Nietzsche'nin kendini bulma yöntemi: şimdiye dek neyi gerçekten sevdin?
1874'te Basel'de 29 yaşında bir profesör, eğitimin ne işe yaradığını sorguladı. Nietzsche'nin “kendin ol” çağrısı, bugünkü kişisel gelişim sloganından çok daha talepkâr bir şey istiyordu.
Çok ülke, çok halk, çok kıta görmüş bir gezgine sormuşlar: İnsanlarda her yerde rastladığın ortak özellik nedir? Adam tek bir şey söylemiş — tembelliğe eğilim. Friedrich Nietzsche bu küçük anekdotu 1874'te tamamladığı bir denemenin ilk satırlarına koyar, sonra hemen itiraz eder: Aslında daha doğrusu “hepsi ürkek” demekti. İnsanlar âdetlerin ve kanaatlerin arkasına saklanıyor, der Nietzsche; çünkü herkes içten içe bir kez gelip bir daha asla tekrarlanmayacak bir varlık olduğunu bilir, ama bunu kötü bir vicdan gibi gizler.
Denemenin adı Schopenhauer als Erzieher, yani Eğitimci Olarak Schopenhauer. Zamana Aykırı Bakışlar (Unzeitgemässe Betrachtungen) dizisinin üçüncü kitabı. Bugün sosyal medyada dolaşan “kendin ol” afişlerinin kaynağı olarak sık sık bu metin gösterilir. Metni açıp okuyunca çıkan şey ise bir moral konuşması değil: oldukça sert, oldukça masraflı bir program.
-
Yemek tarifleri
Malzeme listesi, adım adım yapılış, süre ve porsiyon bilgisiyle. Çorbadan tatlıya kategoriye göre gez ya da aradığını doğrudan ara.
Tariflere bak → -
Nasıl yapılır rehberleri
Telefon ayarlarından resmî işlemlere, hesap güvenliğinden günlük hayattaki küçük sorunlara: numaralı adımlar ve tahmini süreyle anlatılmış rehberler.
Rehberleri gör → -
Program arşivi
Tarayıcılar, güvenlik araçları, ofis ve medya yazılımları. Her kayıtta ne işe yaradığı, sürümü ve indirme bağlantısı.
Programlara göz at → -
Sesli ve görüntülü sohbet
Odalarda grup görüntülü sohbet, birebir sesli arama ve canlı yayın. Tarayıcıdan çalışır — eklenti, uygulama ya da kurulum gerekmez.
Odalara gir →
Basel'de sıkışmış genç bir profesör
Metnin yazıldığı andaki tabloyu bilmek, ne söylendiğini anlamayı kolaylaştırıyor. Nietzsche, Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin kaydına göre Mayıs 1869'da, 24 yaşındayken Basel Üniversitesi'nde klasik filoloji kürsüsüne atanmıştı — bu göreve getirilmiş en genç isim. Schopenhauer denemesini Ağustos 1874'te bitirdiğinde 29'undaydı ve o yılın ekiminde 30'una girecekti. Yani üniversite hocalığını dışarıdan değil, tam içinden eleştiriyordu. Basel'den, sağlığı bozulduğu için 1879 Haziran'ında, 34 yaşında ayrılacaktı.
Arthur Schopenhauer ise onun hocası değildi; ikisi hiç karşılaşmadı. Nietzsche, 1865'te Leipzig'de öğrenciyken bir kitapçıda İstenç ve Tasarım Olarak Dünya'ya rastlamıştı; 21 yaşındaydı, Schopenhauer ise beş yıl önce ölmüştü. Deneme, ölmüş bir filozofu bir eğitimci saymanın ne demek olduğu üzerine kuruludur: Nietzsche'nin derdi Schopenhauer'ın öğretisini özetlemek değil, bir insanın bir başkasında kendi ölçüsünü nasıl bulduğunu anlatmaktır.

“Kendin ol” derken kastedilen ne değil
Nietzsche, insanı kalabalığın parçası olmaktan çıkaran şeyi vicdanın sesine bağlar. O ses şunu haykırır: Kendin ol; şu an yaptığın, düşündüğün, arzuladığın her şey sen değilsin.
Buraya kadar bugünkü kişisel gelişim rafından ayırt edilemez görünüyor. Ayrım bir sonraki cümlelerde başlıyor. Nietzsche, Eğitimci Olarak Schopenhauer'da şöyle yazar: Hayat ırmağının üzerinden geçmek zorunda olduğun köprüyü senden başka kimse kuramaz. Ardından esas uyarı geliyor — seni karşıya taşımaya hevesli sayısız yol, köprü ve yarı tanrı vardır, ama hepsinin bedeli senin kendinden vazgeçmendir; kendini rehin verir, sonra da kaybedersin. Dünyada yalnız senin yürüyebileceğin bir yol var; nereye çıktığını sorma, yürü.
Bu, bir vaat değil bir uyarıdır. Çağdaş “kendin ol” söyleminde kendilik, keşfedildikten sonra rahatlatan bir şeydir; Nietzsche'de ise ulaşılması pahalı, tehlikeli ve teselli vermeyen bir şeydir. Kendi içine inmeyi “başlaması zahmetli ve tehlikeli bir iş” diye tarif eder; öyle bir yara alabilirsin ki hiçbir hekim iyileştiremez. Tavsiye edilen bir hobi değil, göze alınan bir risk.
Yöntem: geriye dön ve neyi sevdiğini say
Peki insan kendini nasıl bulacak? Nietzsche kazma kürek içeri dalmayı verimsiz bulur: Tavşanın yedi derisi varsa insan yetmiş kez yedi deri soyar, yine de “işte gerçek sen busun” diyemez.
Bunun yerine önerdiği şey şaşırtıcı biçimde somut. Genç ruh hayatına dönüp baksın ve sorsun: Şimdiye dek gerçekten neyi sevdin, ruhunu ne yukarı çekti, neye hem boyun eğdin hem de onunla mutlu oldun? Saygı duyduğun bu şeyleri önüne diz; varlıkları ve sıralanışları sana kendi doğanın temel yasasını gösterebilir. Onları karşılaştır, birinin diğerini nasıl tamamladığını, genişlettiğini, aştığını ve açıkladığını gör.
Metnin en ters köşe cümlesi de burada. Nietzsche, kendini arayanı içeriye değil yukarıya yönlendirir: Senin hakiki varlığın derinlerde saklı değildir; senin üstünde, ölçülemeyecek kadar yükseklerdedir — ya da en azından genellikle kendin sandığın şeyin üstündedir. Yani “otantik ben” bir kasadaki mücevher değil, henüz olmadığın bir şey. Sevdiklerinin listesi bir arkeolojik kazı değil, bir merdiven: Nietzsche tam olarak bu benzetmeyi kullanır, hayranlık duyduğun şeyler boyunca kendine doğru tırmanmışsındır.
Eğitimci kurtarıcıdır, imalatçı değil
Bu tanımdan eğitim anlayışı da çıkıyor. Nietzsche'ye göre gerçek eğitimciler sana biçimlendirilemeyecek olan şeyi, kendi varlığının ham zeminini gösterirler; dolayısıyla eğitimcilerin senin kurtarıcılarından başka bir şey olamaz.
Kültürün sırrı da buradadır, der: Takma uzuv, mumdan burun, gözlük takmaz insana — böyle şeyler satın alabilen bir eğitim sahte paradır. Kültür bir özgürleştirmedir; taze filizlere musallat olan yabani otların, molozun ve haşerenin temizlenmesi, ışık ve sıcaklık, gece yağan ince yağmur. Bahçıvan benzetmesi tesadüfi değil: Bahçıvan bitkiyi imal etmez, önünü açar.
Bu ölçüt, eğitim kurumlarına doğrultulduğunda rahatsız edici bir soru üretiyor: Kurum, önünü açtığı şeyi mi büyütüyor, yoksa kendi ihtiyacı olan insanı mı imal ediyor?
Kurum kimi yetiştiriyor: felsefe kürsüleri üzerine
Nietzsche bu soruyu kendi mesleği üzerinden, ürkütücü bir açıklıkla sorar. Devlet, kurumlarının gerektirdiği kadar felsefe görevlisi seçer, der; böylece iyi ve kötü filozofu ayırt edebildiğini ileri sürmüş, üstelik bütün kürsüleri dolduracak kadar iyi filozof bulunduğunu varsaymış olur. Kalitenin de sayının da merci devlettir.
Ardından işin günlük tarafı geliyor. Seçilenler belli bir yere ve belli saatlere bağlanır; isteyen her öğrenciye, her gün, belirlenmiş saatte ders vermek zorundadırlar. Nietzsche sorar: Bir filozof, iyi bir vicdanla, her gün öğretecek bir şeyi olacağına söz verebilir mi? Bildiğinden fazlasını biliyormuş gibi görünmek, yalnız en yakın dostlarına söyleyebileceği şeyleri tanımadığı bir topluluğa anlatmak zorunda kalmaz mı? Saati gelmiş ama o gün aklında hiçbir şey yoksa ne olacak?
Bölümün en keskin cümlesi, sınav sonrası öğrencinin içinden geçirdiği rahatlamayı aktardığı yerdedir: Çok şükür filozof değilim, iyi bir yurttaşım. Nietzsche buradan şu soruyu çıkarır — ya bu rahatlama kurumun asıl amacıysa? Yani felsefeye doğru eğitim, aslında felsefeden uzaklaştırma ise?
Aynı mantığı ikinci sınıf yeteneklere de uygular: “Moda kültür”ün onlara fısıldadığı şey, kibirlerine ve zaaflarına seslenen bir davettir — beni izle, orada başkalarının gölgesinde bir araç olursun, burada ise kendin olur, öne çıkar, kamuoyunun alkışını alırsın. Nietzsche'ye göre en iyi insanlar bile bu tuzağa düşer.
Sonradan Schopenhauer'dan uzaklaştı — ama metni sahiplendi
Bu denemeyi bugün okurken atlanmaması gereken bir şey var: Nietzsche, Schopenhauer'ın felsefesini sonradan reddetti. Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin özetlediği gibi, Schopenhauer'ın kötümserliğini ve çileci ahlak anlayışını eleştirdi; Ahlakın Soykütüğü'nün üçüncü incelemesi, çileciliğin dinsel biçimleri kadar Schopenhauer'da aldığı akılcı biçimi de hedef alır. 1878'de yayımlanan İnsanca, Pek İnsanca ise üslubunda ve düşüncesinde bir dönüm noktası sayılır.
İlginç olan, Nietzsche'nin metnin kendisini sahiplenmeye devam etmesi. Ecce Homo'da o yılların denemeleri için, aslında yalnızca kendisine işaret ettiklerini söyler; en gizli tarihinin, kendi oluşumunun Eğitimci Olarak Schopenhauer'da yazılı olduğunu belirtir. Hatta daha da açık konuşur: Bu denemede konuşanın “Eğitimci Olarak Schopenhauer” değil, “Eğitimci Olarak Nietzsche” olduğunu kabul eder; tıpkı Platon'un Sokrates'i kendisi için bir şifre gibi kullanması gibi, o da tanınmış ama içi doldurulmamış iki tipi kendi söyleyeceklerini söylemek için kullandığını yazar.
Yani metnin kahramanı Schopenhauer değil. Schopenhauer, Nietzsche'nin kendi ölçüsünü görebilmek için tuttuğu ayna. Bu da “eğitimcini düşün” yönteminin en tuhaf sonucunu ortaya koyuyor: Hayranlık duyulan kişi yanlış çıkabilir, ama hayranlığın kendisi doğru bir şey gösteriyor olabilir.
Metnin sınırları
Yazının bir de rahatsız edici yanı var. Nietzsche'nin kültür tasavvuru eşitlikçi değil: Eğitim kurumlarından beklentisi, herkesin gelişmesi değil, dehanın doğmasına zemin hazırlanmasıdır; geri kalanlara bu doğuma hizmet etme rolü verilir. Bugünün eğitim tartışmasına bu haliyle taşınamayacak bir çerçeve.
Bir diğer sınır da yöntemin kendisiyle ilgili. “Şimdiye dek neyi sevdin” sorusu ölçülmüş, sınanmış bir teknik değil; Nietzsche'nin bir öneriden fazlasını iddia ettiği de yok — bunu kendini bulmanın tek yolu olarak değil, bildiği en iyi yol olarak sunuyor.
Türkçede metin var: Say Yayınları, Cemal Atila çevirisiyle Eğitimci Olarak Schopenhauer adıyla, Çağa Aykırı Düşünceler dizisinin üçüncü kitabı olarak yayımladı. Almanca aslı ve Adrian Collins'in 1909 tarihli İngilizce çevirisi kamuya açık.
Geriye bir soru kalıyor, üstelik Nietzsche'nin kendi kariyerinden çıkan bir soru. Basel kürsüsünü doldurmak için sınav veren, ders programı yapan, her gün belli bir saatte söyleyecek sözü olmak zorunda olan da oydu. Bir kurumun içinde kalıp aynı kurumun insan imalatına direnmek mümkün mü, yoksa Nietzsche'nin on yıl sonra kürsüyü bırakması sorunun tek dürüst cevabı mıydı?
Fotoğraf: Friedrich Hermann Hartmann, Public domain, Wikimedia Commons