C.S. Lewis'in ideal günü: asıl kural masa saati değil, gelmeyen mektup
Lewis 1955 tarihli otobiyografisinde kusursuz gününü saat saat tarif eder. Listenin en sert maddesi çalışma saatleri değil: neredeyse hiç posta almamak. Üretim değil, alıcılık mimarisi.
1955'te, elli altı yaşında, Oxford'un en tanınmış edebiyat hocalarından biri oturup kusursuz bir günün nasıl geçeceğini yazdı. Saatleri tek tek verdi: kahvaltı sekizde, masa dokuzda, yemek birde, yürüyüş ikide, çay dördü çeyrek geçeyi bulmadan. Liste bu kadar düzenliyken içindeki en sert madde bir saat değildi. C.S. Lewis, Surprised by Joy (Sevincin Şaşırttığı, 1955) adlı otobiyografisinde şöyle yazar: «Mutlu hayatın olmazsa olmazı, insanın neredeyse hiç postası olmaması ve postacının kapı vuruşundan asla korkmamasıdır.»
Bu cümle bütün çizelgenin ne işe yaradığını ele veriyor. Lewis'in tarif ettiği şey bir verimlilik programı değil; dışarıdan gelen talebin günün içine sızmasını geciktiren bir savunma düzeni.
-
Yemek tarifleri
Malzeme listesi, adım adım yapılış, süre ve porsiyon bilgisiyle. Çorbadan tatlıya kategoriye göre gez ya da aradığını doğrudan ara.
Tariflere bak → -
Nasıl yapılır rehberleri
Telefon ayarlarından resmî işlemlere, hesap güvenliğinden günlük hayattaki küçük sorunlara: numaralı adımlar ve tahmini süreyle anlatılmış rehberler.
Rehberleri gör → -
Program arşivi
Tarayıcılar, güvenlik araçları, ofis ve medya yazılımları. Her kayıtta ne işe yaradığı, sürümü ve indirme bağlantısı.
Programlara göz at → -
Sesli ve görüntülü sohbet
Odalarda grup görüntülü sohbet, birebir sesli arama ve canlı yayın. Tarayıcıdan çalışır — eklenti, uygulama ya da kurulum gerekmez.
Odalara gir →
Günün kendisi: saat saat ne yapılıyor
Lewis'in anlattığı düzen, on beş yaşında özel ders için gönderildiği Great Bookham günlerinden kalıyor. Kitabındaki tarife göre gün şöyle işliyor:
| 08.00 | Kahvaltı, tam saatinde |
|---|---|
| 09.00-13.00 | Masa başı: okuma ve yazma; on bir civarı çay ya da kahve |
| 13.00 | Öğle yemeği, dakikasında |
| 14.00 | Yürüyüş; yalnız ya da susmayı bilen tek bir arkadaşla |
| 16.15'i geçmeden | Çay, tercihen yalnız, elde hafif bir kitapla |
| 17.00-19.00 | Masaya dönüş |
| 23.00 | Yatma |
Özgün ifadesiyle: «Her zaman tam sekizde kahvaltı etmeyi ve dokuzda masamda olmayı, orada birden bire kadar okumayı ya da yazmayı yeğlerdim.» Çay saati için de nettir: «Yürüyüşten dönüş ile çayın gelişi tam olarak çakışmalı, dördü çeyrek geçeyi bulmamalı. Çay yalnız başına içilmeli.»
Yanındaki okuma tercihi günün mantığını özetliyor. Lewis'e göre «yemek yemek ve okumak birbirine fevkalade yakışan iki hazdır», ama masada şiir okunmaz; oraya «her yerinden açılabilen, dedikodu tadında, biçimsiz bir kitap» yakışır. Örnek olarak Laurence Sterne'in Tristram Shandy'sini ve Robert Burton'ın Anatomy of Melancholy'sini sayar. Yani günün bir bölümü bilerek amaçsız bırakılmış: ilerleme ölçüsü olmayan, istenilen yerde bırakılabilen bir metin.
Yürüyüş arkadaşı seçme ölçütü
Lewis'in en huysuz maddesi yürüyüşe dair olanı: «Yürümek ve konuşmak iki büyük hazdır, ama ikisini birleştirmek hatadır. Kendi gürültümüz dış dünyanın seslerini ve sessizliklerini siler.» Kabul ettiği tek yoldaş tipi de bu yüzden dar tanımlı: «Birlikte yürünecek tek dost, kırın her haline dair zevkinizi öylesine tam paylaşandır ki bir bakış, bir duraklama, olsa olsa bir dirsek dokunuşu, hazzın paylaşıldığını bildirmeye yeter.»
Kültür yazarı Maria Popova, bu satırları The Marginalian'da yayımladığı yazıda İskoç yazar Nan Shepherd'ın dağa ve yürüyüşe dair benzer sezgisiyle yan yana koyuyor. İki yazar da yürüyüşü bir ulaşım biçimi değil, bir algı biçimi sayıyor.

«Ağzını kapat; gözlerini ve kulaklarını aç»
Bütün bu maddelerin altındaki fikir aynı kitabın başka bir yerinde açıkça söylenir. Lewis, bir manzarayı ya da bir yapıtı gerçekten almanın yolunu tarif ederken «tümüyle teslim olmak ilk adımdır» der ve ekler: «Ağzını kapat; gözlerini ve kulaklarını aç. Orada olanı içine al; orada ne olabilirdi ya da başka bir yerde ne var, düşünme.»
Burada tarif edilen şey, hayal gücünün üretici değil alıcı yüzüdür. Bir şeyin ne olmasını istediğinizi bir kenara bırakıp ne olduğunu kaydetme kapasitesi. Lewis'in çizelgesi bu kapasitenin şartlarını kuruyor: postanın kesilmesi, yürüyüşte konuşulmaması, çayın yalnız içilmesi. Üç maddenin de ortak paydası aynı; başkasının gündeminin sizin dikkatinize girmesini geciktirmek.
Aynı tutkunun karşıt sürümü: Trollope'un saati
Günlük düzen takıntısı Lewis'e özgü değil, ama herkeste aynı işi görmüyor. Anthony Trollope, ölümünden sonra 1883'te yayımlanan otobiyografisinde kendi yöntemini anlatır: «Saatim önümde yazmak ve kendimden her çeyrek saatte 250 kelime istemek âdetim olmuştu.» Sabah 5.30'da masada olur, kendine «hiç merhamet» tanımazdı. Sonuç, kırkın üzerinde roman.
İki düzen yüzeyde benziyor, mantıkları tam ters. Trollope'un saati çıktıyı ölçer: çeyrek saat başına kelime. Lewis'in saati girişi korur: kimin ne zaman içeri girebileceğini belirler. Biri üretimi ölçülebilir kılıyor, öteki algının üzerini örtmüyor. Aynı takvim disiplini iki ayrı felsefeye hizmet edebiliyor.
Üçüncü bir örnek ikisinin arasında duruyor. Charles Darwin, Down House'un bahçesine döşettiği kum yolunu (Sandwalk) her gün birkaç kez dolaşır, tur sayısını patikanın başına dizdiği çakıllarla tutardı; bir sorunun kaç çakıllık olduğu, zorluğunun ölçüsüydü. Darwin'in yürüyüşü ne kelime üretiyor ne de yalnızca seyrediyordu; düşünmenin kendisi için ayrılmış, ölçülü bir boşluktu.
Boşluk neye yarıyor
«Aylaklık yaratıcılığa iyi gelir» cümlesi bugün fazla kolay söyleniyor. Bunun ölçülmüş ama sınırlı bir karşılığı var. Benjamin Baird ve Jonathan Schooler'ın ekibinin 2012'de Psychological Science dergisinde yayımladığı «Inspired by Distraction» çalışmasında (cilt 23, sayı 10, s. 1117-1122) katılımcılara yaratıcı düşünme görevleri verildi, aralarında bir mola bırakıldı. Molayı zihni serbest bırakan basit bir işle geçirenler, zorlu bir işle geçirenlere ve hiç mola vermeyenlere kıyasla daha önce uğraştıkları problemlerde belirgin biçimde iyileşti. Yeni problemlerde aynı kazanım görülmedi.
Bulgunun sınırı tam da burada. Boş zaman kendi başına fikir üretmiyor; önceden yüklenmiş bir problemin arka planda işlenmesine izin veriyor. Yani Lewis'in öğleden sonra yürüyüşü, sabahki dört saat olmadan bir işe yaramazdı. Çizelgenin iki yarısı birbirinin şartı.
Bertrand Russell 1932 tarihli «In Praise of Idleness» (Aylaklığa Övgü) denemesinde meseleyi toplumsal düzeye taşır: «Boş zaman uygarlık için zorunludur; eski zamanlarda azınlığın boş zamanı ancak çoğunluğun emeğiyle mümkün olabiliyordu.» Russell'ın tespiti Lewis'in çizelgesine de düşüyor. Lewis'in kendi cümlesinde çay «bana getirilebilirse» diye geçer; edilgen çatının arkasında, o günü mümkün kılan ev düzeni durur. Kusursuz gün hiçbir zaman yalnızca kişinin kendi kararıyla kurulmuyor.
Bir hatırlama, bir program değil
Metnin en kolay atlanan yanı da bu. Lewis bu günü yaşarken değil, kırk yıl sonra hatırlarken yazıyor; anlattığı düzen bir yetişkinin uyguladığı rejim değil, on beş yaşındaki bir çocuğun Surrey'de geçirdiği ayların geriye dönük idealleştirilmesi. Kendi anlatımına göre o dönemde haftada iki mektup alırdı: biri babasından, «bir görev meselesi»; biri arkadaşı Arthur'dan, «haftanın en parlak anı». Oxford'da ders veren, okur mektuplarına elle yanıt yazan olgun Lewis için böyle bir gün çoktan imkânsızdı.
Bu, çizelgeyi değersiz kılmıyor; ne olduğunu düzeltiyor. Elimizdeki şey uygulanabilir bir günlük plan değil, bir ölçüt. Lewis'in ortaya attığı soru şu: günümün kaç saatinde dışarıdan gelen bir talebe yanıt veriyorum, kaç saatinde sadece bakıyorum? Great Bookham'da oran birinciden yanaydı, çünkü posta haftada iki zarftı. Bildirim sayısının günde üç haneye çıktığı bir düzende aynı oranın nasıl kurulacağı, Lewis'in yanıtsız bıraktığı soru olarak duruyor.
Fotoğraf: Unknown author, Public domain, Wikimedia Commons