz saatten, 13-18 yaş arası günde on iki saatten fazla çalıştırılamaz, çocuklar gece çalıştırılamaz, çocuklara günde iki saat okul verilir ve yasayı uygulamak için dört müfettiş atanır.
Buradaki "günde iki saat" ifadesi, İngiltere'de uzun yıllar sürecek yarım zamanlı öğrenciliğin temeli. Çocuk sabah fabrikada, öğleden sonra sırada oluyordu, ya da tersi. Ulusal Arşiv'in kendi ifadesiyle yasanın çıkması "çocuklara kötü davranılmasının bir gecede sona erdiği anlamına gelmiyordu"; dört müfettişin ülke çapındaki fabrikalara yetişmesi zaten mümkün değildi. Kırsalda durum daha da zordu, çünkü tarım işinin takvimi okul takvimine hiç uymuyordu.
1870 yasası okula gitmeyi zorunlu kılmadı
Bu noktada yaygın bir yanlış var. 1870 tarihli Elementary Education Act, İngiltere'de ilköğretimi zorunlu kılan yasa olarak anılır. Yasanın kendi metni bundan daha ihtiyatlı. 74. madde, okul kurullarının Eğitim Dairesi'nin onayıyla yönetmelik çıkarabileceğini söylüyor ve bu yönetmeliklerin "beş yaşından küçük, on üç yaşından büyük olmamak" kaydıyla çocukların okula gönderilmesini isteyebileceğini belirtiyor. Fiil "yapabilir", "yapmak zorundadır" değil.
Aynı madde üç geçerli mazeret de sayıyor: çocuğun başka bir yolla yeterli öğrenim görüyor olması, hastalık ya da kaçınılmaz bir engel yüzünden okula gidememesi ve üç mili aşmayan bir uzaklıkta gidebileceği bir devlet ilkokulunun bulunmaması. Üstelik yasanın 17. maddesine göre okul kurulunun açtığı okullarda çocuk haftalık ücret ödüyordu; kurul, yoksulluk nedeniyle ödeyemeyen ailelerin ücretini silebiliyordu.
Yani 1870'in yaptığı şey zorunluluk getirmek değil, altyapı kurmaktı. İngiliz Ulusal Arşivi'nin araştırma rehberinde de yasa "ulusal bir ilköğretim sistemi kurdu" diye tanımlanıyor ve her çocuğa okul yeri bulunması için sayım yapıldığı belirtiliyor. Zorunluluk sonraki metinlerle geldi:
- 1880: Yasanın 2. maddesi, 74. madde kapsamında yönetmeliği yürürlükte olmayan her okul bölgesinin yerel makamına "derhal" bu yönetmeliği çıkarma görevi yüklüyor. Artık takdir değil, yükümlülük. 4. madde ise on yaşını doldurmuş, on üç yaşından küçük çocuğun ancak bölgedeki yönetmelikle belirlenmiş öğrenim standardına ulaştığını gösteren bir belgeyle muaf olabileceğini söylüyor.
- 1891: Yasa, çocuk başına yılda on şilinlik bir "ücret ödeneği" getiriyor ve 1891 başından önce ortalama ücreti on şilini aşmamış okullarda "üç yaşından büyük, on beş yaşından küçük çocuklar için ücret alınamayacağını" hükme bağlıyor. Ücretsiz ilköğretimin fiilî başlangıcı bu.
- 1893: Ayrı bir metin adıyla birlikte devreye giriyor: Elementary Education (School Attendance) Act 1893. Okuldan ayrılma yaşı bu tarihten sonra kademeli olarak yukarı çekildi.
Sonuç olarak 1870, okulu her çocuğun ulaşabileceği uzaklığa getiren yasadır; çocuğu oraya gitmeye mecbur eden yasa 1880'dir, ücreti kaldıran ise 1891.
Aynı yıllarda İstanbul'da ne yazılmıştı
İlginç olan, benzer bir düzenlemenin Osmanlı'da bir yıl önce kâğıda dökülmüş olması. Türkiye Maarif Vakfı ile Türkiye Bilimler Akademisi'nin birlikte hazırladığı Türk Maarif Ansiklopedisi'ne göre 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'nin 8. maddesi ilköğretimi "cinsiyet, din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin" zorunlu kılıyordu. Aynı kaynak, ilk derece sıbyan mekteplerine girişte kural olarak kızlarda altı-on, erkeklerde yedi-on yaş aralığının belirlendiğini yazıyor.
Ansiklopedi, çocuğunu okula göndermeyen aileye uygulanacak kademeli bir yaptırım düzenini de aktarıyor: önce anne babaya baskı, sonra idari para cezası, en sonunda çocuğun zorla kaydı. 13. madde hastalık, iş ve evde öğretim gibi mazeretlere yer bırakıyordu; İngiliz yasasının "başka bir yolla yeterli öğrenim" mazeretine şaşırtıcı biçimde benzeyen bir kapı.
Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi'nde 2008'de yayımlanan çalışmasında Hamza Altın, nizamnamenin hedeflerini "herkes için zorunlu ilköğretim" ve "tüm köylerde sıbyan okulları" diye özetliyor. Ama kâğıtla saha arasındaki fark her iki ülkede de benziyor. Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi'nde 2017'de yayımlanan incelemelerinde Mine Çağır ve İbrahim Caner Türk, nizamnamenin "ancak 1880'de fiiliyata geçirilebildiğini, o da farklı yer ve zamanlarda mümkün olduğunu" belirtiyor.
Yani 1869-1880 aralığında iki ayrı ülkede, birbirinden habersiz iki idare aşağı yukarı aynı şeyi keşfetti: zorunlu eğitimi ilan etmek kolay, çocuğu sıraya oturtmak pahalı.
Geriye kalan soru
Viktorya sınıfının bugüne en çok benzeyen yanı sopası ya da reveransı değil, 1862 kanunnamesindeki o hesap tablosu. Ödeneği sınav sonucuna bağlayan bir sistem, öğretmenin dikkatini kaçınılmaz olarak ölçülen üç derse çekti ve ölçülmeyen her şeyi sınıfın dışında bıraktı. Peki asıl sıkıntı ölçmenin kendisi miydi, yoksa ölçülecek şeyi okuma, yazma ve aritmetiğe indirmek mi? Viktorya belgeleri bu sorunun yanıtını vermiyor; sadece yanlış cevabın faturasını çocuk başına şilin cinsinden gösteriyor.
Fotoğraf: Unknown authorUnknown author, Public domain, Wikimedia Commons