Yazılı sohbetAna sohbet odası — üye olmadan da gir Sesli ve görüntülüKonuşarak sohbet et, istersen kameranı aç Canlı yayınlarYayındakileri izle

Ormanın dili: adını bilmediğimiz ağacı neden fark etmiyoruz

Hannah Fries'in yeni kitabı ormanı altmış bir sözcükle anlatıyor. Aynı tartışma 2015'te bir çocuk sözlüğünden düşen doğa kelimeleriyle patlak vermişti; dilbilim ise adlandırmanın algıyı kıpırdattığını ölçüyor.

Ormanın dili: adını bilmediğimiz ağacı neden fark etmiyoruz
Kültür 26 Eylül 2026 8 dk okuma 3 okunma

Ağaç kabuğuna yakından bakın: yüzeydeki o küçük, çizik gibi delikler süs değil. Botanikte lentisel deniyor onlara; kabuğun soluduğu gözenekler. Bir gövdeye bakıp "bu ağaç nefes alıyor" diyebilmek için tek bir şeye ihtiyaç var: o deliklerin bir adı olduğunu bilmek.

Amerikalı şair ve editör Hannah Fries'in yeni kitabı tam bu fikrin üzerine kurulu. A Forest Language: Words That Illuminate the Astonishing World of Trees, Storey etiketiyle 29 Eylül 2026'da çıkıyor; 176 sayfa, önsözü Maria Popova yazdı, çizimleri Henrike Lendowski yaptı. Kitap bir deneme derlemesi ve iskeleti sözcükler: orman ekolojisinden devşirilmiş, çoğu kulağa teknik gelen altmış bir terim tek tek açılıyor.

Neden önemli? Çünkü Fries'in yaptığı şey botanik ders kitabı yazmak değil. Bir orman terimini tanımlarken onun insana ne yaptığını da soruyor. Popova'nın The Marginalian'da 25 Eylül 2026'da yayımladığı tanıtım yazısında aktardığı satırlarda Fries, dilin yöneldiği şeyden çok onu kullanan hakkında konuştuğunu söylüyor: bir şeyi nasıl adlandırdığımız, çoğu zaman adlandırdığımız şeyden fazlasını bizden söyler.

Sisin içinde ikiye ayrılan orman yolu
Sisin içinde ikiye ayrılan orman yolu — Gerda Arendt, CC BY-SA 4.0 (Wikimedia Commons)

Altmış bir sözcük, bir ormanın envanteri

Kitaptaki maddeler kelime oyunu değil, gerçek terimler. Popova'nın saydıklarından birkaçı:

  • Samara — akçaağacın kanatlı tohumu; havada dönerek düşen o tek kanatlı meyve.
  • Preforest — Fries'in tanımıyla "orman ile orman arasındaki zaman ve mekân": bir orman gittikten sonra, yenisi gelmeden önceki aralık.
  • Rhizosphere — köklerin çevresindeki yeraltı ekosistemi.
  • Whorl — bir ibreli ağacın gövdesinde aynı hizadan ışınsal olarak çıkan dal kümesi.
  • Gallery — kabuk böceği larvalarının floemde beslenirken bıraktığı kıvrımlı hiyeroglifler.
  • Gemel — Fries'in ifadesiyle "iki ayrı ağacın doğal aşılamaya benzer bir süreçle birbirine kaynaması".
  • Bud break — ilk kırılgan yaprakların ilkbahar ışığında açıldığı an.

Yayıncının tanıtımında kitabın ele aldığı terimler arasında crown shyness (taç utangaçlığı) ve heartwood (öz odun) da sayılıyor. Taç utangaçlığı, komşu ağaçların tepe taçlarının birbirine dokunmadan durması; ormana alttan bakıldığında yaprak kubbesinde ince çatlaklar gibi görünen boşluklar bundan.

Taç utangaçlığı: komşu ağaçların yaprak taçları birbirine dokunmuyor
Taç utangaçlığı: komşu ağaçların yaprak taçları birbirine dokunmuyor — Akasmita, CC BY-SA 4.0 (Wikimedia Commons)

Fries'in kendi sonucu ise ölçülü. Popova'nın aktardığı satırlarda kitabın yazarı, bu sözcüklerin ve kavramların çoğunun özünde yaşam ile ölüm arasındaki çizginin bulanıklaşmasını yansıttığını söylüyor; orman zamanının insan zamanının telaşına kayıtsız bir ölçekte, daha yavaş ve daha geniş işlediğini yazıyor. Bitki dünyasının "bedenlenmiş zekâsı" üzerine son araştırmaların yeni olasılık alanları açtığını, ama bilinmeyenin hâlâ çok olduğunu da kendisi ekliyor — yani kitap ağaçlara bilinç atfeden popüler anlatının biraz gerisinde, ihtiyatlı duruyor.

Popova, kitabı tanıtırken William Blake'in bakış üzerine sözünü hatırlatıyor: bazılarını sevinç gözyaşlarına boğan ağaç, başkalarının gözünde yalnızca yeşil bir şeydir. Ursula K. Le Guin'in "dünya için kullanılan sözcük ormandır" cümlesini de anıyor.

Meşe palamudunu sözlükten çıkarmak

Bu tartışmanın bir öncesi var ve tarihi belli: 12 Ocak 2015. O gün aralarında Margaret Atwood, Michael Morpurgo, Andrew Motion, Helen Macdonald ve Robert Macfarlane'in bulunduğu 28 yazar, Oxford University Press'e açık bir mektup gönderdi. Mektup şöyle başlıyordu: imza sahipleri, Oxford Junior Dictionary'nin doğa ve kırla ilgili birçok sözcükten "sistemli biçimde arındırılmış" olmasından derin bir kaygı duyduklarını yazıyordu.

Mektubun verdiği örnekler somut: acorn (meşe palamudu), bluebell (çan çiçeği), conker (at kestanesi meyvesi). Yazarlara göre otuz yaygın ya da önemli Britanya bitki ve hayvan türünün adı, tarım ve yemekle ilgili terimlerle birlikte sözlükten düşmüştü. Mektubun temel iddiası editörlük felsefesineydi: sözlük hazırlayanların işi yalnızca eğilimleri yansıtmak değil, çocuğun dünya kavrayışını biçimlendirmeye yardım etmektir.

Macfarlane'in o dönem çok dolaşan cümlesi tartışmanın özeti sayıldı: bilmediğimizi gözetmeyiz, ve genel olarak adlandıramadığımızı bilmeyiz. Aynı yıl Macfarlane, Hamish Hamilton'dan çıkan Landmarks kitabında düzlükler, yükseltiler, sulaklar, kıyılar, ormanlar ve yeraltı gibi arazi türlerine göre ayrılmış sözlükçeler kurdu; kitap 2015 Samuel Johnson ödülünde kısa listeye girdi. 2017'de Jackie Morris'le birlikte hazırladığı The Lost Words, sözlükten düşen kelimeleri "çağırma büyüleri" biçiminde geri getirdi ve beklenmedik bir satış başarısı oldu.

Yayıncının cevabını da yazmak gerekiyor, çünkü mesele göründüğü kadar tek yanlı değil. Oxford University Press'in çocuk sözlükleri bölümünün başındaki Vineeta Gupta, sözlüğün boyutunun kısıtlı olduğunu söyledi: küçük eller onu tutabilmeli. Yayınevi ayrıca sözlüklerinin dili olduğu gibi yansıtmak üzere tasarlandığını, belirli sözcükleri buyurmak için hazırlanmadığını belirtti. Yani tartışma, "doğa kelimeleri silindi" kadar basit değil; sabit sayfa sayısına sahip bir çocuk sözlüğünde neyin yer tutacağına dair bir tercihti.

Adlandırma algıyı gerçekten kıpırdatıyor mu?

"Sözcükler algıyı biçimlendirir" iddiası edebiyatta hoş durur; laboratuvarda ölçülmesi zordur. En sağlam örneklerden biri Stephen C. Levinson'un 1997'de Journal of Linguistic Anthropology'de (7. cilt, 1. sayı) yayımladığı çalışma. Levinson, Kuzey Queensland'de konuşulan Guugu Yimithirr dilini inceledi. Bu dilde mekân tarifleri neredeyse tamamen pusula yönleriyle kurulur; sol ve sağ, mekânsal anlamda yok.

Levinson'un verdiği örnekler yalın: birinin ağacın önünde durduğunu anlatmak için "George ağacın hemen kuzeyinde" denir; birinden biraz kenara kayması istenirken "biraz doğuya kay"; marangoza kapı kasasını düzeltmesi söylenirken "biraz kuzeye al"; tütününü nerede bıraktığını anlatan kişi "evindeki batıdaki masanın güney kenarında bıraktım" der.

Bu yalnızca bir konuşma alışkanlığı olsa çok da ilginç olmazdı. Levinson, görüş alanı kapalı noktalarda konuşuculardan görünmeyen uzak yerleri işaret etmelerini istedi ve verdikleri yönü prizmatik pusulayla ölçtü. Kırsal duraklarda yapılan 120 denemede ortalama hata 13,9 derece; tüm denemelerin medyan hatası 11 derece. Cevaplar çoğunlukla bir iki saniye içinde, sık sık anında bir el hareketiyle geldi. Levinson bu becerinin kaynağının kendisi için hâlâ tam açık olmadığını, güneşin pusula olarak kullanılmasının en olası temel denetim olduğunu yazıyor — yani mekanizma değil, sonuç ölçülmüş durumda.

İlginç bir yan not: Levinson aynı makalenin girişinde, bazı dillerin konuşucuyu belirli ayrımları kodlamaya zorladığına örnek verirken Türkçeyi anıyor. Türkçede bir olayın doğrudan görülerek mi yoksa duyularak mı bilindiğini kodlamak zorunludur — gördüm ile görmüş arasındaki fark. Cümle kurmak, bilginin kaynağı hakkında bir karar vermeyi gerektirir.

Renk tarafında tablo daha karışık ve bu dürüstçe yazılmalı. Jonathan Winawer ve arkadaşlarının 2007'de PNAS'ta (104. cilt, 7780-7785. sayfalar) yayımladığı çalışma, Rusçada açık mavi (goluboy) ile koyu mavi (siniy) için iki ayrı temel sözcük bulunmasının işe yaradığını bildirdi: Rusça konuşanlar iki maviyi, ikisi farklı kategoriye düştüğünde daha hızlı ayırt ediyordu ve bu avantaj sözel bir ikincil görevle ortadan kalkıyordu. Ancak 2020'de Cognition dergisinde Jasna Martinović, Galina Paramei ve David MacInnes'in yayımladığı iki deneyli çalışma bu etkiyi tekrar üretemedi; kategori sınırının bağlama göre kaydığını, yani "Rus mavileri"nin sanıldığı kadar oturmuş olmadığını bildirdi. Dilin algıya etkisi vardır ama sınırları var ve bu sınırlar hâlâ ölçülüyor.

Türkçede ormanın kaç adı var

Türkçenin ağaçlık için tek bir kelimesi yok; işlevine göre ayrılmış bir dizisi var. TDK Güncel Türkçe Sözlük'e göre koru "bakımlı küçük orman", baltalık "sık sık kesimi yapılan orman" ve ayrıca "bir köyün odun gereksinimini sağlamasına izin verilen koruluk veya orman bölgesi", meşelik "meşe korusu veya meşe ormanı", fundalık "funda ile kaplı yer", çıralık ise çıra olarak kullanılmaya elverişli ağaç ya da tahta. Bu sözcükler ormanı botanik türüne göre değil, insanın onunla ne yaptığına göre bölüyor. Baltalık bir manzara adı değil, bir kullanım hakkının adı.

Kelimenin kendi geçmişi de öğretici. Sevan Nişanyan'ın etimoloji sözlüğündeki maddeye göre orman, Orta Türkçe "sık ağaçlık" anlamındaki aynı sözcükten gelir; en eski tanıklardan biri 1303 tarihli, Latince boscus karşılığında Farsça meşe ve Türkçe orman veren üç dilli bir liste. Yani Türkçede ormanın en eski yazılı izi, bir sözlük maddesidir. Aynı maddede 1300'den önceye tarihlenen bir kayıt da var: "bu çakda bu yirde bir uluğ orman bar irdi."

Kökene gelince, emin olunamayan yer burası. Nişanyan sözlüğü, sözcüğün Eski Türkçe or- "kesmek" fiilinden türemiş olabileceğini kaydeder ama bunu kesin saymaz; notta açıkça "eğer or- fiiliyle ilgili ise, ek yapısı açık değildir" diyor. Ahmet Küçükkalfa'nın İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi'nde (2015, 65. cilt, 2. sayı) yayımlanan "Orman-Oraman etimolojisi üzerine" başlıklı yazısı ise or- kökünü savunur ve sözcüğün ağaç kelimesinin çoğulu olmadığını, çobanlık kültürü içinden okunması gerektiğini ileri sürer. İki kaynak aynı kökü işaret ediyor, ama biri onu bir öneri, diğeri bir sonuç olarak sunuyor. Doğrusu: tartışma kapanmamış.

Eğer or- bağlantısı doğruysa ortaya hoş bir ironi çıkar. Türkçede ormanın adı, ormanın kendisinden değil, ona yapılan işten — kesmekten — geliyor olur. Ağaçlığı adlandırmanın ilk yolu, onu bir kaynak olarak görmek olmuştur.

Gövdeleri birbirine kaynamış iki dişbudak: gemel ağaç
Gövdeleri birbirine kaynamış iki dişbudak: gemel ağaç — Rosser1954, CC BY-SA 4.0 (Wikimedia Commons)

Sırada ne var

Fries'in kitabı bir tez ileri sürmüyor, bir alışkanlık öneriyor: ormana bakarken gördüğünü parçalarına ayırmak. Popova'nın aktardığı satırlardan biri bunu doğrudan söylüyor; bu öteki dünyaya bakabilmek için düşünmede bir kayma gerekiyor.

Açık soru şu: sözcük bilmek gerçekten gözetmeye dönüşür mü? Macfarlane'in cümlesi bir hipotez, kanıtlanmış bir bağlantı değil; Levinson'un ölçtüğü şey bellek ve yön duygusu, doğa koruma davranışı değil. Türkçe açısından ölçülebilir bir soru ise el altında duruyor: baltalık, koru, çıralık gibi sözcükler derleme sözlüklerinde kayıtlı olsa da gündelik dilden ne kadar çekildi, bunu bilen var mı? Bir dilin hangi kelimelerinin sessizce düştüğünü saymak, o sözcüklerin adını yeniden yazmaktan daha zor bir iş.

Fotoğraf: Gerda Arendt, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.